31 Aralık 2009 Perşembe

Giden yıl'a veda gelen'e merhaba!!

Acı, tatlı bir yılı daha ardımızda bırakıyoruz..
Bu yıl da geçip gitti işte..
İyisiyle, kötüsüyle yaşandı ve bitti..
Bir çok güzel şey yaşadım aslında 2009'da ama keder her zaman daha ağır basıyor..
Kayıplar kazançlara gölge düşürüyor maalesef..
Neler yaşadım bu yıl, neler biriktirdim, neler kattım, neler eksilttim..
Ne çok ağladım, ne güzel güldüm..
Bu liste daha uzar gider aslında ama yazacak gücüm yok!
Teşekkür edip, yeni yılınızı kutlamak istiyorum.


Bu kişisel blog aracılığıyla birlikte bir çok şeyi paylaştık..
Dertleri azalttık, sevinci katladık ve hayatı bir biçimde birlikte yaşadık..
Yorumlarınızla, maillerinizle yaşamıma renk kattınız.
Canımı acıtmaya çalışanlara inat gülümsettiniz, yüreklendirdiniz beni..
Yolu bu blogtan geçen, satırlarımda kendini bulan herkese çok teşekkür ederim..

2010'da tüm dileklerinizin gerçek olması çok zor belki ama istediğiniz herşeye kavuşmanızı yürekten diliyorum.



İyi seneler..
Güle güle ikibindokuz,
Hoşgeldin ikibinon..

30 Aralık 2009 Çarşamba

Giden yıl..

Bir çırpıda geçip gitti koca yıl…
Ağlattı, güldürdü, şaşırttı, kızdırdı…
Ama geçip gitti işte, her yıl gibi…
Güle güle 2009!

***

Epey üzdün aslında beni bu yıl.
Ananemi aldın, kanadımı kırdın.
Boşlukta hissettim kendimi uzunca bir zaman.
Bomboş, hissiz…
Ölüm ne kadar soğuk ve karanlıkmış meğer…
Buzzz gibi!
Anladım, anlattın, ağladım…

***

Kederden sonra mutluluktan ağlattın beni...
Oğlumu okul formasıyla sırada görünce ağlamasam olmazdı zaten…
Hele ilk “anne” yazışı kargacık burgacık el yazısıyla…
An-ne, an-ne, anneee…

***

Şaşırttın beni…
Kendi bloğumdan sonra Hamarat Diva’da yazmaya başladım.
Yepyeni bir dünyanın pencereleri aralandı.
Başka hayatlara ve belki de yıllarca sürüp gidecek dostluklara yol aldım.
Hem de hiç aklımda yokken…

***

Biraz incelttin beni giderayak…
Sekiz kilo kadar…
Ama devamı gelecek, merak etme!
Bitmedi henüz…

***

Sinirden de ağladım.
Evet, sulu gözlüyüm kabul!
Suç da bende belki daha sabırlı olmalıyım ama elimde olmuyor bazen.
İstemeden kızıyorum, kırıyorum.
Meğer öğretmek öğrenmekten daha zormuş.
Heceler, sözcükler ve hayatı anlatmak sandığım kadar kolay değilmiş.
Anladım, anlattın…

***

Aslında daha bir dolu şey var yazmak istediğim ama saat epey geç oldu.
Ne yazacağıma karar veremeden sabah oldu.
Bu satırlar döküldü kalemimden.
Yeni yıl mesajı ekleyerek veda ediyorum sana,
Güle güle 2009…

***

2010 hayallerinize bir adım daha yaklaştırsın sizi, beni…
Daima sevinç gözyaşları aksın gözlerinizden, gözümden…
Sevdikleriniz yanınızda, yanımda olsun…
Sağlığımız, paramız, mutluluğumuz, aşkımız bol bereketli olsun…

Nice Senelere...
Sevgiyle...

28 Aralık 2009 Pazartesi

Diyette 8.Hafta..

Diyete başlayalı tam 2 ay oldu..
Bugün de kontrol günüydü..
Bu hafta kardeşimin doğum günü ve ardından üst üste iki gece yapılan yemekli programlar nedeniyle diyet listemi harfiyen uygulayamadım.
Aşure, ordövr tabağı, pasta falan derken limiti biraz aştım :(
Dengeyi sağlamak için ise öğle yemeklerini hafiflettim.
Sonuç 1.5 Kg vermişim..
2 ay'da tam 8 kg oldu..
Şimdilik herşey planladığımız gibi devam ediyor.

Umarım 2010'da daha da incelirim..

24 Aralık 2009 Perşembe

Haydins ve Nazo'dan aldığım ciciler..

El emeği ve hayal gücünü birleştirerek birbirinden güzel aksesuarlar yapan bir çok arkadaşım var.
Onlardan alışveriş yapmak benim için büyük bir zevk..
Geçen hafta da yine iki yetenekli arkadaşımdan çok şirin ürünler aldım..
Şık paketlerle ve içinde hediyeleriyle birlikte elime ulaştılar..
Twitter'a yazdım ama buradan da bir kez daha teşekkür etmek istedim.
Hem siz de neler aldığımı görmüş olursunuz :D

Haydins sayesinde çek boncuklardan yapılmış bu iki aksesuara sahip oldum.
Yakından çok daha güzeller haberiniz olsun..



Tel ile elde örülen bu iki süs ise Alper için..
Çoktannn çam ağacındaki yerini aldı..
Teşekkür ediyoruz Haydins ablası..
Hem şık paket hem de hediyelerin için..



Haydins'in blogu için buraya Takı Askısı için ise buraya tıklayın..


İkinci alışverişim ise Nazo'nun şahane keçe tasarımlarından biri oldu..
Daha önce anahtarlık almış ve burada da yazmıştım..
Bu keçe broşu da Nazo'nun blogunda görür görmez çok sevdim..
Rengarenk..
Umut vaadediyor resmen..
Eeee yeni yıl umut demek zaten..
Benim olmalıydı o yüzden hemen aldım..
Hatta haftasonu kullandım bile..



Nazo'nun blogu için buraya pasajı için ise buraya tıklamanız yeterli..

Keyifli bir alışveriş yaptım kızlar sayenizde..
Sağolun..

23 Aralık 2009 Çarşamba

İyi ki doğdun..

Bugün O'nun doğumgünü..



İyi ki doğdun canım benim..
İyi ki varsın..
Seni çok seviyorum..

"ablan"

Bir yıl daha geçti..

Koskoca bir yılı daha ardımızda bırakıyoruz.
2000’li yıllar hayal gibi gelirken 2010’a merhaba diyeceğiz.
Şaka gibi resmen…Zamana yetişmek mümkün değil galiba!
Bir yerlerde bir şeyler hep kaçacak ve biz de yine olmadı diye üzülüp duracağız.
Yarım kalan işler, ihmal edilen ilişkiler, ertelenen hayaller ve bahaneler hayatın gerçeği olarak duracak yerli yerinde.
Ne zamana kadar, nereye kadar!
Hep diyorum ki bu yıl “başka” olsun.
Ama ben hala “aynıyken” nasıl olacak ki o?
Nasıl boş vereceğim her şeyi?
Nasıl daha az dolacak gözlerim?
Nasıl daha az keşke diyeceğim?
Karamsarlıktan nasıl kurtulacağım?
Kendimi, hayatı ve yaşanılanı sorgulamaktan nasıl vazgeçeceğim?
Nasıl, nasıl, nasıl…
Aslında bu “nasıl’ı” bir kenara bırakıp yeni yıl’a odaklanmam gerek.

Çünkü yeni yıl demek yepyeni umutlar, hayaller, beklentiler demek.
Yeni yıl demek düşlere yaklaşmak demek.
Yeni yıl yaşlanmak ve aslında büyümek demek.
En zoru da bu galiba “büyümek”
Büyüdükçe daha fazla şeyi sırtlamak ve daha fazla dertlenmek demek!
Zorluklarla tek başına savaşmak ve yorulduğunda “offf” diyememek demek…
Kederle yoğrulmak, kaderle boğuşmak ve daha fazla iç çekmek demek…
Keşke büyümesek…
Büyümeseydik!
Büyümeseydim!
En büyük derdim sınavdan kırık not almak olsaydı çocukluğumdaki gibi…
Keşke!



Ben 2010’dan içimdeki çocuğu kaybetmemeyi diliyorum.
Gözlerim bu ağaçtaki gibi hep ışıl ışıl olsun.
Daima…
Hoş geldin yeni yıl, merhaba 2010

21 Aralık 2009 Pazartesi

Dün, bugün, planlar..

Kış'ı sırf bu kasvetinden dolayı sevmiyorum..
Hep karanlık, puslu..
Sıkıcı ve hüzünlü..
Uğultu ve rüzgarın homurtusu da cabası..

Dün'e de böyle bir hava damgasını vurdu..
Önce lodos ardından fırtına..
Biz Alper ile birlikte öğlen baskete gittik sonra da ailenin kadınları ile buluştuk halamın sofrasında..
Hatta ben sohbete dalıp yemeği biraz fazla kaçırmışım!!
Telafi edeceğim artık bu hafta..

Pazar günü evde olmadığım için haftasonu yapılacak işler birikti..
Biraz ütü, biraz temizlik..
Prima Rima'nın düzenlediği yılbaşı etkinliği için hediyemi de hazırlayıp yollamam gerekiyor..
Okunacak kitaplar, yapılacak DIY projeler..
Bol bol da yürümem lazım..
Alper ile Avatar'a gidelim istiyorum derslerden fırsat bulursak..
Dvd'de izlemek istediğim filmler, Tv'de de birkaç keyif veren dizi var..
Alper ne zamandır faaliyet yapmıyoruz dedi geçen gün..
Renkli kartonlar ve yapıştırıcıların arasında kaybolmak istiyormuş..
Aaa bir de birlikte kek veya pasta da yapalım diyor..
Muffin pişirip süslesek hiç fena olmaz..

Bakalım bu haftanın galibi kim olacak!
Vakit neleri yapmamıza izin verecek..
Ya da zaman su gibi mi akacak yoksa damlaya damlaya göl mü olacak göreceğiz..

Son bir tavsiye;
Candan Erçetin'in 6 yıllık aradan sonra çıkardığı yeni albümü "Kırık Kalpler Durağında"..
Mutlaka dinleyin..
Albüme adını veren şarkıya bayıldım..
Tam bu havalar için..

Mutlu haftalar..

Diyette 7. hafta..

Bu hafta kilo verememişim hiç!
Regl dönemi dolayısıyla 1 kiloya yakın ödem varmış vücudumda..
1200 gr'lık yağ su ve kas'a dönüşmüş ama net ağırlık hala aynı!!
3 gün boyunca ödem atıcı çay içeceğim..
Ve hafta boyu metabolizmayı hızlandıracak, şaşırtacak bir diyet uygulayacağım.
Diyetisyenim bu haftanın açığını kapatacağımızı söyledi, umarım..
Yeni yıl'a bir kaç kilo daha vererek girsem hiç fena olmayacak :D



Ödem atıcı çay

Regl döneminde 3 gün boyunca içilebilirmiş bu çay ama regl dışında kullanılmaması gerekiyor. Vücutta su kaybı oluyormuş. Günde 1-2 fincan tüketebilirsiniz..

Yapılışı: 1'er tutam yeşil çay, mısır püskülü, kiraz sapı ve maydonoz'u 1-2 dk kaynatıp 3-4 dk demledikten sonra limonla birlikte içebilirsiniz.

Ben bu akşam başlayacağım içmeye..
Bitki çayları ile aram pek iyi değildir ama ilaç niyetine içeceğim artık :(
Umarım tadı güzeldir..

18 Aralık 2009 Cuma

Alya, Sevgilim ve Ben

Ayşe Arman hayranı olduğumu bilmeyen kaldı mı?
Sanırım yok!

Yeni kitabının çıkacağını öğrenince çok sevinmiş ve beklemeye koyulmuştum.
D&R sipariş almaya başlayınca hemen online bekleyenler listesine yazıldım :p
Perşembe günü piyasaya çıkan kitap bu sabah elime ulaştı..




Ayşe Arman’dan hamileliğine, “sevgili” olmaktan “sevgili ve anne” olmaya geçişine, anneliğine, kızı Alya’ya dair yazılar ve bu serüvenin en güzel fotoğrafları var bu kitapta..

Ayşe Arman yazar gelirini LÖSEV'e bağışladığı bu kitap için;

Bu kitap bizi anlatıyor.
İçeriden sansürsüz.
Katıksız.
Bu kitap bir tür albüm.
Bu kitap, buzdolabının üzerinde yapıştırılmış olan, yazı masamın arkasında asılı duran fotoğraflardan oluşuyor.
Tamamen doğal fotoğraflar.
Bizim ev halimiz.
Kendi halimiz.
Belki de bu heyecanladırdı beni.
En basit, en yalın, en samimi halimiz.
Ve ben seviyorum bu halimizi.
Hayattaki en büyük başarım da bu, böyle bir aileye sahip olmak...

demiş..
Haklı, çok haklı..
Aşk'ı bol, mutluluğu daim olsun..

Ben kendimi bol resimli bu serüvene kaptırıyorum..
Hoşçakalın..

16 Aralık 2009 Çarşamba

Sinangil Unlarından hediye paketim..

Sinangil Unları tarafından deneme amaçlı yollanan paketim hafta sonu elime ulaştı..

Kocaman kutunun içinden; Tam buğday unu, Mantı unu, Baklavalık un, Böreklik un, Vanilyalı, Hindistancevizli, Bademli ve Sade kekunları, Kepek ekmekli un, Tahıl ekmek unu, kabartma tozu ve karbonat çıktı..



Böreklik unu dün kayınvalidem denemiş ve elde kolaylıkla açıldığını söyledi..
Ben bu ara diyet dolayısıyla tahıllı ve kepekli ekmeklere kafayı taktığım içi beni en çok ekmek unları sevindirdi..
Ekmek makinam yok ama üzerindeki tarifleri inceledim normal fırında da rahatlıkla yapılabiliyormuş.
En kısa zamanda deneyeceğim..

Bu güzel jesti için Sinangil Unlarına teşekkür ediyorum..

Erkek Anneleri!

Erkekler ve Kadınlar arasında asırlardır sürüp giden bir çekişme hatta didişme halleri mevcut!
Kimi dinleseniz “O” haklı…
Geçen gece Yeşim Salkım’ın katıldığı eski bir TV programını izledim.
O da bizi suçluyor!
Kimi mi?
“Erkek annelerini”

Diyor ki;

Asıl hata erkek çocuk yetiştiren annelerde ve böyle yetişmiş çocuklarda!
Sevdiğiniz ve güvendiğiniz bir erkekle evleniyorsunuz sonrasında o erkek sizden sonsuz anlayış, özveri, sabır bekliyor. Annesinin yıllarca yaptığı gibi şımartılmak istiyor. Eve geldiğinde önüne sevdiği yemekler konsun, gömleği iyi ütülensin istiyor. Hata yaptığında affedilmek istiyor!
Kısaca annesinin yaptığı her şeyi zamanla “hayatındaki kadından” bekliyor.

İyi de ben onu doğurmadım ki!
Ben onun Annesi değilim.
Bu, bu kadar basit!
35 yaşındaki çocuğuna “Oğluşum” diyen anneler hala var olduğu sürece bu sorun çözülmez.
Çözülemez diye de bitiriyor konuşmasını…

Aklım karışıyor benimde…
Erkekler ve onlarla yaşamaya tahammül eden kadınlar…
İddialı bir cümle oldu belki ama gerçekliği de yadsınamaz!
Her kadını hayatının bir döneminde bunaltan, pes ettiren, bıktıran hatta çıldırtan bir erkek olmuştur.
Bu bazen erkek kardeş, bazen bir dost, bazen sevgili, bazen baba bazen de kocadır.
Ve tüm bu erkekleri yetiştiren de “kadındır”.
Peki, ama sorun nerde?
Hatayı nerde yapıyoruz?
Mesela erkek evlat yetiştiren bir anne nasıl davranmalı?
Sorumluluk sahibi, eşine yardımcı ve hayatı paylaşacak bir erkek yetiştirmek için neler yapmalıyız?
Sizce de erkekler hayatı işlerine geldiği gibi yaşamak için kadınları ta başından beri kullanmıyor mu?
Bu işte bir gariplik yok mu?
Hatayı en başında mı yapıyoruz?
Asıl suçlu kadın mı?


Ben çözemedim
Top sizde…

15 Aralık 2009 Salı

Alper ve yılbaşı ağacımız..

Yeni yıl heyecanı erkenden sardı bizim evi..
Alper çam ağacı alalım diye tutturdu..
My Koo bu konularda benden daha tutucu ama Alper ısrar edince "geleneğemiz olmamasına" rağmen bir ağaç aldık..
Ağaç ve süslerin çoğu Koçtaş'tan..
Geri kalanı ise Asortie, Carrefour ve Tchibo'dan..
Hala birkaç eksik var aslında ama bir ara bakacağım onlara da..



Ağacı kurmak için ben ne kadar ağırdan aldıysam da fayda etmedi.
Alper'in azmiyle bu hafta sonu oturma odasındaki yerini aldı ağaç..
Heralde milyon kere "anne ne zaman kuracağız ağacı" demiştir..
Sonunda pes ettim!
Bu çocuklar neden bu kadar ısrarcı oluyor bilen var mı?



En baştaki keçe köpiş'i Haydins ablası Alper'e yollamıştı.
Aslında bende Nazo'cuğumun yolladığı keçelerden ağaç için değişik süsler yapmak istiyordum ama Tchibo'da çok uygun fiyata satıldığı için onları kullanmaya kıyamadım.
Böyle aldığım ya da bana hediye edilen ama benim kullanamdığım ne çok şeyim var bir bilseniz..
Kıyamıyorum bir türlü..
Çok saçma ama öylece dursunlar bir kenarda istiyorum :p
Ben uzaktan uzağa seveyim..

Neyse bu konu başka bir yazı konusu aslında..
Burada kesmek gerek :D

Alper notu:

Okumaya başadığı için acayip heyecanlı..
Hatta şaşkın..
Sokaklarda tabelaları falan keşfetmeye çalışıyor..
Bugün benim bilgisayarda strawberry'nin alışveriş sayfası açıktı.
Anne bu ne diye sordu bende anlattım.
Satın almak için nereye tıklayacağım dedi.
Bende bana soracağına oku dedim.
Sss eee Se Sepetee ekleyi mi diye sordu :D

Sağlık durumu ise çok daha iyi..
Sinüzit çok kolay atlatılabilecek bir hastalık değil ama ilaç tedavisi olumlu sonuç verdi.
En azından bulantıları kesildi..
Derslerine daha rahat konsantre olabiliyor artık..
Gayet iyiyiz yani..

14 Aralık 2009 Pazartesi

Diyette 6.Hafta..

Diyette 1.5 ayı geride bıraktım..
Zaman tahminimden daha hızlı akıp gitti..
Bu hafta metabolizmam biraz yavaşlamış..
Sadece 600 gr verebilmişim ama moral bozmak yok!
Damlaya damlaya göl olur değil mi?
Tamamı yağdan olması tesellim oldu..
Açığı kapatmak ve yavaşlayan metabolizmamı hızlandırmak için haftada 4 gün yürüyeceğim..
Bir de salataya ağırlık vermem gerekecek..
Genel toplama bakarsak aslında 1,5 ayda 6,5 kilo vermiş oldum.
Hiç de fena değil..

Not: bundan sonra sizlerle ayrıntılı olarak diyet listelerimi paylaşmayacağım. Doktorum ile konuştuk ve sağlık sorunları olan kişiler eğer "bana özel" verilen listeleri uygularlarsa sorun yaşayabilir düşüncesi ile daha önce verdiklerimi de kaldırdım. Tabi ki neler yediğimi, neler ile beslendiğimi ve kaç kilo verdiğimi yazacağım ama ayrıntılı liste yayınlamayacağım. Sorularınız var ise yorum yazabilirsiniz..

12 Aralık 2009 Cumartesi

Tchibo'da Yeni yıl..

Tchibo'nun her hafta yenilenen temasını büyük bir merakla takip ediyorum..
Bazen özellikle mağazaya uğruyorum bazen de internetten bakıyorum yeni neler var diye..
Bu aralar Alper yılbaşı ağacını kafaya taktı.
Koçtaş'tan 152cm'lik bir ağaç ve süsler aldık..
Farklı birşeyler var mı diye dün akşam Tchibo'nun mağazasına gittik..
Fiyatlar her zamanki gibi çok uygun..
Biz fotoğraftaki ürünleri aldık ama daha bir çok farklı model mevcut..
Mutlaka göz atın..
Eğer yaşadığınız şehirde Tchibo'nun mağazası yok ise internet'ten online alışveriş yapma imkanı sunuyor..





El oyması ahşap süsler 4'lü 7,95 TL



Çam ağacı, yıldız ve geyik'ten oluşan 8'li keçe süsler 4,95 TL



Bu da ağacımızın süslenmiş hali..

Yılbaşı koleksiyonunun tamamı için burayı tıklayın..

11 Aralık 2009 Cuma

Meyve diyeti..

Bu hafta 2 gün metabolizmayı hızlandırıcı meyve diyeti yapıyorum.
İlk gün oldukça zordu!
Bugün ikinci gün..
Yaz olsa belki daha zevkli olur ama kışın insan sıcak birşeyler yemek istiyor doğal olarak!
Sinir katsayım epey yüksek yani!
Alper'i de uyardım bak sinirlenirsem beni uyar annecim diye!
Hırsımı çocuktan alacağım diye korkuyorum :(



Ayrıntılı liste kişiye göre değiştiği için yayınlayamıyorum.
Eğer kilo probleminiz varsa diyetisyene danışıp tahlillerinizi yaptırarak kendinize özel bir liste almanız gerekiyor..

9 Aralık 2009 Çarşamba

Markafoni'den Inglot alışverişim..

Bu sabah erkenden uyandım..
Başka bir şey olsa asla açmam sabah sabah bilgisayarı ama Markafoni'nin Inglot ürünlerini indirimli satacağını bildiğim için büyük bir zevkle oturdum ekranın karşısına..
Just Makeup ve Makyaj Çantam'dan Inglot markasını çokça duymuş ama hiç denememiştim.
Maalesef İzmit'te bir mağazası yok tıpkı Sephora, Nars, Zara, Mango, Accessories vb markalar gibi..
Neyse kısmet bu güneymiş..
Aslında ben en çok far bazı ve siyah jel eyelinerını almak istiyordum ama satışa sunulmamış maalesef :(



521 numaralı bu ojenin rengine bayıldım. Umarım elime geçtiğinde hayal kırıklığı yaşamam. 12.9 TL
Bu renk far'a ihtiyacım yoktu ama sırf denemek için aldım. Yoğun pigmentasyona sahipmiş ve rengide çok güzel bence. 20 TL






Eğer sizde Inglot ürünlerine sahip olmak istiyorsanız Markafoni'ye "annelerlehayatadair@gmail.com" adresiyle üye olabilirsiniz. Aynı mail adresi Limango için de geçerli..

Kabus!

Zifiri karanlık…
Hava da resmen “kan” kokusu var…
Gözlerimi açmaya korkuyorum.
İnsan bu kadar feci bir şeyi nasıl yapar!
Nasıl yaptım.
Çok pişmanım ama artık geç, çok geç…
Üst kattaki eskimiş döşemelerin arasından kan sızıyor yere.
İyice panikliyorum.
Birden bir siren sesi duyuluyor.
Aman allahım nasıl olur! Ne çabuk öğrendiler…
Ben bu utançla nasıl yaşayacağım.
Neden yaptım bunu! Bu ceset de kim!
Annem, babam, kocam, oğlum herkes benden nefret edecek.
Pencereye yaklaşıyorum.
Hafifçe aralıyorum camı.
Karşıdaki evden dumanlar yükseliyor, rahatlıyorum.
Kimse fark etmemiş!
Ama öğrenecek, öğrenecekler nasılsa…
Evdeki ağır koku çevreyi sarmaya başlıyor.
Gözler bizim eve doğru çevriliyor.
Ne o yoksa kapı mı çalıyor?
Ne diyeceğim şimdi ben?
Bu koku, bu suçluluk duygusu mahvediyor beni!
Açıyorum mecburen kapıyı…

***

Fırlıyorum yataktan!
Kan ter içinde kalmışım.
Bedenim sırılsıklam…
Neyse ki rüyaymış.
Bu rüya olamaz aslında resmen “kabus”
Günler sürüyor bu rüyanın etkisinden kurtulmam.
Hala kurtulduğum söylenemez ya neyse!
Bir rüya kabus etkisi yaratıyorsa yaşamımda bazıları nasıl daha “rahat” yaşamanın hesabını yapıyor şaşıyorum!
Ardında binlerce gözü yaşlı ŞEHİT anası varken hem de!
Bu ülke daha çok şaşırtır adamı dediğinizi duyar gibiyim.
Ne acı, yazık…

Hepinize tatlı rüyalar...

8 Aralık 2009 Salı

Neşeli Hayat!

Yılmaz Erdoğan'ın yazıp yönettiği ve başrolünü BKM Mutfak oyuncuları ile paylaştığı "Neşeli Hayat" filmini Cumartesi akşamı izledik.

Bu film Alper ile birlikte sinemada çizgi film dışında izlediğimiz ilk film olma özelliğini de taşıyor..
Bizim için önemliydi anlayacağınız :D



Köşe yazarlarının ballandıra ballandıra anlattığı Neşeli Hayat açıkçası beni hayalkırıklığına uğrattı..
Yılmaz Erdoğan'ın en iyi filmi diyenler haksızlık ediyor bence Vizontele serisine..
Kötü bir film değildi ama "duygu" eksikti bence filmde.
Havada kaldı her şey..
Birden pat diye bitti..
Tv filmi tadındaydı yani..
Biz ailece izlediğimiz için yine de eğlendik ama ne ağız dolusu güldük ne de gözlerimiz yaşardı..
İnsanın içine işleyen salondan çıktıktan sonra düşündüren ve aklını kurcalayan bir film değildi..
Senaryoda eksikler vardı ama mutfak oyuncuları çok başarılıydı haklarını yememek lazım..
Ocak'ta BKM Mutfak oyuncuların filmi girecekmiş vizyona..
Bakalım o nasıl olacak?

7 Aralık 2009 Pazartesi

Labaratuar Faresi hasta oldu!

Bir kaç gündür yeni yazı giremedim bloga..
Keyfim de yoktu, vaktim de..
Geçen hafta Alper'in öğretmeni aradı. Midesi bulanıyormuş sizi istiyor diye. Panikle gittim okula bir baktım gayet iyi gözüküyor..
Saat 3 falandı alıp eve götürdüm..
2 gün sonra tekrar aradı öğretmeni yine midesi bulanıyor diye..
Yine gittim beni gülerek karşıladı..
Eve geliyoruz birşeyi yok!
Ne iştahsızlık, ne halsizlik, ne ishal ne de mide bulantısı..
Geçti ama bulanıyordu diyor!
Alper yalan söyleyen bir çocuk değil ama acaba okulda falan mı sıkılıyor diye düşündüm.
Çocuk ısrarla midem bulandı geçti şimdi diyor!
Öğretmeniyle konuştum o da Alper'in okulla, arkadaşlarıyla, dersleriyle bir sorunu yok diyor.
Hatta yazılı olmuşlar 5 almış kağıdını gösteriyor bana..
Okuması falan gayet iyi sanmıyorum piskolojik bir şey değildir diyor.
Alper okula giderken midem bulanırsa al beni falan demeye başladı benim kafamda bir dolu tilki dolaşıyor nesi var diye ama yok görünürde bir şeyi..
Bir kere kustu gece uykudan uyanıp ama sabah yine birşeyi yoktu..
İlaç versem ilaçlık bir şey değil Dr'a götürsem görünürde bir şey yok derken haftasonu girdi araya.
Pazar günü Basket'e gittik. Oradan çıkıp sıcak çikolata içmek istedi. Gittik çocuk gayet iyi.



Hatta daha sonra Koçtaş ve Tepe Home'a gidip noel ağacı ve yılbaşı süsleri falan aldık keyfi de yerinde..
Uyumadan önce kulağıma "Anne bugün çok güzel bir gün geçirdim" bile dedi yani..
Sonra gece 23:00 falan uykudan uyanıp tekrar kusunca bu sabah erkenden Dr'a gittik.
Doktorumuz Alper'in bebekliğinden beri değişmediği için çocuğun yapısını gayet iyi biliyor.
Mide bulantısı şüphelendiğimiz gibi "piskolojik" değilmiş..
Eğer öyle olsa Pazar günü kusmazmış..
Kan ve İdrar tahlili yaptırdık..
Mikrobik birşey olduğunu söyledi..
Akciğer filmi, ultrason ve birkaç film daha istedi..
Komple çekup'tan geçti yani bahaneyle Alper..
Neyse ki korkulacak birşey yokmuş..
Sinüzit olmuş ve birazcık ilerlemiş :(
Geniz akıntısı da mide bulantısı yapıyormuş..
Nasıl farketmedik çok şaşırdım..
Eşim de, ben de hatta babannemiz de çok pimpirikliyizdir ama farkedememişiz işte :(
2 gün okula gitmeyip dinlenecek evde..
Öğretmenden işleyeceği konuları aldık evde kendimiz çalışacağız artık..

Alper'in muaynehane, labaratuar ve görüntüleme merkezlerindeki koşturmaca içinde geçen güne yorumu hepimizi güldürdü..

"Labaratuar faresine döndüm bugün ben be! Deney yapıp durdular üzerimde"..

Diyette 5. Hafta..

Bugün rutin kontrol günüydü..
Diyetisyene gideli 5 hafta olmuş..
Bu hafta da 900 gr vermişim..
Tamamı yağdan hemde..
Bir de 200 gr yağ kas'a dönüşmüş :p
6 kilo oldu..
Bu hafta ki metabolizmayı hızlandırıcı menümde meyve var..
Sanırım öğle ve akşam yemeğinde 2 gün boyunca meyve yemek benim sinirlerimi bozacak!
Myy Koo'ya duyurulur :D

3 Aralık 2009 Perşembe

Sebze Diyeti..

Metabolizmayı hızlandırıcı olarak diyetisyenimin verdiği diyet menüleriyle ilgili çok soru geliyor ama doktorumun da tavsiyesi ile bu listeleri yayınlamama kararı aldım.

Diyetisyenimin yaptırdığı tahliller sonucunda bana verdiği kişiye özel bir liste bu.
O yüzden ayrıntıya giremiyorum.



Metabolizmayı hızlandırıcı diyetleri uyguladığım günlerde en önemli nokta listenin dışına çıkmamak ve 2 gün uygulamak.
Üst üste yapmak zorunda değilim ama metabolizmayı hızlandırmak için 1 hafta içinde 2 kez uygulamam gerekiyor.
İkramlardan uzak durmam da şart!

2 Aralık 2009 Çarşamba

Bağımlıyım!

Ben bir bağımlıyım!
Alkol’e ve sigaraya karşı bir zaafım yok çay da içmem ama tam bir kahve düşkünüyüm.
Kahve içmediğim, içemediğim bir günün sonunda muhtemelen suratım asılır, enerjim düşer.
Eğer bir günü lezzetli bir kahve ile taçlandırdıysam da değmeyin keyfime…
Uykusuzluk, yorgunluk, halsizlik nedir bilmem.

Türk kahvesini orta şekerli severim, Nescafe’yi sütlü…
LaVazza’nın Cappuccinosuna, Starbucks’ın Macchiato ve beyaz çikolatalı Mochasına bayılırım.
Frappe’nin en güzeli anavatanı Yunanistan’da içilir.
İtalyan kahvesi de pek meşhurdur ama onu da yerinde içmek gerek!...

Bol köpüklü bir fincan kahve her kadının yada erkeğin hayalini süsler mi bilmiyorum ama benim rüyalarıma giriyor resmen.
Kenarından köpükler taşan bir fincan kahve uykuma bile keyif katıyor.
Düşünün ne haldeyim!
Aroması güzel bir kahve için dünyanın öbür ucuna gidebileceğim bir hayatın ortasında olmayı diliyorum yeni yıldan.
Belki bir gün bir vakitte…
Kim bilir!




Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı kalmadı belki ama kahvenin tadı, kokusu hala aynı…
Değişen zamana ve yitirilen değerlere rağmen hem de!
Haksız mıyım?


Peki siz de benim gibi bağımlı mısınız?
Mutlaka bu kahveyi de denemelisin, şuranın kahvesi de çok lezzetlidir dediğiniz bir yer var mı?
Ya da sizin zaaflarınız neler?
Yorumlarınızı bekliyorum…

Dipnot: Diyette 1. ayı tamamladım. 5 kilo verip 1 beden incelmişim.
Bunun üzerine 1 fincan kahve içilmez mi şimdi?


“Bol köpüklü” günler diliyorum.

1 Aralık 2009 Salı

Diyette 4. hafta ve Bayram..

Diyete başlayalı tam 1 ay oldu..
Bugün rutin kontrolüm vardı..
Bayram'ı firesiz atlattığım için büyük bir rahatlıkla çıktım tartıya..
1200 gr vermişim..
Toplam da 5.300 gr oldu..
İlk ay'ı hedeflediğimiz şekilde sonlandırabildiğim için çok mutluyum..
Yürüyüşe ve su içmeye devam..
Bu hafta 2 gün boyunca metabolizmayı hızlandırmak için çorba diyeti uygulayacağım.

Bayram da geldi geçti işte..
İlk gün kurban telaşı ile geçti zaten..
2. günü aile ziyaretlerine ayırdık..
Tüm günümüzü aldı ve çok keyifliydi..
Tabağıma konan leziz tatlılara, aşurelere, böreklere nasıl hayır dedim ben bile bilmiyorum.

Annanemi de ziyaret ettim..
Dedem gidişinin ardından epey sarsıldı..
İnsanın 60 yıl aynı evi paylaştığı birini kaybetmesi ne kötü!
Yalnızlık da cabası..
Benim keyfim yerinde diye ısrar ederek annemin yanına da gelmiyor..
Annem gidip yemeğini ve ev işlerini yapıyor..
80 küsür yaşında dile kolay..

Alper de mezarlığa geldi bizimle..
Kaybettiklerimizden, ölümden, mezarlıktan korksun istemediğim için onu da götürüyorum.
Hiç te yadırgamadı, gayet normal davranıyor..
Bir gün hepimiz öleceğiz ve yatacağımız yer orası..
Korkulacak bir şey yok, oğlum da korkmasın istiyorum..
O da kendince nasıl dua ediyor bir bilseniz.

Bayram'ın 3. günü evdeydik.
Dinlendik bol bol. Farm Ville'da ekip biçtik. Ödev yaptık. Tv izledik. Ben yürüdüm arada :D Durmak yok anlayacağınız! Akşam üzeri yakındaki alışveriş merkezine gidip yemek yedik. Biraz dolaştık, alışveriş yapıp döndük eve.
4. gün ise Alper ve My koo evdeydi ben ise işte..
Hiç çalışmadan mesai aldım diyebilirim!
Hiç iş yoktu. Telefon bile bir kaç kez çaldı..

Bugün ise hayat normale döndü..
Ev temiz, birikmiş çamaşır ve ütü yok..
Bir süre rahatım..
Bayramları bu yüzden de çok seviyorum..
Hayatımı düzene sokmak için zorluyor beni..

Hepinize güzel günler..

27 Kasım 2009 Cuma

İyi bayramlar..



görsel: Limango

25 Kasım 2009 Çarşamba

Bayram Telaşı

Ahhh o eski bayramlar diyecek yaşta değilim belki ama çocukluğumdaki tadı şimdiki bayramlarda bulamıyorum maalesef!
O heyecan ve yaşanmışlık duygusu yitip gitti sanki.
Kaç yıl geçti ki aradan…
Ne çabuk değişti dünya…
Oysa hatıralarım nasıl da canlı.
Dün gibi…
Gözlerimi kapıyorum tam karşımda işte…
2 katlı, kocaman ahşap bir ev.
Merdivenleri, kapısı, penceresi her yeri yaşanmışlık kokuyor…
Taş avluda bir dolu ayakkabı var.
Ev kalabalık…
Yan tarafında küçücük bir bahçe, mis kokulu…
Koca babaannem {dedemin annesi} domates, biber toplamış..
Anneannem {o artık bir melek} mutfakta tüm neşesiyle yine leziz bir sofra kuruyor.
Ispanaklı pideler pişmiş, cevizli lokum ve köy ekmeği yeni çıkmış fırından…
Çay güğümde fokurduyor…
Kuzine çıtır çıtır yanarken sadece etrafı değil içimizi de ısıtıyor.
Odaların kapıları açılıyor bir bir…
Annem, teyzem, dayım…
Üç kardeş ve onların 10 çocuğu…
Kalabalık ve neşeli bir sofranın etrafında toplanmışız…
Taze köy ekmeğinin üzerine tereyağı sürenler, ev yapımı reçeli, marmeladı kaşıklayanlar..
Sütün kaymağından yapılan dartı’ya hücum edenler…
Köy yumurtasını tokuşturmaya çalışanlar…
Peynirin, zeytinin ve sofradan eksik olmayan kahkahanın tadına varanlar…
Daha neler neler…
İşte benim büyüdüğüm bayram sofrası, cebimdeki harçlığımla kendimi zengin zannettiğim çocukluğum…
O günler nasıl da güzeldi…
Dijital ve sanal değildi dünya…
Sms ile bayramın kutlanacağı aklımıza bile gelmezdi!
Ve bayram “tatil” geliyor diye güldürmezdi yüzleri…
Şimdi ben o yılları yaşayan belki de ‘son’ nesil olduğum için sevinmeli miyim?
Yoksa oğlum için üzülmeli mi?

İyi bayramlar...

24 Kasım 2009 Salı

Diyette 3. hafta..

Diyete başlayalı 3 hafta olmuş..
Yani 3 haftadır sağlıklı besleniyorum ve inanın hiç aç kalmadım..
Neyle neyi bir arada yememem gerektiğini öğreniyorum yavaş yavaş..
Mesela Regl döneminde öğle ve akşam yemeklerinde kepekli makarna veya bulgur pilavı yemek gerekiyormuş!
1 lahmacun ile 1 ayran 1 porsiyon yemeğin yerine {ara sıra} yenebilirmiş..
Yürüyüş bandında o gün hangi hızla yürüdüysen aynı hızla bitirmen gerekiyormuş..
Oysa ben 5 ile başlayıp 5,5'a çıkıp 6 ile de bitiriyordum..
Şimdi 5. veya 5.5'da yürüyeceğim. Nabzın düşmemesi aynı seviyede kalması gerekiyormuş çünkü..
Yürüyüşe 3 günden fazla ara verilmemeliymiş..

Aslında aklımda başka sorularda vardı ama moralim bozulduğu için soramadım..
Diyetisyenimin oğlu evde küçük bir kaza geçirmiş..
Keyfi yoktu pek, sağolsun yine de işinin başındaydı..
Biran önce iyileşir umarım..

Bu hafta 2 kg vermişim..
1.900 gr'ı yağdan hemde..
Vücudum 300 gr'da su toplamış regl döneminde olduğum için..
Çok iyi dedi doktorum..
26 günde 4 kilo vermiş oldum..

2 gün ödem atıcı diyet uygulayıp aynı programıma devam edeceğim.
Bayramda ise protein diyeti yapacağım 2 gün..
Ara öğünlerde meyve yerine 1 diş baklava yiyebilirmişim..



Enginar, öğle yemeğim..
Yanında salata ve ayran..
Ve iki dilim kepekli ekmek..

Şimdilik bu kadar..

Strawberry indiriminden payıma düşenler!

Aslında ben kendime 2010'a kadar kozmetik alışverişini yasaklamıştım!
Güya elimdeki stokları eritecektim!
Hatta burada da yazmıştım ama olmadı, yapamadım..
Strawberry'nin Christmas indirimine yenik düşüp "azıcık" alışveriş yaptım..
Bayram hediyesi alamaz mıyım kendime :D
Aldım bile işte :p



Shisedo violet farın rengine bayıldım. Çoook güzel ve oldukça kalıcı. 23 TL



Bu Stila seti almayan kalmadı blog aleminde! Kusur kalamazdım :D 20 TL



Bu paleti de JustMakeup o kadar övmüş ki mecbur kaldım almaya! 19 TL

21 Kasım 2009 Cumartesi

Koşu bandı aldım!

My Koo'nun beynini yedim 10 gündür hadi gidelim, hadi alalım koşu bandını hadi diye diye sonunda pes etti :D
İş çıkışı soluğu Özdilekte aldık ve koşu bandına kavuştum..



Geçen hafta Özdilekte görüp beğenmiştim ama fiyat araştırması yapmadan almak istemedim.
Voit'in yan ürünü olan Dynamic'in Thunder modelinde karar kıldım..
Aklımda olan bir çok özellik mevcuttu. Otomatik eğim, elden nabız ölçümü, vücuttaki yağı hesaplaması, hız, zaman, mesafe, kalori ve otomatik programlanması ve sessiz çalışıması hoşuma gitti. Emniyet Anahtarı da var. Yürürken ya da koşarken dengeni kaybetsen otomatik olarak duruyor. Daha ne olsun :p

İnternetten baktım fiyatlar 1300 ile 1500 TL arasında değişiyor.
Özdilek ve Carrefour'da ise 1300 TL
Özdilekteki yanında hediye spor aleti de verdiği için daha cazip geldi..
Bu akşam bi gittim hediye kampanyası bitmiş!
Önce üzüldüm ama sonra öğrendim ki fiyatı 1149'a düşmüş :D
Şansım yaver gitti..
Salı günü sevkiyat günüymüş o yüzden iki gün bekleyeceğim..
Servis de gelip aynı gün kuracakmış..
Kullanmaya başlayınca detay da yazarım..

Mutlu pazarlar
"mutlu"

Özet..

Kendimi facebook'taki "farm ville" oyununa kaptırdığım için bu aralar ortalarda yokum :D
5-6 gündür resmen müptelası oldum..
17. Bölümdeyim daha :(
Çokkk çalışmam lazım..
Alper istediği için oynamaya başladım ama ben çocuktan beter takıldım oyuna..
Akşam ekiyorum sabah da hasadı topluyorum gel keyfim gel :D
Pek yazasım da yok zaten..

Diyet tüm hızıyla ve istikrarıyla devam ediyor..
Yarın yürüyüş bandını da alacağım. Bu modele karar verdim..
İnşallah beklediğim gibi çıkar..
Bugün dr. kontrolüm vardı ama diyetisyenimin çocuğu hastalanmış Salı gününe erteledik görüşmeyi..
Oysa ne çok soru vardı aklımda..
Neyse sağlık olsun..

Alper ara karne aldı dün..
El yazısı "iyi" diğer tüm notlar "çok iyi"..
Devir değişmiş. Artık 'pek iyi' falan yok..
Geliştirilmeli, iyi ve çok iyi var..
Basket'e gitmeye devam ediyor büyük bir hevesle..
Top sektirmeyi falan öğrendi artık.
Pek mutlu..

Balıkesir'den abimler geldi bayram için..
Çok sevindim..
Yeğenlerim Furkan ve Musab'ı çok özlemiştim..
Furkan 2,5 yaşında Musab'ta 5 aylık..
Büyüğü az önce aradı "Hada delsene, aper abimm de delsin, enişştemde" diyor..
Uzak'ta olunca insan hiçç kıyamıyor..
Özledimmm ikisini de..

Alper'in ve My Koo'nun bayram alışverişi bitti..
Ben nasılsa zayıflayacağım diye yeni giysiler almak istemiyorum..
Alışveriş hakkımı! da ayakkabı, çanta ve strawberry ile değerlendiriyorum..
Bayram demek alışveriş demek!
Başka evlerde nasıl bilmiyorum ama ben oğlum da tatsın diye eski adetleri yerine getirmeye çalışıyorum..
Bayram sadece "tatil" değil yani..
O yüzden büyükler ziyaret ediliyor, çocuklara harçlık veriliyor, bayramlık kıyafet alınıyor..
Kimilerine göre demode olabilir belki bunlar ama ben çocukluğumdaki bayram telaşını hatırlıyorum hala ve oğlumunda zihninde güzel şeyler olsun istiyorum "bayram'a" dair..
Gerçi "diyet" ve "domuz gribi" yüzünden biraz korumalı bir bayram geçireceğiz ama olsun!
Buna da şükür..

Yarın akraba günümüz var..
Annemler, yengemler, kuzenler falan..
Kuzenim Yasemin ablamdayız..
Geçen yıl annanemde vardı o günde ve çok sağlıklıydı..
Hayat işte..
Şimdi "melek" oldu ve uzaklardan gözlüyor bizi..
Alper'de geçen gün "büyük annanem" geliyor aklıma, özlüyorum onu dedi..
Bende çok özledim..

Önümüzdeki hafta yine çok yoğun geçecek..
Bayram hazırlıkları, temizlik, ev ödevleri, farm ville, spor derken yeni yazı ekleyemeyebilirim..
Çilek alışverişimi de yazıp kaydettim pazartesi yayınlanacak..
Beni merak edenleri Twitter'a beklerim :D

Güneşli günler,
Sağlıcakla kalın..
Alev

19 Kasım 2009 Perşembe

Mimm..

Tuğba beni mimlemiş..
Mimlenmeyeli de epey olmuştu, özlemiştim..
Teşekkürler Tuğbacımm..

En son hangi ülke gündemiyle canını çok sıktın?
Bu aralar Dünya'da gündem o kadar sık değişiyor ki! Favorim Türkiye ve domuz gribi bir de açılım..
En son hangi şarkıdan nefret ettin? İsmail YK Facebook..
En son hangi fast food ürününden tiksindin? Tiksinmedim ama diyet yüzünden uzak duruyorum uzunca bir süre..
En son hangi sakatatı yedin? Ciğer
En son hangi yerli şarkıyı beğendin? Yalın "Bir tek sen eksiksin"
En son hangi yabancı sözlü şarkıyı beğendin? Alper sayesinde bu ara bol bol Shantel'in Disko Partizanisini dinliyoruz..
En son hangi yerli filmi beğendin? Issız Adam
En son hangi yabancı filmi beğendin? Aşkın 500 Günü
En son hangi kitabı okudun? Nermin Bezmen "Aurora'nın İncileri" şimdi de aynı yazarın son kitabı olan "Bizim Gizli Bahçemizden" var elimde..
En son hangi bilgisayar oyununu oynadın? Farm Ville
En son hangi mizah dergisini okudun? Okumuyorum uzun zamandır..
En son neyden korktun? Alper hastalandı ateşlenecek diye korktum ama neyseki çabucak iyileşti..
En son kime veya neye küfrettin? kendime sanırım :D
En son neyden kaçtın (opsiyonel: koşarak ta olabilir) Bu ara hep kaçıyorum bir şeylerden. Aklımdaki hiç bir şeye yetişemiyorum ve yetişmek için de üstün bir çaba sarf ettiğimi söyleyemem ama ütüden kaçıyorum en çok sanırım..
En sevdiğin 5 film? Issız Adam, Kız Kardeşim, Babam ve Oğlum, En iyi arkadaşım evleniyor, Sex and the City, Titanic, Tatil, Göl Evi, Sıradışı, Pretty Women... o kadar çok var ki 5 ile sınırlayamam. Bunlar da ilk aklıma gelenler..
En sevdiğin 5 şarkı? Sezen Aksu ve tüm şarkıları demek istiyorum say say bitmez ki..
En sevdiğin 5 yemek? Etli Dolma, Elbasan Tava, Domatesli Makarna, Fıstıklı Kadayıf, Kahve..
En sevdiğin 5 isim? Alper, Alev, Duru, Umut, Defne..
En sevdiğin 5 oyun? Monopoly, Farm Ville, Okey, Soğuk - Sıcak, Voleybol..
En büyük korkun nedir? Sevdiklerimi kaybetmek, Deprem..
En nefret ettiğin 5 klişe nedir? Erken kalkan yol alır, Yaptığın bana öğrendiğin kendine, Sıkıcan iyidir çabuk çıkmaz, Dilin kemiği Yok, Beni yanlış anladın..

Bende Nazo ve Nehircce'yi mimliyorum..

18 Kasım 2009 Çarşamba

SEZEN AKSU

Ahhhh Sezennn..

Onun şarkılarının eşlik etmediği bir aşk, bir ayrılık var mıdır acaba?

Bazen kederli bir yolculuğa çıkarız onu sesiyle bazen neşeleniriz.

Bazen ağlar bazen boş veririz.

Minik serçe hayatımızın bir yerinde bize eşlik eder, bir gün, bir vakit…

Şimdi onun şarkılarıyla gezintiye çıkıyoruz, hazır mısınız?

Bunca insanın duygularına tercüman olan o küçük dev kadın diyor ki; “Gücün bütün yollarından geçtim. Kalabalıkta bir yüz olmayı seçtim. İşte yaşam budur. Bir işe yaradığını bilmek, fotoğrafta görünmemek...”

Ne tuhaf değil mi?
Biz genelde bir işe yaradığımızı bilmek için fotoğrafta görünmek isteriz hem de en güzel halimizle...
Eeeee ne de olsa Sezen Aksu değiliz!

İnsanın her dönemine, dillerden düşmeyecek onlarca şarkı yerleştiren bu kadın paylaşmıştır tüm kederi ve neşeyi…

“Seni sevdiğimi unut, unut beni de her yalan gibi” der gidenin ardından...

“Bir gün olur ayrılık kapımı çalarsa, seninle yaşanan zaman yeter bana” diye avutur insanı...

Bazen de “Sakın utanma! Ağlamak güzeldir, dökülürken yaşlar gözünden” diye fısıldar kulağımıza…

Kimi zaman en karamsar anımızda duyarız o buğulu sesi “Geçer, geçer, daha öncekiler gibi buda geçer. Neler neler geçmedi ki der” ve bir süre sonra gerçekten de geçer...

Umutsuzluğumuzda, çaresizliğimizde ve yalnızlığımızda iyi ki varsın dedirtir hep...
Yoldaş olur bize!
Bir şekilde, bir şarkıda…

“Git, git gitme dur ne olursun. Gitme kal yalan söyledim. Doğru değil ayrılığa daha hiç hazır değilim. Aramızda yaşanacak yarım kalan bir şeyler var. Gitme dur daha şimdiden deliler gibi özledim” der…

Offf çekmek düşer bize de...


“Sende benim hatalarımdan birisin. Sen en büyük günahların bedelisin. Senin için harcanan zamana yazık. Sen en güzel duyguların katilisin...”

Terk eden sevgilinin ardından ne söylenir ki başka!

“Adıyorum aşka geri kalanımı” demiş bir şarkıda da keşke uğruna adanacak aşkları bulmak bu denli zor olmasa…

O çok özlediğimiz sevgili, arkadaş yada en yakınımız uzağımızdaysa aklımıza her geldiğinde bu şarkıyı mırıldanmaz mıyız?

“Kaç yıl geçti aradan ayrı ayrı, bitsin artık bu hasret buluşalım gayrı...”

Sezen’e dair söylenecek öyle çok söz var ki insan kelimeleri seçmekte zorlanıyor.
İyi ki varsın Sezen Aksu

Fonda çalan bir şarkı bana bu yazıyı yazdırdı.
Hangisi mi?
‘adı bende saklı’

Bu yazı burada bitmez aslında ama NOKTA!

16 Kasım 2009 Pazartesi

Sıcak Çikolata canavarı!

Basketten çıkınca sıcak çikolata içmeye gidelim mi anne?
Gidelim oğlum..
Benimki bol kremalı olsun ama tamam mı baba?
Tamam oğlum..







15 Kasım 2009 Pazar

Diyette 2. hafta

Bugün kontrol günümdü..
2. hafta bitti..
800 gr vermişim..
2 kilo 100 gr oldu..
Listemde genel bir değişikli yok sadece sabah kahvaltısındaki 2 dilim ekmek 1'e düştü..
Uno light yersem 2 dilim olabilirmiş..
Bir de bu hafta 2 gün metabolizma hızlandırıcı "sebze diyeti" yapıcam..
Öğle ve akşam sebze yiyeceğim yani..
Yürüyüşe devam..
Koşu bandı bakıyorum eve..
Tavsiyelerinize açığım..

İyi pazarlar..

13 Kasım 2009 Cuma

Paris :p

Moonish'in bu kampanyasından aldığım Paris ve Eiffel temalı minik cüzdanım bu sabah elime ulaştı.
Resimdekinden çoook daha sevimli..
Çok da güzel kart iliştirmiş zarif arkadaşım..
Teşekkür ederim Moonish, iyi ki varsın..



Moonsun'un birbirinden renkli ürünlerine sahip olmak isterseniz burayı tıklayın..

11 Kasım 2009 Çarşamba

İstiyorummmm..

Accessorize marka Paris ve mektup temalı bu cüzdanı görenler hatta ona dokunanlar ne şanslılar..
Ahhh, keşke bulsam, alsam..
Keşke benim olsa..
Keşke!



Bir yerlerde görenler, duyanlar haber versin lütfen..
Benim şehrimde yok maalesef :(

Kilolarımla Savaştayım!

Kilolarıma savaş açtım!
Hayatımın hiçbir döneminde çok zayıf olmadım, olamadım...
Genelde balık etliydim ama “şişman” da değildim.
Evlendikten sonraki iki yıl içinde 7-8 kilo aldım.
Sonra anne olmaya düşleyince bu kiloların bir kısmını verdim.
Hamilelikte de 12 - 13 kilo aldım ve o kilolardan da doğum sonrasında kolayca kurtuldum.
Böyle birkaç yıl geçti…
Sonra ben yavaş yavaş kilo almaya başladım.
Tatlılar, hamburgerler, dönerler, patates kızartmaları, köfteler benim bu umursamazlığımı fırsat bilip dost göründüler ve hep yanımda oldular!
Sonra bir gün bir baktım aynadaki yüz ve beden bana yabancı…
Kocaman bir kadın var karşımda.
Birden şimşekler çaktı!
Kurtulmak istedim kendimden, aynadaki halimden…
Bir süre nerden başlayacağımı düşündüm, kendimce diyetler uyguladım hatta yağ yakıcı ilaçlar aldım ama anladım ki hepsi fiyasko.
Bu sorunu tek başına çözemeyeceğimi anlayınca bir uzmandan yardım almaya karar verdim.
Hani 3 – 4 kilo fazlalığım olsa 1 ay dişimi sıkıp vereceğim ama değil maalesef!
Bende gerekli tüm tahlillerimi yaptırıp bir diyetisyene başvurdum.
6 ay’da veririz bu kiloları diyerek beni yüreklendiren sevgili doktorum sayesinde ilk haftayı 1300 gr vererek tamamladım.
Daha yolun başındayım ve ideal kiloma ulaşmak için en az 20 kilo vermem şart!
Ne çok değil mi?
Oysa bu kilolar bir anda olmadı, farket dur de kendine değil mi?
Öğünlerini kısıtla ya da 2 adım fazla yürü bir çaba sarf et!
Yok! Ben bunların hiç birini yapmadım ve son 2 yılda sınırları iyice aştım.
Moda ve trendlerle, en çok da kendiyle ilgilenmeyi seven bir kadın için resmen kabus bu!
Aynalara küsecek duruma gelmedim çok şükür ama ramak kalmıştı!
Şimdi en azından bir umudum ve inancım var!
Kime mi?
Tabi ki kendime ve fotoğraftaki sebzelere…




Kendime sporlu ve hafif günler diliyorum.
Size de sevgilerimi yolluyorum “tüm kalbimle”
Alev

10 Kasım 2009 Salı

{Karışık}

Ne kadar güzel bir gün..
Pırıl pırıl bir hava var dışarda..
Acaba hep bahar'ı yaşayan ülkelerde insanlar daima mutlu mudur diye geçirdim içimden.
Mutluluğu mevsimlere sığdırmak anlamsız geldi sonra..


Bu ara alışveriş yaparak geçiyor günlerim..
Hem Alper'in hem de My Koo'nun kışlık eksikleri, bayram alışverişi derken AVM'lerde geçiyor zamanımın bir kısmı..
Çoğunu hallettim..
Kendime rejim dolayısıyla kıyafet almıyorum ama şık bir çanta ve ayakkabıya hayır demem!



Alper ezbere dayalı okumaya devam ediyor..
Ödevlerimizi düzenli olarak ve muntazam yapmaya çalışıyoruz..
Yeni kelimeler öğrendik beni en sevindiren ise "anne" oldu..
Atilla, anne, anlat, nine, ana, o ne?, Nail, İnan..vb bir çok yeni kelime öğrendi..
Geçen gün ders çalışırken beni çıldırttı resmen..
İçimden sürekli sakin ol, sakin ol diye telkin ediyorum kendimi ama günün yorgunluğu da eklenince pek kolay olmuyor bu!
Alper'e kızdırıyorsun artık beni dedim "sınırlarını zorluyorum anne" dedi!
Hakikaten zorluyor bazen..
Basket maceramız da tüm hızıyla devam ediyor..
Bayıla bayıla gidiyor haftasonu basket okuluna..
Topu zıplatamıyor bile ama öğrenecek inşallah..


Bana gelince..
Diyetisyenimin verdiği listeye harfiyen uyuyorum..
Umarım böyle devam eder..
İlkokul çocukları gibi beslenme taşıyorum yanımda ama olsun!
Cumartesi günü 2. kontrole gideceğim..
Bu hafta bol bol yürümem lazım..


Bugün 10 Kasım..
Saat 9'u 5 geçe sirenleri duyunca yine içim cızzz etti!
71 yıl olmuş sen gideli..
Özledik çoook özledik seni ATAM..
İzindeyiz..

7 Kasım 2009 Cumartesi

Altına imzamı atarım!


"Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır."

1milyonkalem sitesinin düzenlediği "Altına imzamı atarım" kampanyasını gönülden destekliyorum..

6 Kasım 2009 Cuma

Diyette 1. hafta

Bu akşam ilk kontrolüme gittim..
1300 gr vermişim..
900 gr su, 400 gr yağ..
Diyetisyenime göre çok iyiymiş..
Sadece sebze yemeklerini 3'er kaşık azalttmamı söyledi geri kalan liste aynı..
Yine aç kalmayacağım anlayacağınız..
Yürüyüşe devam..

5 Kasım 2009 Perşembe

Diyetteyim!

Bir gün bir baktım 5 kilo almışım..
Sonra bir baktım bir 5 kilo daha, daha, daha..
Nasıl kızıyorum kendime..
Neden durrr demedim diye..
Neyse zararın neresinden dönersen kârdır mantığıyla soluğu diyetisyende aldım..
Bir süredir aklımdaydı ama önce beynimi hazırlamam gerektiğini düşündüm.
Dr'dan randevu almak için de 2 hafta uğraştım. Ne çok kilo sorunu olan insan varmış yahu!
Neyse sonunda randevuyu aldım ve tahlillerimi yaptırıp ilk görüşmeye gittim.
Hatta 1. haftayı geride bırakmak üzereyim..
6 aylık bir programla sanırım ağırlığımın %30'undan kurtulacağım..
6 öğün yiyerek ve neredeyse hiç aç kalmadan bir hafta geçirdim.
Yarın ilk kontrolüme gideceğim ve çok merak ediyorum acaba kilo verebildim mi!
Haftada 3 gün 45'er dakikada yürüdüm ve büyük bir inatla devam edeceğim..
Çok kararlı olduğum için yapabileceğime inanıyorum..
İnanmak ve istemek başarmanın yarısı ve işin bence en önemli kısmı karar vermek..
Gerisi çok daha kolay..
Sağolsun evde de ikinci annem ve babam bana özel yemek yapıyorlar.
Aynı apartmanda yaşamanın en güzel yanlarından biri de bu..
Ne pişireceğim derdi yok!
İyi ki varlar..



Ara ara da sizlere neler yediğimi ve nasıl beslendiğimi yazacağım..
Her sabah önce limonlu ılık suyumu içip ardından da kahvaltımı ediyorum..
Kan tahlillerimi yaptırdım ve değerlerde çok şükür bir sorun yok. Günlük kalori yakımımda 1800 Kcal olduğu için doktorum epey kalabalık bir liste verdi bana..
Günde 8-10 bardakta su içmem gerekiyor.
Haftada 3 gün de 45 dakika yürüyüş yapmam gerekiyor. Eve yürüyüş bandı alacağım o yüzden..
Böyle giderse aç kalmadan kilo verebileceğim sanırım..
Ümitliyim, azimliyim :D
Göreceğiz hep birlikte..

4 Kasım 2009 Çarşamba

Anne olunca anlarsın!

Çok evet diyen bir çocuk değildim sanırım eskiden…
Asi dik başlı da değildim ama kendi sınırlarım vardı ve onlara dokunulmasından hiç hoşlanmazdım.
İzin almaktan da nefret ederdim.
Çocuk değildim ki ben!

Genelde anneme açık kapı bırakmamak için izin istemek yerine haber vermeyi tercih ederdim. Endişelerinden bir türlü kurtulamayan annem ise genelde “hayır” diye karşılık verirdi benim emrivakilerime.
Ara sıra da “Anne olunca anlarsın” lafını işitirdim..
O zaman masal gibi gelen bu söz şimdi hayatımın baş repliği oldu!
Yanlış anlamayın henüz 7 yaşındaki oğluma bu tür sözler sarf etmiyorum ama iç ses arada böyle yankılanıyor işte…

Hakikaten insan anne olunca ne kadar çok şeyin farkına varıyor değil mi?
Hayatın merkezine koyuyor çocuğunu ve etrafında şekilleniyor her şey..
Bazen bir tabak yemeği yedirebilmek için türlü numaralar çeviriyor, bazen 2 dakika daha uyusun diye evin içinde parmak uçlarında dolaşıyor, bazen de bir anlık sevinci için bir dolu şeyi feda ediyoruz…

Başka çocuklar gibi bakmıyor, onlar gibi gülümsemiyor gibi geliyor insana kendi çocuğu ama başka evlerde de durum farklı değil aslında. Herkesin çocuğu çok özel ve çok kıymetli.
Hayatın bir mucizesi onlar ve yanıbaşımızda hatta yan oda da uyuyorlar düşünsenize..
Bu mücize değil de ne!

Oğlumu ilk kucağıma aldığım andan bugüne kadar geçen süreçte anne olarak belki bir dolu hata yaptım.
Bir sürü çelişki ve gelgitler yaşadım içimde.
Yeterli olabiliyor muyum diye sorgularken kendimi aklımda hep annemin söylediği cümle vardı. “Anne olunca anlarsın” Ve sanırım anladım da..

Şimdi en az benim kadar duygusal, bazı anlarda benden daha melankolik bir oğlum var.
Hasta olduğumda üzerimi örten, sürpriz yapmayı ve özellikle de beni şaşırtmayı seven küçücük bir adam.
Ömür boyu böyle kalmayacak belki ama umuyorum ilerde oğlumla şimdiki gibi arkadaş kalır, sırlarımızı paylaşmaya devam eder ve en önemlisi de acımızı anlayarak hafifletebiliriz...

3 Kasım 2009 Salı

Mola..

Mola vermek istiyorum hayata..
Dur demek bir an..
En azından bu kadar hızlı geçme, akıp gitme desem içim rahat edecek sanırım..
Günler günleri kovalıyor ve ne yazık ki yetişemiyorum ben hiçbirşeye..
Kendime kızıyorum..
Bir fincan Cappucino içmek de rahatlatmıyor beni..
Soğuk, üşüyorum..



Bu yazı gecenin bir vakti oğlunu uyuttuktan sonra kendini çok yorgun hisseden bir anne tarafından yazılmıştır!!
Yazar bunalımda mı acaba diye düşünenler varsa cevabım hayırrr sadece diyetteyim!!

1 Kasım 2009 Pazar

Maraz; Hande Altaylı..

Hande Altaylı'nın Aşk'a Şeytan Karışır kitabını bir solukta okumuştum. İkinci kitabının çıktığını duyunca da çok sevindim. Yine yalın bir anlatımla su gibi akıp gitti Maraz..



Kitabın konusu çok bilindik aslında. Mutlu bir evliliği olduğunu sanan Aslı'nın bir telefon konuşmasıyla altüst olan yaşamı anlatılıyor. Tavsiye ederim..

30 Ekim 2009 Cuma

Alper'de son durumlar..

Alperden pek memnunum bu ara!
Maşallahhhh ödevler ve ders tekrarları konusunda çok istikrarlı bir çalışma temposu yakaladı.
En güzeli bu tempoyu ben işteyken bile sürdürüyor olması..

Alper öğlenci olduğu için öğretmenimiz ödevlerini sabah yaparlarsa daha iyi olur hem tekrarda etmiş olurlar demişti toplantıda ama ben çalıştığım için bu mümkün değildi bizim için..
Alper'in bütün yükünü zaten yıllardır babannesi ve dedesi sırtlandı. Bir de onlara sabahda ödevlerini yaptırın demek istemedim açıkçası..

O yüzden akşam dersleri babasıyla veya benimle yapıp sabahları ise kendi başına tekrar yapmasına karar verdik. Okulda kullandıkları gibi kılavuz çizgili bir çalışma defteri aldım ve bu güne kadar öğrendiği kelimeleri örnek olarak yazdım. Oğlumda sağolsun sorumluluklarını biliyor ve hergün hiç aksatmadan 1'er sayfa yazma ve okuma tekrarı yapıyor. Şimdiye kadar öğrendiği kelimeleri kapsayan "Bak okuyorum 1" diye bir okuma kitabı var. Onu da rahatlıkla okuyor artık. Ela, Lale, Talat, Ata, el ele, it, et, ot, atlat, atla, al gibi kelimeleri okuyup bakmadan yazabiliyor..

Öğretmenin evde çalışmak için verdiği "Neşeli Matematik" çalışma kitabında da öğrendikleri sayılarla ilgili bulmacalar, eşleştirmeler ve sayı tekrarları var. İlk bir kaç gün kontrol ettim sonra bir baktım o gün hangi sayıyı öğrendiyse ertesi gün evde o sayı ile ilgili çalışmaları yapmaya başladı. Sorumluluklarını bilmesi çok güzel..

Cumartesi ve Pazar günleri baskete devam ediyoruz. 2 hafta oldu. Bayıla bayıla gidiyor..

Günün diyaloğu;

- Anneee Hatırla Sevgiliyi izlemem gerekiyor benim sanırım!
- Niye ki?
- Bu aralar çok unutuyorum da o yüzden!!
- :D

Alper'den haberler şimdilik bu kadar..
Bir ara kameraya da çekerim siz de görürsünüz nasıl okuduğunu :D

29 Ekim 2009 Perşembe

Yeni filmler..

Ben takip ettiğim blogların önerileri doğrultusunda film izlemeyi seviyorum..
Fazla sürpriz olmuyor..
O yüzden belki birilerine faydası dokunur diye izlediğim filmleri yazmaya devam ediyorum..



Oldukçe eğlenceli bir romantik komedi filmi. Temposu yüksek, insanı hiç sıkmıyor. Ben çok güldüm, çok eğlendim bu filmde. Ailece izledik hatta "Bir Alışverişkoliğin İtirafları" nı. Alper'de dahil yani! Bazı sahnelerde kendimi gördüm resmen ama neyse ki ben ayağımı yorganıma göre uzatıyorum :p Bir ara Alper anne bu kadın da senin gibi alışverişi çok seviyor dedi, My Koo'da destekledi onu tabi. Kısaca özetlemek gerekirse alışveriş delisi bir kadının eğlenceli öyküsünü izlemek, izlerken gülmek istiyorsunuz tavsiye edilir..



Matthew McConaughey ve Jennifer Garner'ın başrolünü oynadığı "Hayalet Sevgililerim" çapkın bir adam ile çocukluk aşkı arasında yaşanan ilişkiyi anlatıyor. Kadın doktor adam ise aşka ve evliliğe inanmayan, mutluluğu tek gecelik ilişkilerde arayan bir fotoğrafçı. Günün birinde eski sevgilileri hayalet olarak karşısına çıkınca kadınlara ve en çok ta ilk aşkına yaptığı kötülüğü farkedip değişmeye çalışıyor ama etrafındakileri inandırmak hiç de kolay değil..

Eşinin ölümünden sonra iki oğlunu ihmal edip kendini işine adayan bir polis dedektifinin çözmeye çalıştığı seri cinayetle kendi bağlantısını keşfetmesi ve yaşadığı pişmanlıklar anlatılıyor. Fena değildi ama kasvetli bir film. İzlemesenizde olur..

27 Ekim 2009 Salı

Bu Benim!

Kimim ben diye düşündüm bir süre..
Sahi kimim ben!
29 yıla neler sığdırdım..
Neler öğrendim hayattan..
Neler biriktirdim içimde..
Kimler kırdı kalbimi..
En çok nelere ağladım..
Nelerin ardına saklandım..
Nasıl bir anneyim..
Düşlerimin neresindeyim şimdi?
Aynaya baktığımda gördüğüm kadın gerçekten “ben” miyim?
Kimleri, neleri seviyorum..
Hangi şarkılar beni anlatıyor..
Hangi yazarlar beni başka yolculuklara çıkarıyor..
Çizgi filmlerde bile ağlayacak kederi ben mi büyüttüm içimde yoksa o kederle mi doğdum..
Hayatın bana yüklediği sıfatlar hüzünleri de ardına mı kattı..
Ne çok soru var zihnimi kurcalayan..
Ne kadar çok ayrıntı var aslında beni “ben” yapan, yaşamla aramdaki bağı oluşturan..
Geride bıraktıklarımı sorgulamamı sağlayan ne çok şey var değil mi?
Aslında oluruna bıraksam daha kolay olacak her şey bunu da biliyorum ama beceremiyorum işte..
Aklım hep bir yerlerde takılıp kalıyor..
Oysa yüzümü geleceğe dönmenin zamanı geldi de geçiyor bile..
Farkındayım..
Ömrümün 29. Kışını yaşıyorum..
Korkunun ecele faydası olmadığını,
Yaşamın herkese eşit davranmadığını biliyorum artık..


Kalp kıran, kırdıkları kalbi umursamayan,
Çok konuşmayı marifet sayan,
Suçu daima karşı tarafta arayan,
Diline ve yüreğine söz geçiremeyen,
Patavatsızlığı açık sözlülükle karıştıran,
Sürekli keşke diyenler olmasın istiyorum etrafımda..
Çünkü bu hayat benim..
Ve ben onlara benzemekten korkuyorum..
Çok şey mi istiyorum sizce?

Mercimek Çorbası

Hastayım yine..
Bu sene boğaz enfeksiyonları yakamı bırakmıyor..
Sürekli konuşan bir cır cır böceği {O benim} için de kolay bir durum değil tahmin edersiniz..
Mecbur kalmadıkça ilaç kullanmadığım için de tek sığınağım mercimek çorbası oluyor..

Hem lezzetli hem de yapılışı zahmetsiz yiyeceklere karşı özel bir ilgim var benim :D
O yüzden sizlerle mercimek çorbası tarifimi paylaşmak istiyorum.
Herkes mercimek çorbası yapmayı bilir ama herkesin yapma şekli de farklıdır..
Benimki en pratiği sanırım :p

Malzemeler

  • 1,5 Su bardağı kırmızı mercimek
  • 1 çay bardağı pirinç
  • 1 havuç
  • 1 patates
  • 1 soğan
  • 2 lt su [Et su veya tablet kullanabilirsiniz ama ben katkı maddesi içerdiği için kullanmıyorum]
  • Tuz

Yapılışı

  • Mercimek ve pirinci iyice yıkayın. Havuç, soğan ve patatesin kabuklarını soyup 4-5 parçaya bölün. 2 lt su ile yıkayıp böldüğümüz malzemelerin tamamını düdüklü tencerede {Ben Tefal Clipso kullanıyorum çok çookkk memnunum} 30 - 35 dk haşlayın. Malzemeleri normal bir tencereye aktarıp blender'dan geçirin. Tuzunu ilave edip 15 dk daha sürekli karıştırarak pişirin. {Çorbanın kıvamını damak zevkinize göre ayarlayabilirsiniz. Kıvamı koyu gelirse su ilave edilebilir.}
  • Küçük bir tavada 5-6 yemek kaşığı sıvıyağı kızdırıp 1 tk nane ve kırmızı toz biberi 1-2 dakika karıştırın. Servis etmeden önce kaselerin üzerine gezdirin..

Afiyet olsun :p
Böyle yazınca uzun gibi geliyor ama yapınca çok kolay.
Tüm malzemeyi haşla, blenderdan geçir. Azıcık daha pişir ve iç..
Dediğim kadar kolay değil mi?

25 Ekim 2009 Pazar

Fenerbahçe, sen çok yaşa..

Fazla söze gerek yok..
3-1 yendik işte Cimbomu..
Kim tutar bizi..
Oleyyyy..



Fotoğraf Fenerbahç - Sevilla maçından..

Pazar..

Alper'in baskete başlaması bizim için de çok iyi oldu..
Mecburen erken uyanıp kendimizi dışarı atıyoruz..
Oğluşu okula bırakınca da koca ile 1 saatlik kaçamaklarımız oluyor..
Bu defa kahvaltı ile değerlendirdik boş zamanı..
İyi de oldu..
Gerçi yan masadaki "enterasan" çiftin milattan önce kalma diyalogları olmasaydı daha güzel olacaktı ama olmadı işte..



Kahvaltıdan sonra Ykm'ye uğradık..
Daha sonra ise kahve içmeye bir arkadaşımızın evine gittik..
Çay, kahve, bolca sohbet derken günün yarısı bitti zaten..
Eve dönünce de Alper ile kısa bir ödev tekrarı yaptık..
Ezberden okuyor baya baya..
Sevindik tabi..

Bir de baktım gün bitmiş..
Ne çabuk..

24 Ekim 2009 Cumartesi

Cumartesi..

Bir Cumartesi günü..
İşteyimmm..
Kahve Dünyası'nın nefis havuçlu kek'i ve bol sütlü bir nescafe eşlik ediyor bana..



Öğle yemeğinde tabi..

23 Ekim 2009 Cuma

Öylesine..

Ne yazacağımı bilmeden açtım sayfayı..
Hepinizin başına gelmiştir sanırım bu..
Hani bir sebebi yoktur ama tuhaf hissedersiniz ya kendinizi..
Her zaman ki coşku yoktur içinizde..
İşte böyle bir ruh haline sahibim bugün..
Rutin bir hafta geçirdim sanırım ondan..
Ela, Lale ve Talat'dan başka bir konu geçmedi ki evde..
Akşam yemeğinden sonra içilen kahvenin ardından ödevlerin başına oturduk Alperle..
Ders bitince geriye en fazla 1 saatlik bir boşluk kalıyor zaten..
Çocuk da uyuduktan sonra evde sessiz olmak gerekiyor malum!
Çıtttt desen uyanacak sanki..
Belki de sessizlik kaçırıyor keyfimi..
Evde yapacak çok şey var aslında ama canım istemiyor..
Biriken ütüler, terasa konuşlanan kargalar, cilalanması gereken parkeler umurumda bile değil..
Şöyle ayaklarımı uzatıp boncukların, kumaşların, keçelerin arasında kaybolmak,
Ya da kahve eşliğinde My Koo ile film izlemek istiyorum..
Aklımdakileri uygulamak yazınca ne kadar da kolay gözüküyor değil mi?
Ama bir bakıyorum gün bitmiş..
Yorgunum..
Uykum da gelmiş..
Erteliyorum..
Ve yenik düşüyorum hayata..
En kötüsü de bu..



Not: Vinç operatörü olmak isteyen, kendini ünlü sanan fotoğraftaki çocuk aslında bir kovboy!!!

22 Ekim 2009 Perşembe

Benim güzel Clutch'ım..

Laçin'in yaptığı birbirinden güzel tasarımları beğenmeyecek kadın yoktur sanırım.
Ben daha önce romantik bir broş ve iki tane sevimli saç bandı almıştım.
Geçenlerde yaptığı pembe clutch çantayı görünce de bana siyah ve füme tonlarında bir çanta yapabilirmisin diye sormuştum.
Sağolsun beni kırmadı ve fotoğraftaki şahane çantayı yaptı.
Nasıl sevdim, nasıl..



Çok teşekkür ederim Laçincim.
Tam benlik kokoş bir çanta olmuş.
Eline sağlık..

21 Ekim 2009 Çarşamba

Hamarat Diva yayında..

Hanimish blogunun sahibi Enhar Koç'un hobi içerikli yeni sitesi Hamarat Diva yayın hayatına başladı..


Enhar uzun süredir uğraşıyordu bu site için..
Çok emek verdi..
Daha yolun başında olmasına rağmen rengarenk teması ve birbirinden güzel konu başlıkları ile çok zevkli bir portal olacağını müjdeliyor şimdiden..
Zamanla daha da gelişecek, büyüyecek, güzelleşecek..
Bende her Çarşamba Hamarat Diva'ların arasında olacağım..

Beni davet etme nezaketini gösterdiği için sevgili editörüm Enharcığıma çok teşekkür ediyorum..
Yolun, yolumuz açık olsun..
Beklerim..

{Yazıdaki şahane görsel köşe komşum Pino'ya aittir.}

20 Ekim 2009 Salı

Lokumlu Kurabiye

Kahve ve sütle yenecek tarifleri büyük bir keyifle deniyorum.




Malzemeler

  • 250 gr margarin
  • Yarım paket mısır nişastası
  • 1 paket vanilya
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 Yumurta
  • 15 adet sade lokum {20-25 adet kurabiye çıkıyor. Her kurabiye için yarım lokum kullanılacak.}
  • Aldığı kadar un
  • Pudra Şekeri
  • 3 yemek kaşığı toz şeker


Yapılışı

  • Malzemelerin tamamını yoğurup ceviz büyüklüğünde bezeler yapıp yuvarlayın. Ortasına yarım lokumu yerleştirip kapatın. Üzeri pembeleşene kadar orta sıcaklıktaki fırında yaklaşık 15-20 dk pişirip soğuduktan sonra üzerine pudra şekeri serpin..
Şimdiden afiyet olsun..
Tarif için Alper'in halasına kocaman teşekkürlerrrr...