30 Ekim 2008 Perşembe

Neler oluyor...

4 gündür annanem hastanede. Bedenim işte, aklım hep onda. Erzurum'dan Teyzem ve oğlu geldi. Bugün Samsundan kuzenim, yarın da Abimler geliyor. Tüm aile bir aradayız ama keşke daha iyi bir sebebimiz olsaydı. Annanem'i bir görseniz hala kendinden çok bizleri düşünüyor. Akşamları hastanedeyiz tüm aile. Beni görünce saç modelimden giydiğim kıyafete kadar mutlaka bir yorum yapıyor. Eşimi, Alper'i nasıl geldiğimi, nasıl döneceğimi soruyor. My koo Çanakkale'de olduğu için beni eve götürecek araba bile ayarlamaya çalışıyor. Bana özel değil bu hepimize karşı böyle. Çok sık gelmeyin, işinize bakın ben yatıyorum işte diyor.



En çok üzüldüğüm ve içimi cız ettiren şey ilk hastanede beni gördüğünde bu bayram gelmedin, hiç öyle yapmazdın demesi oldu. Evet, haklıydı. Çocukluğumda annanemlerde geçerdi bayram hep. 8 yıllık evliliğim boyunca sanırım 16 bayram gördük. İlk defa bu bayram gitmedim hemde 45 dakikalık yol gözümde büyüdüğü için. İçinde yer etmiş ki beni görür görmez bu cümleyi kurdu. Ben de haliyle çok üzüldüm.

Sağlık durumuna gelince hastaneye ambulansla gelmişti. Tansiyonu önce 17'ye sonra 24'e çıkmış. Sol kolunda ve sol ayağında his kaybı var. İdrar ve kanında da enfeksiyon'a rastlanmış. İnip çıkan ateşi de canımızı sıkıyor. 84 yaşında ama yaşamayı, gezmeyi çok seven bir annanem var benim. Tek dileğimiz çabucak toparlanıp eve çıkması. Hastanede hem çok sık görüşemiyoruz hemde evde annanem çok daha rahat eder.

Biliyorum, çabucak iyileşecek, benim güzel gözlü Meleğim,
Yine elimi tutacak, yanağımdan öpecek, sıkıca sarılacak bana.
İyi haberler vermeyi diliyorum size...


Not: Yukarıdaki fotoğrafı yayınladığıma kızmaz umarım Rahime Sultan. Bu yaz annemlerde çekilmişti bu foto.

Not 2: Alper hasta olduğu için Pazartesi, Salı okula gitmedi. Dün'de resmi tatildi. 5 gün evde kalmak iyice miskinleştirdi Paşayı. Bugün bakalım ne yapacak? Okul kıyafetlerimiz sonunda hazırlandı. İlk fırsatta çekip koyacağım fotoğrafları da. Yeşil çok yakıştı oğlum'a...

29 Ekim 2008 Çarşamba

Kalbimizdesin Atam !



Not: Annanem hastanede yattığı için ben bu hafta gidemeyeceğim ama lütfen siz Can Dündar'ın yazıp yönettiği, Goran Bregoviç'in müziklerini yaptığı, "Mustafa" filmine gidin. Atatürk'ün Selânik’ten Dolmabahçe’ye kadar olan hayatını başından sonuna kadar anlatan, onu şablonlardan uzak olarak askeri, siyasi, insani boyutlarıyla ele alan bu film ölümünün 70.Cumhuriyet'in 85.yılında hazırlanabildi. Lütfen kaçırmayın...

28 Ekim 2008 Salı

Sonunda !

Canım pek yazmak istemiyor ama bloguma kavuşmak yine de sevindirdi beni. Yapılanları anlamak mümkün değil ama zararın neresinden dönsen kardır ne de olsa.

Ben gribim, Alper de öyle. Evde hasta olmayan yok anlayacağınız. En kötüsü Ananemin rahatsızlığı. Dün fenalaştı bir süre hastanede yatacak. Umarım çabucak iyileşir benim canım Annanem. Dua edin...

25 Ekim 2008 Cumartesi

İnanamıyorum Yaaaa!

Bu nasıl olur!
Nasıl bir mantık, izah vardır.
Hadsizlik değil de nedir bu!
Kimin benim anılarımı engellemeye, üzerine bir de sanki yüz kızartıcı bir suç işlemişim gibi "Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir" yazmaya...
Suçumuz neymiş anlayamadım.
Zaten son zamanlarda neyi anlayabiliyoruz ki!

Bu yazıyı çoğu kişi okuyamayacak, bende www.vtunnel.com adresi üzerinden yazıyorum bunları. Yayınlayabilecek miyim şüpheli ama neyse...

Not:Google Reader üzerinden yeni yazıların bir kısmını görebiliyorum ben. Tamamı olmasa da ilk iki paragraf orada da var. Bilginiz olsun.

Bu sayfa üzerinde en kısa zamanda düşüncelerimizi paylaşmak umuduyla.

Sevgiler,
Hepinizi şimdiden çok özledim.

22 Ekim 2008 Çarşamba

Yeni Ciciler...

Evde boş duruyorum sanmayın. Yeni takılar, çantalar, cüzdanlar hatta kendime cep telefonu kılıfı bile yaptım. Bu kumaşların her rengi bende mevcut olduğu için bolca göreceksiniz, kusura bakmayın !



Bozuk para çantası ve minik bir çanta. Yoğun istek üzerine :) kız kardeşim Aslı’ya yaptım bunu.



Bunu da kendime makyaj çantası olarak yaptım. Cep telefonu kılıfı ile şık olmuş değil mi :) Kumaşın üzerini yine boncuklarla işledim.



Bu pembe de abimin eşi Arzuya. Rengini kendisi seçti bana yapmak düştü.



Bu gri çantayı ve mini cüzdanı da uzun zaman önce Nihan Ablama yapmıştım. Ancak yayınlayabiliyorum :) Önce metal askı taktım ama hoşuma gitmeyince ip askıya döndüm. Bence çok şık oldu, sahibi de beğendi.

Bu yeşil kolye ve biklikleri de çok sevdiğim bir arkadaşım için yaptım. Rengini ben çok sevdim, umarım kendiside beğenir :)

20 Ekim 2008 Pazartesi

Karınca Design'dan ilginç tasarımlar

Karınca Design günlük hayatımızda kullandığımız klasik eşyalara farklı bir bakış açısından bakarak birbirinden ilginç tasarımlar ortaya çıkarmış. Çok sevimli şeyler var sitede. Benim sevdiklerim bunlar daha fazlası ve ayrıntılı bilgi için tıklayın...



Cüzdan, kartlık



Salata servisi, ekmek kızartma makinası, sıcak su torbası, kedi maması kabı



Saç kurutma makinası, şemsiye



Fincan, uçtu uçtu kaşığı


Kalem - kalemtraş - silgi, rende, termos



Çekiç, fındık kıracağı, karabiber değirmeni

Sürprizler geldi

Blog yazmaya başlayalı 1 yılı aştı. Bu kısa zaman zarfında bir çok arkadaşım oldu. Hepsi benim için çok çok kıymetli. Yeri geldi birbirimizi destekledik, yeri geldi birlikte güldük - ağladık, yaşadıklarımızı paylaştık. Öğrendik, fikir aldık, fikir verdik. Hiç tanımadığımız birisi için heyecanlandık, onun yerine güldük. Bazen hasta olduk, bazen birbirimizden şifa bulduk. Daha neler neler...



Geçenlerde Cezayirde yaşayan yine blogum sayesinde tanıştığım arkadaşım Tuğba'dan kart aldım. İçinden oğlum Alper'e kağıttan yapılmış sevimli bir tavşan ve mektup çıktı. Alper mektbun adına yazılmasına çok şaşırdı. Şimdi cevap sırası Alper'de. Bakalım neler yazdıracak bana...

6 Ekim benim doğumgünümdü. Sağolsun bir çok arkadaşım yorum yazarak, mail atarak kutladılar. Bilun Şen'de nazik kutlama mesajının yanı sıra benden posta adresimi istedi ve kendi el emeği olan bu iki hediyeyi yolladı bana. Cumartesi kargom elime geçti. Biri anahtarlık yada çanta süsü olarak kullanacağım bu şahane şey.



Diğeri de üzerindeki minik kaplumbağaya bayıldığım nazarboncuklu bu bileklik.



Ne kadar çok beğendiğimi defalarca yazdım Bilun'a ama buradan da bir kez daha teşekkür ediyorum. Eline sağlık, yetenekli arkadaşım. Tekrar teşekkür ederim bu güzel hediyelerine...

19 Ekim 2008 Pazar

Uluslararası Arkadaşlık Ödülü / Friendship Around The World Award



Nazocum,Lacheen ve
Gizemli Dünya
dünya çapında arkadaşlarımız olan bloggerları tanıtmak amacıyla her yıl verilen bu ödüle layık görmüşler beni. Teşekkür ediyorum üçünede kocamannn. Blogum sayesinde birbirinden özel arkadaşlar edindim. Bambaşka bir dünyaya açıldım. Kimi zaman okuduklarım sayesinde güldüm kimi zaman ağladım ama hiç pişmanlık duymadım. İyi ki bu blog sayesinde sizleri tanımışım.

Bu ödül sürekli alıcılar tarafından bir başkasına devrediliyor ve her alan kişi kendine gönderenden 1 fazla kişiye ödülü yolluyormuş. Nazo, Lacheen ve Gizemli Dünya tarafından layık görüldüğüm bu ödülü bende diğer arkadaşlarıma devrediyorum. Bende Nazo gibi bunun bir çeşit oyun olduğunu düşünerek ve kurallara uyarak rastgele oluşturuyorum listemi. Teşekkürler, iyi ki varsınız...

ANNECİK
ANNESİNİN BALLISI
AĞACA BİR TAŞ ATTIM
ARCHİ SUGAR
BEGÜMGÜM
BEN KONUŞUYORUM
BİR DERİN MASALI
BENDENİZ
BREEZYBEAD
ÇİLLİ KIZ
DOST KOKUSU
DURU TARİFLER
ELÇİN'İN YERİ
FORTUNA
FULL HOUSE
HANİMİSH
HAMARAT ELLER
HAYATA DAİRLERİM
İREM'CİK
KEDDY
KABARTMA TOZU
KADINCA BLOG
KİRPİKTEKİ GÖZYAŞI
KOŞAN KAPLUMBAĞA
MUTLU VE UMUTLU
MOONSUN
NİLLY ve Selin - Derin
MODA CADISI
OLMADI BAŞTAN
ÖRGÜ OYUNCAKLAR
ÖYKÜCÜ
PANDORA
PİNO'NUN YERİ
SEVİMLİ KURABİYELER
SMOOTHiE COOKiEE
SCRAPBOOKiNG - KAREN
ŞEKER PASTA
YELİZ'İN DÜNYASI

18 Ekim 2008 Cumartesi

Bir karga hikayesi...

Çok sevdiğim bir yazıyı paylaşmak istiyorum sizlerle...

80'ine merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen 45 yaşında ve saygın bir işi olan oğlu salonda oturuyorlardı.

Hal-hatırdan, çoluk-çocuktan, havadan-sudan sohbet ettikten sonra oğlu susmuş, ayrılmanın sinyalini vermişti.



O anda üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir karga kondu.
Yaşlı baba kargaya gülümserek biraz baktıktan sonra oğluna sordu: 'Bu ne oğlum?'
Oğlu şaşkın, cevapladı: 'o bir karga baba.'
Yaşlı baba kargaya biraz daha baktıktan sonra yine sordu: 'Bu ne oğlum?'
Oğlu daha da şaşkın, yine cevapladı: 'Baba, o bir karga'....
Karga hâlâ pervazda, komik hareketlerle başını sağa sola çeviriyor, başını yan yatırıyor, havaya bakıyor, sonra başını yine onlara çeviriyordu.
Yaşlı baba üçüncü defa sordu: 'Bu ne?'
Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa dönmüştü: 'O bir karga baba, üç oldu soruyorsun. Beni işitmiyor musun?'
Yaşlı baba dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taştı ve sesini yükseltti:
'Baba bunu neden yapıyorsun? Tam dört defadır onun ne olduğunu soruyorsun, sana cevap veriyorum ve sen hâlâ sormaya devam ediyorsun. Sabrımı mı deniyorsun?' Babası -yüzünde hâlâ bir gülümseme- yerinden kalktı, içeri odaya gitti ve elinde bir defterle döndü. Bu bir hâtıra defteriydi. Oturdu, sayfalarını karıştırdı ve aradığını buldu.
Sevgiyle gülümsemeye devam ederek sayfası açık bir vaziyette defteri oğluna uzattı ve o sayfayı okumasını söyledi.
'Bugün 3 yaşındaki minik yavrumla salondaki sedirde otururken yanıbaşımızdaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Oğlum tam 23 defa onun ne olduğunu sordu.
23 soruşunda da ona sevgiyle sarılarak, onun bir karga olduğunu söyledim.
Rahatsız olmak mı? Hayır! Onun sorusunu masumca tekrar edişi içimi sevgiyle doldurdu.'

17 Ekim 2008 Cuma

Ama hastayım anneee !

Yine benim Paşama nazar değdi galiba :)
Az önce yaptığımız telefon konuşmasını yazıyorum size...



Zırrrrr
- Aloo annneee, ben çok hastayım. Yine de okula gidecek miyim?
- Neyin var annecim, ne oldu?
- Burnum akıyo, öksürüyorumda !
- Babanneni ver bakiim, konuşayım ben.
(Babannemizin arkadan güldüğünü duyuyorum, Alper'de ısrarla telefona vermiyor.)
- Annecim bak öğretmenin daha dün dedi, devamsızlık yaparsan dersleri kaçırırmışsın. Çok hasta değilsen okula gitmek zorundasın.
- Offf annee offff, hastayım işte
- İyi o zaman akşama Polatlarla da ( Polat çok sevdiği bir arkadaşı. Uzun zamandırda görmedi.) buluşamayız arayıp iptal ediyim.
- Hayırr anne yaaa, iptal etme. Tamam tamam. Beni okula sen mi bırakıcaksın peki.
- Evettt
- Vayyyy, vayyy tamam o zaman

16 Ekim 2008 Perşembe

Toplantı Notları

Bugün 2. kez veli toplantısına katıldım. Öğretmen konusunda çok şanslı olduğumuzu daha önce de söylemiştim. Hakikaten şimdilik herşey yolunda. Alper okulda olan biteni anlatan bir çocuk değil. Bazen kendiliğinden bazı şeyler anlatıyor ama çok nadir. Sınıftaki en iyi arkadaşı Ali Mert'miş. Annesi sürekli Alper'den bahsettiğini söyleyince itiraf etti bizimkide.



Toplantıda beni şaşırtan birşey olmadı. İlköğretimde nedenini anlamakta zorlandığım el yazısı kullanıldığı için hazırlık olarak çizgi çalışması yapıyorlarmış. 1'den 10'a kadar sayıları tanıma, 10'dan geriye sayma ve 1'den 20'ye kadar sayı saymayı öğreneceklermiş. Alper renk ve sayıları uzun zamandır tanıyor. Çizgi çalışmalarında ilk günlere nazaran epey gelişme göstermiş.

Öğretmenimiz çocuğu tanıma ile ilgili forma yazdığımız yazıları dikkatlice okuduğunu ve çocuklarını çok iyi tanıyan ebeveynler olduğumuzu söyledi. Hepsini tek tek okumuş. Bazen gülmüş bazen ağlamış. Özellikle benim bu yazımda bahsettiğim yumurta konusuna çok üzüldüğünü söyledi. Hatta gözleri doldu. Tabi ben durur muyum durmam eşlik ettim hemen. Genel olarak bir sorunumuz yok okul ile alakalı. Sadece yemek yemek istemediğini bu yüzdende Alper'i zorlamadığını söyledi öğretmenimiz. Bu sorunu kreşte de yaşadığım için şaşırmadım.

Dün okulda ilk kez tiyatro izlemişler. Çok sevmiş Alper. En yakın arkadaşı Ali Mert ile yan yana oturmuş. Alper sakin bir çocuk olduğu için mizacına uygun çocukları seçiyor kendine. Okuldaki arkadaşları ile alakalı bir sorunda yaşamadık. Evde şikayet bazında da hiçbir şey söylemedi. Öğretmen sadece şimdiden gruplaşmaya karşı olduğu için hergün farklı yerlerde oturmalarını söylüyormuş. Ali Mert bazen yanımda oturmuyor demişti bana. Bencede çok mantıklı.

Hava bugün çok güzel. Pırıl pırıl, aydınlık bir gün. Arkadaşım Meltem, oğlu Onur, Alper ve ben okuldan sonra yemeğe gideceğiz. Güzel bir yemek ve ardından künefe yemeyi planlıyorum. Şimdiden çokkk acıktım.

Unutmadan bizim sol üst en arkada 21.dişimiz çıktı. Dişçiye sorduk ilk kalıcı dişimizmiş. Diğer dişlerimizde de hiç çürük yok. Şimdilik bizimleler.

Bugün anlatacaklarım bu kadar...

14 Ekim 2008 Salı

F 16 Yaptık !

Pazar günü Alper ile birlikte Kum boya yapmak için yakındaki bir alış-veriş merkezine gittik. Alper fotolardan anlaşıldığı üzere gayet mutluydu birde beni görseniz. Acayip sevdim kum boya yapmayı. Arada Alper yanlış renk dökünce sinirlendim bile. Çocuk gibi oluyorum bu durumlarda naapiiim :)



Renk seçimleri Alper ve bana ait. My Koo ise halimize bakıp gülmekle meşguldü.



Biz F 16'yı yaparken anne - babalar ve tabiki çocuklar durup bizi izlediler. Anne oğul uyum içerisinde çalıştık anlayacağınız.



Geceyi de bu pasta ile sonlandırdık. Yanında da limonata. Nefisti.
Frambuazlı pastaya bayıldığımı daha önce söylemişmiydim :)

13 Ekim 2008 Pazartesi

Sevdim...

10 Ekim 2008 Cuma

Neler Oluyor...

Kişisel yazı eklemedim bu aralar farkındayım. Bayram tatili, doğum günü, sobeler derken zaman geçip gitmiş.

Bizde neler oluyor;

Alper 13:00 - 17:00 arası okulda. İş çıkışı birlikte genelde bir şeyler yapıyoruz. 1 haftadır bayram harçlıkları ile bana yemek ısmarlayacak aslında ama hep atlatıyor. İlk günler evde unutuyordu parasını :) şimdi de bahanesi okula para götüremezmiş. Öğretmeni çokk kızarmış! Ben borç veriyim eve gidince öde diyorum ona da yanaşmıyor. Cimrilik durumu var anlayacağınız. İşin ilginci paralarının olduğu cüzdanda bende! Kendince bir hesabı var sanırım ama anneye de güveniyor :)

Alper'e bayram hediyesi olarak Playstation aldığımızı söylemiştim. Önümüzdeki yıl ilköğretime başlayacağı için şimdiden düzenleme yaptık. Cuma, C.tesi ve Pazar günleri oynayabiliyor. Kaç gündür bu akşamı bekliyor anlayacağınız :) Yeni oyunlarımız var onlar denenecek. Ama şimdilik favorimiz Hugo ve Tarzan.

Resim konusunda bazı eksiklikleri olduğu için evde akşamları pastel boya ile çalışmaya başladık. Kartonlarlada faaliyetler yapmaya devam ediyoruz.



Bu iki resmi okulda yapmış. Yukarıdaki surat. Aşağıdaki bina, kuş, araba, insan ve gökyüzünden oluşan bir resim. (çözemeyenler için!)



Eşim bu hafta geceleri çalıştığı için pastalı bir doğum günü kutlamadık bu yıl. İş yerindede kutlamak istemedim. Bu yıl epey sönük geçti anlayacağınız. 30'da görkemli bir kutlama yaparım artık. Eşim evde olmasa da üzerinde küçük notlar yazan iki hediye almış. Biri oğlumuz biri de kendisi için. Alper koca! çocuk olsa da ve istediği herşey mantık çerçevesinde yapılsa da böyle günlerde hafiften fesatlanıyor. Babası hediyeleri saklamış. Akşam telefonla Alper'i aradı. Yerlerini söylerken büyük olan senin demiş. Garibim ona da hediye almış zannedip sevindi. Sonradan büyük paket senin annene hediyen deyince bozuldu. Ama toparladık durumu :)

Geçen gün Lacheen'in bu yazısında bahsettiği geçici saç boyalarından aldım. Red Sonja'ya boyadım saçımı. Saçlarım koyu kestane olduğu için gün ışığında belli oluyor. Koyu kızıl oldum yani. 8 - 10 yıkama sonra eski halime dönecekmişim.

Salıncakta İki Kişi sayesinde keşfettiğim John Frieda saç düzleştiricisinden de bahsetmek istiyorum. Alalı epey oldu ama yeni kullanmaya başladım. Saçları düzleştiricilerin verdiği hasarlara karşı koruma ve saça daha kolay şekil verme özelliği var. Elektriklenmeyi de önlüyor. Mucize bir ürün değil ama ben severek kullanıyorum. Kokusu çok güzel. John Frieda'nın ürünleri Ykm ve Boyner mağazalarında bulunuyor. Ben internet üzerinden buradan sipariş verdim.

Ürünün genel özellikleri: Kahve Tonlardaki Saçlara Özel Düzleştirici ve Pürüzsüzleştirici Bakım Sütü (Doğal, Boyalı veya Gölgeli Saçlar için) İpek proteini, kakao tanecikleri ve çay yaprağı özü içeren hafifi ve besleyici formülü ile kahve tonlardaki saçınıza nem ve parlaklık sağlarken, ısı veren saç şekillendiricilerin neden olduğu hasarı engellemeye yardımcı olur. Gün boyunca ışığı yansıtan, yumuşak ve düz şekillendirilmiş saçlara sahip olmanızı destekler.

Ayrıca şampuandan, bakım kremine kadar farklı birçok destekleyici ürünüde mevcut. İhtiyacı olan veya merak eden varsa kullanabilir. Farkındaysanız saçlara taktım bu aralar :) Boyunu kısaltmaya kıyamadığım için olabilir! Saçımdaki boyalar çıkınca da aralara kızıl balyajlar attırmayı düşünüyorum. Planlarım şimdilik bu kadar :)))

Burada havalar bir sıcak bir soğuk. Eğer akşam Alper ile dolaşmıyorsak evde dinlenmeyi tercih ediyorum. Tv izlemek, resim yapmak anne - oğul bizi oyalıyor. Ev işleri ile aram pek iyi değil bu aralar. Evim derli toplu ama hani dip köşe bir temizlik yapsam hiç fena olmaz :) Sonbahar beni miskinleştirdi ama hiç şikayetim yok. Biraz kendimi dinlememde gerekiyor. Şimdilik herşey yolunda. İyi hafta sonları diliyorum sizlere, ben yarında burdayım :)

Sevgiler...

8 Ekim 2008 Çarşamba

Yeni bir sobe "Visulog"

Visulog görsel DNA ile ilgili testi pek çok blogta görüyordum. Hatta sobelenmediğim halde meraktan yapmıştım. Pandora sayesinde de şimdi yayınlıyorum :)



Alışkanlık yaratığı ne demek yahu :)



Ruh halim kesinlikle doğru ama moda diye herşeyi giymem ki ben!!! Aileme çok düşkün olduğum, romantizmi sevdiğim ve fonda daima bir müziğin olduğu ise kesinlikle doğrudur.



Hayatı gerçekten her haliyle severim. Doğallık ve sakinlikte bana göre ama bazen şaşaalı şeyleri de sevdiğim olur. Ayrıca tatile de bayılırım.



Alışkanlık yaratığıymışım meğer :)
Hakikaten kafeinsiz ne yapardım ben?



Romantik bir aşk böceğiymişim demek ha:)
Sizde çok eğlenceli olan bu testi bende yapmalıyım diyorsanız BURAYA tıklayın. Sobe için çokk Teşekkür ederim Pandora.

Ebe sırası şimdi de Sönmez Mutfak'ta...

6 Ekim 2008 Pazartesi

Bugün Benim doğum günüm…

Bugün Benim doğum günüm
Kelimeler büyüyor ağzımda
Bildiğim tüm hayatlar
Paramparça, paramparça…


80 doğumlu olduğuma göre dolu dolu 28 yaşındayım.
Neyse ki yaş ile alakalı kompleksli döneme henüz girmedim ama belli de olmaz her an her şey olabilir !



28 yıllık koca bir hayatı paylaştığım güzel bir ailem, mutlu bir evliliğim, 6 yaşında dünya şekeri bir evlat ve anı paylaşacağım güzel dostlarım var. Şimdi bunların arasına yazdıklarımı okuyan, duygularımı paylaşan sizlerde eklendiniz. İyice çoğaldığımı hissediyorum. Ardıma dönüp baktığımda, yaşadıklarımı tarttığımda keşkelerin azlığı yüzümü güldürüyor. İyi ki yapmışım diyorum bir çok şeyi. Umarım ömür boyu böyle devam eder.



Bu fotoğraf 2 yıl önce eşimin bana hazırladığı sürpriz doğum gününde çekilmişti. Arkadaşlarımızla iftar yapıp kahve içmek için caddedeki bir kafeye oturmuştuk. Pasta ve hediyeler ise ardından gelmişti :)

Anlayacağınız ben bugün 1 yıl daha büyüdüm. Bu koca yıl belki yüzüme minik çizgiler yerleştirdi ama yaşadıklarımın verdiği hazzın yanında ne önemi var ki !

İyi ki doğmuşum,
İyi ki varsınız...

3 Ekim 2008 Cuma

Bayramda Bitti

Ben diyeyim sayılı gün çabuk geçer, siz deyin 3 güncük tatil neyini sayacaksın :) geçip gitti işte ömrümüzden biraz daha...

Bayram sonrası pek melankolik oldu biliyorum ama içimden geldi işte. Bayramın ilk gününü akraba ziyaretlerine ayırıp 2.ve 3. gün bolca uyuyup dinlendim. Yenen baklavalar, zerdeler, aşureler, sarmalar, börekler ve kuzular midemde oturuyor :) anlayacağınız.



Benim paşa asker oldu bu bayram :)

Bayram sabahı ben kıyamadım ama babamız 8’de kaldırdı Alper’i. Alt katımızda oturan Babaannemizde bayram kahvaltımızı yapıp 12:00 gibi çıktık dışarı. Alper bey cüzdanı arka cebinde aldığı harçlıkları sayıp durdu bütün gün.



Güldüğüne bakmayın resim çekiyorum diye delirdi :)



Birkaç zamandır Playstation istiyordu Alper bizde bayramı fırsat bilip aldık. Babasıyla bolca oynadılar. Bayram hediyesinden kurtulduk derken son anda yine aldı bir şeyler :)



Bu da okulda hazırlanan Bayram sürprizimiz, şeker tadında...