27 Şubat 2009 Cuma

Alperrrr, kucağıma sığ!

Oğlum büyüyor..
Hızla hemde..
Ters cevaplar vermeye de başaldı..
Sonra pişman olup bolca özür diliyor ama nafile..
Anasınıfında ilk dönem ev ödevi hemen hemen hiç yoktu. Şimdi yavaş yavaş başladı..
Belki de ondan bunalımda..
Hayaller de kuruyor bu aralar..
Hangi mesleği yapacağına karar verme telaşı da başladı şimdiden..
Polis olacaktı, vazgeçti..
Pilot olmaya karar verdi sonra Amsterdam'da düşen uçağı duyunca ondan da vazgeçti..
Pek kararsız anlayacağınız..



Eeee, oğlum büyüyor da ben buna hazır mıyım? Iıııhhhh..

Alper'i kucağıma aldığım günler dün gibi ama şimdi 117 cm boyunda, 28 kilo ağırlığında, 6 yaşında kocaman bir adam oldu..
Kucağıma sığdığı günleri hatırlıyorum tıpkı yukarıdaki resimler gibi..
2 yaşına kadar emdiği için mi bu kadar çabuk büyüdü acaba?
Kısaca oğlum büyüyor ve ben ona doyamıyorum..


İşte bu da ilk ödevi..

1'den 10'a kadar 1 sayfa yazdı..

1 saat sürdü..

Sıkıldı, arada dolaştı..

Yanında da bir bardak su, gerekliymiş...

Ahhh zaman sadece aklar düşürmekle yetinmiyorsun saçlarıma!
Bir de oğlumu alıyorsun kucağımdan..
Eski günlerimizi özledim..
Alperrrrr, hadi fış fış kayıkçı yapalım..

26 Şubat 2009 Perşembe

Yalancı Tavuk Göğsü

Tatlısız bir hayat düşünemeyenlerdenim..
Tatlı sevmem diyenleri kıskansam da halimden memnunum :)
Şerbetli tatlıları pek sevmesemde muhallebi kıvamında olanlara asla hayır diyemem!



Geçenlerde yaptığım tavuk göğsünün tarifini paylaşmak istiyorum. Çok pratik ve garanti bir tatlıdır. Genelde herkes bilir ama bilmeyenlerde olabilir...

Malzemeler:

150 gr. margarin
1 su bardağı un
1 kaşık nişasta
1,5 su bardağı şeker
1 paket vanilin
1 litre süt

Yapılışı:

Tencerede yağı eritip un ve nişastayı yağa ekleyip biraz kavurun. Daha sonra kalan malzemeleri de ekleyip muhallebi kıvamına gelinceye kadar karıştırarak pişirin. Ateşten alıp mikser ile 3-5 dakika çırpın. İster geniş bir borcam'a dökün, isterseniz kuplara yada kaselere koyup buzdolabında soğutun. Servis yapacağınız zaman üzerini tarçın ya da dövülmüş fındık ile süsleyebilirsiniz. Dilerseniz içine dövülmüş damla sakızı ekleyebilir yada çırpma sırasında 1 paket toz krem şanti ilave edebilirsiniz. Krem şanti ile daha da leziz bir hal alıyor. İki şekilde de çokkk güzel oluyor canınız nasıl isterse...

Ben şekilden de anlaşılacağı üzere 14 Şubat'a özel bir formda hazırlamıştım.Krem şantili ve fındıklı...

23 Şubat 2009 Pazartesi

Soğuk bir pazar gününden geriye kalanlar...

Cumartesi akşamı Digiturk'teki Duvak filmine takıldım uyumam 03:00'ü buldu. Çok beğendim. Tavsiye ederim. Pazar sabahı ancak 11:30'da kalkabildim. Duş alıp hemen evden çıktık. CHP'nin kent meydanında mitingi vardı. Belediye Başkan adayı Sefa Sirmen'i desteklemek hemde şu an ki iktidardan memnun olmadığımızı dile getirmek için My Koo ile kalabalığın arasındaki yerimizi aldık. Sessiz duran, sadece şikayet eden biri olmadığım, olamadığım için (Deniz Baykal'ı desteklemesemde) mitingdeydim. Hava buzzz gibi soğuktu. Resmen donduk. Kahvaltı etmediğimiz için birer simit alıp atıştırdık. Dağ başını duman almışş gümüş dere durmaz akar diye bağırdık, coştuk. Yaşlısı, genci, kadını, erkeği, işi olan olmayan, meydandaydı. Sanayinin başkenti olan bir kentte yaşadığım için işsizlik kriz sebebiyle kol geziyor buralarda. Hamdolsun diyemiyoruz yani! Kapanan fabrikalar, işinden atılan insanlar, bu gidişata durr demek isteyen herkes sesini çıkaracak fırsatı buldu bu sayede. Seyirci olmamak lazım diye düşünüyorum. Ümidim var, her şey daha güzel olacak inşallahhh...



13:00'de vardığımız meydandan 15:30'da ayrıldık. Geçen yıl yatırım amaçlı küçük bir daireye girmiştik. Örnek evler bitmiş bu pazar'da daire kuraları yapılacağı için evi görmeye gittik. Beklediğimden çabuk ilerlemiş binalar. Kabası tamamen bitmiş. 77 m2 kutu gibi bir daire. Kiraya vermeyi düşündüğümüz için büyük bir daire olmasını istememiştik. Küçük ama çoookkk şirin. Amerikan mutfak+ salon, çocuk odası, yatak odası ve banyodan oluşuyor. Küçük bir koridoru var. 200 m2'lik bir evde oturduğum için acayip kıskandım burayı. Temizlik yapması ne kolay olur değil mi? Sonra eve döndük...

Yemek yedikten sonra çamaşır ve ütü faslına geçtim. Şehrimizin takımı sonuncu sıradaki Kocaelispor Galatasaray'ı 5-2 yenince eşimde bende acayip sevindik, gururlandık. Yorgunluk falan kalmadı...

Saat gece yarısını göstermeye başladığında kendimi Oscar ödül törenini veren E Entertainment kanalında elimde kağıt ve kalemle buldum :) Diğer yandan da NTV'i izledim. Keşke ABD ile aramızda bu kadar saat farkı olmasa yaaaa! Sabah uyuduğumda 6.20 falandı. 8'de de kalkıp işe geldim. Keyifli bir gece geçirdiğim için bol kahve takviyesiyle günü kurtardım. Oscar ödül töreni ile ilgili ayrıntılar için diğer bloğum Bir demet moda'ya tıklayın...

20 Şubat 2009 Cuma

Güz Sancısı

Bu yazımda bekliyorum demişim ve hepsi gelip girmiş hayatıma..
Ne güzel..
Bu hafta filmlerden bahsettim hep farkındayım ama akış bu yönde ilerliyor ben ne yapayım :)



Güz Sancısı vizyona gireli 1 ay oldu ama ben ancak dün akşam izleyebildim. Tomris Giritlioğlu adı benim için bir referanstı o yüzden çok ta acele etmedim. Filmin başrol oyuncularını da çok sevdiğim için heyecanla seyrettim filmi...

Behçet (Murat Yıldırım) ve Elena'nın (Beren Saat) masumiyetle dolu aşk sahnelerini çok sevdim. Hele Behçet'in Elena'nın yaralarını sildiği bölümler resmen bir tablo gibiydi. Fahişelik yapmasına rağmen hala bebekleriyle uyuyan Rum güzeli Elena'nın saflığı ve doğruyu bulmakta geciken Behçet'in tavırları da beni çok şaşırttı. Halkın galyana gelip kapı komşuları olan Rumların evlerini ve dükkanlarını talan etmesi ise korkunçtu! Türk siyasi hayatının ağır yükünü sırtlarında taşımak zorunda kalan iki sevgilinin aşkın topraklarında "aynı", yaşadıkları ülkenin topraklarında "farklı" taraflarda geçen aşkı izlenmeye değer bence...

Bir aydır gösterimde olmasına rağmen full dolu bir salonda izlediğim için de çok memnun ayrıldım filmden. Güldürmüyorda ağlatmıyorda dedi eşim salondan çıkarken! Nedense...

İlave: Ayşe Arman'ın 6-7 Eylül dönemini bire bir yaşamış Apoyevmatini Gazetesi genel yayın yönetmeni Mihail Vasiliadis ile yaptığı röportajı okumak için tıklayın...

19 Şubat 2009 Perşembe

Yeni filmler...

Bu sefer size hava çok güzel demeyeceğim çünkü ertesi gün gri bulutlar çevreliyor kenti!
Havanın çoookk güzel olduğunu kendime saklıyorum kusura bakmayın :)

Abimlerin geldiğini daha önce söylemiştim yeni olan haber aileye yeni katılacak olan 20 haftalık bebişimizinde erkek olduğu. Alper ile iddiaya bile girmiştim kesin kız diye ama onu da kaybettim. Erkek delisi oğlumun isteği gerçek oldu ve kızkardeşim evlenip bebek yapmaya karar verene kadar kız bebek hayalim ertelendi. Neyse önemli olan sağlıklı olması. Annem bile kız torun göremeyeceğim galiba ben diyor :) Yaramazlık yapmayı seven 1.5 yaşındaki yeğenim Furkan'da uslanmış. Abi olucak ya sorumluluk sahibi uslu bir çocuk olmaya karar vermiş sanırım...

Madem kız bebek istiyorsun o zaman ikinci çocuğu neden yapmıyorsun Flame diye içinden geçirenlere ise bu dünyaya 1 çocuk yeter allah olmayanlara versin. Benim oğlumada sağlıklı ve hayırlı bir ömür nasip etsin diyorum...




Bu ara kendimizi tamamen eve kapadık diyebilirim. Ev - İş arası mekik dokuyorum. Akşamları da pestilim çıkmış bir şekilde tv karşısında buluyorum kendimi. İzlediklerime gelince...

Hayallerin Peşinde (Revolutionary Road): Kate Winslet'e en iyi kadın oyuncu dalında Altın Küre ödülü kazandıran filmi çok merak etmiştim. Titanik filminin ardından 11 yıl sonra bir araya gelen Leonardo Di Caprio ve Kate Winslet 1950’li yıllarda yaşayan dışarıdan bakınca kusursuz gözüken, Paris'te yaşamak isteyen iki çocuklu bir aileyi canlandırıyor. Film sıkmıyor. Kate oyunculuğu ve güzelliği ile göz dolduruyor. Mükemmel değil belki ama seyre değer...

Passchendaele: 1. Dünya Harbinde Passchendaele savaşı sırasında yaşananları, bir asker ile hemşire'nin tutkulu aşkını anlatan çamur deryasında geçen bir savaş filmi. Bu türden hoşlananlar için hoş bir film...

Marley & Me: Jennifer Aniston ve Owen Wilson'ın 3 çocuklu hayvansever bir çifti canlandırdığı filmde asi köpek Marley'in bir ailenin yaşamını nasıl güzelleştirdiği anlatılıyor. Bu filmi izleyince evcil bir hayvanım olmadığı için üzüldüm...

Alacakaranlık: Klasik kurt adam filmlerinin aksine aşkın ön planda olduğu güzel bir film.
Bir genç kız ile vampir sevgilisinin imkansız aşkını anlatıyor. Film öyle bitiyor ki devamı geleceği muhakkak...

Bu film harika mutlaka seveceksiniz diyebilecek kadar şahane değil hiç biri ama konularına göre ilginizi çekenler olabilir belki. İyi seyirler...

16 Şubat 2009 Pazartesi

Kakaolu Kek

Cumartesi ve Pazar gününü evde film izleyerek geçirdim diyebilirim. Sevgililer gününe ait özel bir program yapmaya bünyem müsade etmedi!

Pazar günü Tuğba ile buluşacaktık ama son anda iptal oldu bende evde miskinlik yapmaya devam ettim. Hafta içi + Cumartesi çalışınca bari Pazar gününü evimde geçireyim diyorum ama sonra günün sonu gelince de kocanın başını yiyorum :) Dır dır dır. Hiç çekilmiyorum bazen yaaa kendimi bile çekemiyorum düşünün! {Bu itiraf aramızda kalsın}

Annem, hafta sonu ananemde kaldığı için oraya da gidip yeğenimi göremedim. Bu akşam inşallahhh yemekte oradayız :)

Dün akşam "Var mısın Yok musun" da Cem Yılmaz vardı. Gülmekten öldüm yaaa. Süperrrrdi süpperrr. Alper bey salondaki Tv'ye kurulunca bende kendimi mutfakta buldum. Bir yandan Cem Yılmaz'a gülerken diğer yandan da Kakaolu Kek pişirdim. Alper bayıla bayıla yedi ben de zevkten dört köşe oldum tabi. Bir de "Yalancı Tavuk Göğsü" yaptım ki o da nefiss oldu. Ama bir güne bir tarif yeter değil mi? O zaman diğerini sonraya saklayayım...

Hani tarif dediğinizi duyar gibiyim :) O zaman bu leziz kek için Nilay hanım'ın bloğunu Kitchen O'Clock tıklayın...

Not 1: Saat 22:30'da yediğimiz için kek'e bol sütlü bir nescafe eşlik etti.
Not 2: Nazoocummm bak nasıl çıktı kekim kalıptaaaannn :))))
Not 3: Nilay hanım'a güzel bloğu ve Kakaolu Kek tarifi için de çok teşekkür ederim.

İzlediğim filmleri de başka zaman yazarım çünkü hafta başı ve çoook işim var. Şimdilik bu kadar...

14 Şubat 2009 Cumartesi

Yan Yana

Bir fotoğraf karesidir bazen yaşam...

Bazen bir resme ya da bir şarkıya takılıp kalırsınız ya işte bu resmi görünce bende daldım uzaklara...

O resimdeki krem paltolu kadın ben, yanımdaki ise My Koo idi...

Yağmurdan korunmak için sokulmuştuk aynı şemsiyenin altına...

Yan yanaydık, aynı evi, aynı sofrayı ve aynı hayatı paylaşıyorduk...

Bazen farklı hayallere dalsakta aynı güne uyandığımız, 10 yıldır yan yana olduğumuz ve biricik oğlumuz için şükrettim Allaha. Sonra da uykuya daldım. Büyük bir huzurla...

İyi ki varsın canım...

{ İçinde sevgili yada sevgililer günü ibaresi geçmeyen ama sevgiliye adanmış bir yazı... }

13 Şubat 2009 Cuma

Her Telden...

Yalancı bahar beni aldattı..
Oysa ne güzeldi hava geçen hafta..
Şimdi gri bulutlar kapladı gökyüzünü..
Şakır şakır yağan, barajımızı tıka basa dolduran yağmuru saymıyorum hiç..

Alper de çok şikayetçi bu durumdan. Sabah sabah telefon açmış;
- Anne ya ne zaman bitecek bu yağmur? diye soruyor.
- Hayırdır ne oldu dedim!
- Çizgi filmlerimi kaçırıyorum, dedi.
- Uyduda yağmur nedeniyle kanallar güzel göstermiyormuş da derdi o yani. Digiturk'te izle dedim ama taktı mı takar :)



Koca sömestr geldi geçti izlemek kısmet olmamıştı Despero'yu. Dün akşam gittik nihayet. Minik kahraman, dev yürek, koca kulaklı minik farenin bir ülkenin kaderini değiştiren kahramanlığını izledik. İzlemeyenlere tavsiye ederim...

Çarşamba günü Balıkesir'den Abimler geldi annemlere ama daha göremedim ben. Minik yeğenim Furkan bakalım Hala demeyi öğrenmiş mi? Gerçi artık ufaklık sayılmaz 1.5 yaşında ve yazın ilk günlerinde abi oluyor. Kız kardeşimin düğünü, yeni yeğen'in doğuşu derken hareketli bir yaz olacağa benziyor. Daha cinsiyeti belli değil ama kız olmasını istiyorum ben :)

Günler hızla gelip geçiyor..
Kayda değer bir şey yapmıyorum bende..
Evde miskin bir kedi gibiyim..

Son söz olarak kaç zamandır yazmayı planladığım bir şeyi paylaşmak istiyorum sizlerle. Annanem maşallahhhh şimdi gayet iyi. Bütün organları iflas etmiş 1 haftadan fazla yaşamaz diyen doktorlara inat tutundu hayata. Zaten yaşamayı hep sevmişti. Şimdi çok güzel bir bakıcısı var adı Oxana. Çok iyi bakıyor annaneciğime. Hafta içi yatılı kalıyor hafta sonu ise annem gidiyor yanına. Her şey yolunda anlayacağınız. Desteğiniz için hepinize kocaman teşekkürler...

11 Şubat 2009 Çarşamba

I Love Your Blog

Sevgili arkadaşlarım Nazo ve Haydins tarafından çok güzel bir ödüle layık görüldüm. Kendilerine çoookkk teşekkür ediyorum beni unutmadıkları ve sevdikleri için...

Ödülün gönderilmesiyle ilgili 3 kural varmış;

1. Seni ödüllendiren blog yazarının linkini vermek.
2. Bu ödülü başka 7 blog sahibine linklerini vererek göndermek.
3. Seçilen blog yazarlarını durumdan haberdar etmek.

Blog dünyasına gireli yaklaşık 2 yıl oluyor. Çok güzel arkadaşlar edindim bu sayede. Ayrım yapmak çok zor ama mecburen bir liste yapıyorum. Kimse kırılmasın lütfennn. Hepinizi çoook ama çookkk Seviyorummmm...

1. Tuğba'nın Dünyası
2. Yass
3. Hayatımın Lezzetleri [ Sinemmmm bu son çağrımmm haaaa :)))))) ]
4. Moonsun
5. Sönmez Mutfak
6. Sihirli Eller
7. Bilun Şen

Şimdi de 3. kuralı yerine getirmeye gidiyorum. Azzz sonra sizdeyimmm...

En güzel günler sizin olsunnn buralara bahar geldi olleyyyy!!!

İzlediklerim...

Bir sürü film aldım haftasonu izlemek için ama haftayı yarıladık ben ancak 3 tane izleyebildim. İlki şu anda Digituk'te de oynayan Boleyn Kızı. Kitabı okumadığım için filmi önyargısız izledim. Scarlett Johansson, Natalia Portman ve Eric Bana'nın oynadığı entrika, şehvet, iktidar oyunları, aşk ve ihanet ile süslü dramatik bir film. Kral 8. Henry’nin aşkı için rekabet eden iki güzel kız kardeşin, Anne ve Mary Boleyn’in hikâyesini merak ediyorsanız izlemeye değer...



Çocukluklarından beri New York’un en prestijli düğün mekanı Plaza Hotel’de evlenme düşü kuran iki yakın arkadaşın aynı güne rastlayan düğünü rekabete dönüşüyor. Birbirlerinin düğünlerini berbat etmek için uğraşan iki yakın dostun yaşadıklarını anlatan Gelinlerin Savaşı Tam bir romantik komedi olmasa da Kate Hudson ve Anne Hathaway için izlemeye değer...



Amerikalı iki genç kadın tatil için geldikleri Barselona’da çekici ressam Juan Antonio ve dengesiz eşi ile tanışırlar ve kendilerini alışılmadık bir aşk dörtgeninin içinde bulurlar. Scarlett Johansson, Rebeca Hall, Javier Bardem ve Penelope Cruz'un başrolünü paylaştığı Vicky Christina Barcelona arka fondaki Katalan şehri için bile izlenebilir...


9 Şubat 2009 Pazartesi

Bu aralar...

Havalar bir iyi bir kötü! Tıpkı benim ruhum gibi..
Erken bahar gelse hiç te fena olmayacak ama o'da kararsız kaldı sanırım..
Alper sömestr tatilini evde miskinlik ve yaramazlık yaparak sonlandırdı ve bugün itibarıyla sahalara döndü..
Yaramaz çocuğu olanlar alışık olabilir ama ben idmansız olduğum için bu kez fena yakalandım..
Bir ara çıldırma noktasına geldim ama sonra sakinleştim..
Neler yapmadı ki!
Ters cevap vermeler, ben oldum demeler..
Gece yarısına kadar oturmalar..
Öflemeler, püflemeler, isyan bayrakları çekmeler..
Daha neler neler..
En son yeni aldığımız "büyük şişe" burun spreyini yatak odasındaki komidine tamamen boşaltmış. Yapış yapış ortalık parfümüme saldırmıştı ki zor yakaladım :) Söz verdi bir daha yapmayacakmış..

Gece yarısı yattığımız için Pazar sabahı 12:00'de uyandık. İnatla 2 haftadır ertelediği berber randevumuza gittik. Bir güzel kısaldı saçlar..



Berberden sonra Mc Donalds'a gittik. Oyuncakları beğenmedi küçük bey Burger King'e geldik. Karnı acıkmış canı hamburger istemiş falan da falan işte. Bu pozlar size..

Sonra eve doğru yola koyulduk. Sayın Başbakanımız kentimizi şereflendirdiği için şehir trafiği berbattı. Heryer kapanmış şehir merkezine girmek hayal olmuş. Dışarıda yağmur yağıyor ama halkı düşünen mi var. Yürü babam yürü.. Nihayet eve vardık ve sütlü tatlı krizini fırında sütlaç ile bastırdık. Belki bilmeyenler vardır diye tarifini yazıyorum. Bol fındıklı ve iyice kızarmışı makbuldür. Bilginize...

FIRINDA SÜTLAÇ



Malzemeler

1 Litre süt
1 Bardak toz şeker
1 yemek kaşığı nişasta
1 çay bardağı kırık pirinç
Vanilya

Yapılışı: Pirinçleri yıkayıp tencereye koyun. Üzerini biraz geçecek kadar su ekleyip pişirin. 1 lt sütten 1 çay bardağı ayırın. Geriye kalan sütü pirinçlerle birlikte birazcık kaynatın. Ayırdığınız süte nişastayı karıştırıp yavaş yavaş tencereye ekleyin. Şekeri de katıp karıştırarak iyice pişirin. Son olarak vanilya ekleyin. Kaselere boşaltıp tepsinin altına azıcık su koyup ısıya dayanıklı kaseleri üzerine oturtun. 180 derece fırında üzeri kızarana kadar pişirin.

5 Şubat 2009 Perşembe

Çocukluğuma gittim...

Hani bazen bir şimşek çakar ve aniden bir fotoğraf karesi belirir ya gözünün önünde işte tam da böyle bir şey oldu bana..
Bu sitede Vera Wang'ın giydirdiği Gelin Barbie'yi görünce çocukluğuma gittim..
Varlıklı bir ailede büyümemiştim..
3 kardeştik..
Ben ise ortanca..
Mesela benim hiç Barbie bebeğim olmamıştı..
Bizim zamanımızda pek yaygın değildi yada haberim yoktu benim..
Olsaydı babamın beynini yerdim "bana da bana da " diye o kesin..
Fatoş bebekler modaydı benim çocukluğumda. Onlarla oynamaya bayılırdım..
Pinokyo bisikletin rüyalarıma girdiğini hatırlıyorum mesela..
Birde pembe, kapişonu kürklü, şişme montumu. Sanırım 5 -6 yaşındaydım babam bana pembe abime ise yeşilini almıştı. Aynadaki aksim inanır mısınız hala gözümün önünde. İnsan bir mont ile prenses sanır mı kendini, ben sanmıştım..
En kötüsü de ne biliyor musunuz? O pembe mont var ya üzerime tam oldu, seneye giyemem diye geri verildi. O an aklıma gelidikçe gözlerim doluyor hala..


Belki de Alper'e kocaman giysiler almayı sevmeyişim o yüzden..
Gerçi şimdiki çocuklar bize göre (kendi çevremden yola çıkarak kuruyorum bu cümleyi) çok şanslı. Ya da çok şanssız.. (karar veremedim)
Benim oğlum hayal kurmuyor mesela annesi gibi..
Bir oyuncağı beğeniyor alırsak o gün mutlu almazsak da ertesi gün onu unutup başka bir şey istiyor..
Çünkü onlarca oyuncağı, giysisi var..
Makul ve mantıklı olan herşeye sahip..
Ne bayram geldiğinde yeni bir giysi alınacak diye hevesleniyor ne de aldığı harçlıklar ile deliye dönüyor..
Belki büyüdükçe değişir..
Bilmiyorum..
Ama istiyorum ki herşey benim çocukluğumdaki gibi olsun..
Çocuklar bayramlık papuçları ile uyusun mesela..
Hayal kursun içinde bilgisayar, laptop, playstation olmayan..
Benim gibi, bizim gibi..

Düşündüm de Alper'e oyuncak alırken kendime de bir Barbie alsam mı?
Ne dersiniz!

4 Şubat 2009 Çarşamba

Hayat tam da böyle bir şey!

Okuduğumda gönlümü parlatan bir hikayeyi paylaşmak istiyorum sizlerle...
Elindekinin kıymetini bilmeyenler için...

"Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı. Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu. İş ilişkiye gelince oldukça içli, hattâ aşırı hassas bir kadınım. Romantik anlara, küçük bir çocuğun şekere düşkünlüğü gibi can atıyorum. Oysa kocamın sakinliği, başka bir deyişle vurdum duymazlığı, evliliğimize romantizm katmaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı.

Sonunda kararımı ona da açıkladım: boşanmak istiyordum. Şaşkınlıktan gözleri açılarak 'niye?' diye sordu. 'Gerçekten belli bir sebebi yok' dedim, 'sadece yoruldum.' Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu. Kısaca sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne bekleyebilirdim ki!



Sonunda sordu 'seni caydırmak için ne yapabilirim?' Demek ki söylenenler doğruydu. İnsanların mizacı asla değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da kaybolmuştu. 'İşte mesele tam da bu' dedim. Bu sorunun cevabını kendin bulup kalbimi ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim dedim. 'Diyelim dağın tepesinde bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeği benim için koparmak, düşüp vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hattâ ölümüne mâl'olacak. Bunu benim için yapar mısın?' Yüzümü dikkatle inceledi ve 'Sana bunun cevabını yarın vereceğim' dedi. Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu.

Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt şişesini mutfak masasının üzerine koymuş, altına da bir not bırakmıştı. 'Sevgilim' diye başlıyordu.

'O çiçeği senin için koparmazdım' Kalbim yine kırılmıştı. Okumaya devam ettim. 'Çünkü her zaman yaptığın gibi bilgisayarın altını üstüne getirip çökerttikten sonra onu tekrar düzeltebilmek için ellerime ihtiyacım var.' 'Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden önce eve varabilmek için koşmam gerektiğinde bacaklarıma ihtiyacım var.' 'Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu kaybettiğinden, yolu gösterebilmek için gözlerime ihtiyacım var.'
"Sâdık arkadaşının" her ayki ziyaretinde sebep olduğu, karnındaki krampları rahatlatabilmek için avuçlarıma ihtiyacım var.'
'Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapanıklığını dağıtmak, can sıkıntını hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmek, hikâyeler anlatabilmek için ağzıma ihtiyacım var.' 'Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan gözlerinin bozulması kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını kesebilmek, merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmek, çiçeklerin renginin gençliğinde senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmek için gözlerime ihtiyacım var.' 'Ama seni benden daha fazla seven biri varsa, evet o uçuruma gidip, o çiçeği senin için koparırım bir tanem.'

Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer dağılıyordu. Göz yaşlarım mektuba düşüyordu. 'Mektubu okuduysan ve kalbin ikna olduysa lüften kapıyı aç canım. Çok sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütle kapıda bekliyorum.' Koşarak kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde sıkıca tuttuğu susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi. Artık çok iyi biliyordum. 'Beni ondan daha çok kimse sevemezdi.' O çiçeği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim.

Bu gerçek aşktı. İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye alıştığımız aşkın, seneler sonra o heyecanlar kaybolup gittiğinde, huzur ve durgunluk içinde de hep var olmaya devam ettiğini göremeyebiliyoruz. Oysa aşk hep vardır. Belki artık heyecansız, belki artık romantik değil. Belki sıkıcı, tekdüze, hatta belki yüzsüz. Ama hep oralarda bir yerdedir. Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette gereklidir. Bir zaman sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sütunu ebedi kalır.

Hayat işte tam da böyle bir şeydir.

2 Şubat 2009 Pazartesi

Mutfakta biri var!

Ben iyileştim ama Alper hasta..
Önemli bir şeyi yok azıcık ateşlendi bir de iştahı gitti o kadar..

Miskin bir haftasonu geçirdik anlayacağınız. Dün yataktan kalkmamız 13:00'ü buldu. Hazırlanıp Özdileğe gittik. Bir 3 kg verdim ya şımarıp pizzaları götürdüm şimdi çok pişmanımm :( (Bugün öğle yemeğinde kendime ceza verdim sadece yoğurtlu ıspanak ve 1 dilim ekmek yedim ama kendime olan kızgınlığım hala geçmedi, imdaatttt) Yemeğin ardından biraz dolaştık Alper bey kendine bir oyuncak beğendi bizde Anne - Baba kararlılığıyla hayırr dedik. Karne hediyesi olarak daha yeni bir oyuncak aldık. Çekmecelere, sandıklara, bazalara sığmıyor artık o kadar çoklar ama hala yeni bir şeyler bulabiliyor bu çocuk! Babasıyla bize çok kızdı paranız mı yok, , çok mu pahalı, kaç paranız var ? diye sayıp durdu. Zor oldu ama hayırrr'ı da bilmeli artık değil mi? Sürekli yeni şeyler alıyoruz ama o hep eski oyuncaklarla oynuyor bunu da çözemedim ya! Eve dönüşte bize surat asıp durdu bir daha bizimle tatile, markete, alışverişe gelmeyecekmiş. Tehdit ediyor resmen sıpa! Bende sen bilirsin dedim, iyice çıldırdı :) Akşama gönlünü aldım ama meraklanmayın..

Alper kahvaltıda da pek bir şey yemediği için onu da yanıma alıp girdim mutfağa. Pek sevindi aldı merdaneyi eline hamur açıp kalıplarla şekil verdi. Tadına bile bakmadı ama olsun...





Mutfakta böyle bir yardımcı herkese lazım aklınızda olsun :)




Eee malum diyetteyim bari hafif sütlü bir tatlı yapayım dedim. Ne zamandır canım İrmik Tatlısı çekiyordu ama yaza daha çok yakıştığı için erteliyordum. Sonra mevsimi boşverdim ve yapıp afiyetle yedim.


Tarife gelince; 1 kg süt, 1 bardak irmik ve 1 bardak şekeri koyulaşana dek pişiriyorsunuz. Ardından vanilyayı ilave edip mikserle 2-3 dakika çırpıyorsunuz. Ben aralarına pötibör bisküvi dizip üzerine de Dr.Outker'in ahududulu sosundan koydum çok da güzel oldu. İsterseniz aralarına muz koyup üzerini ceviz içi ile de süsleyebilirsiniz. Hafif ve pratik bir tatlı. Hem de hiç yağ yok...


Pırıl pırıl güneşli ve ılık bir hava var bugün dışarıda...
Güzel bir hafta olsun bahar gibi, hepimize...

Not: Lost'un 5. sezonunda 3. bölüm oldu bile. Bu nedir yaaa, nasıl bir senaryodur nasıl bir sona bağlanacak meraktan ölmek üzereyimmm...