31 Mart 2010 Çarşamba

Öyle Bir Hayat Yaşıyorum Ki!

Bir şaşkınlık var bu hafta üzerimde…
Bir miskinlik!
Böyle anlarda içimdeki o minik kadına sığınıyorum ve bir tek orada huzur buluyorum.
Elimde sevdiğim sözler, şiirler ve köşe yazılarından oluşan ajandam eşliğinde dalıyorum hayallere…
Kalabalıklar yormuş meğer fark edememişim. Yine…
Yaşam hızla kayıp giderken durmak, sadece “durmak” nasıl da keyif verdi bana bir bilseniz.
Hayattan kendime çaldığım o 1 – 2 saatlik zaman diliminde en çok da bu sözler mutlu etti, kendime getirdi beni…
Belki size de bir faydası olur!

Öyle bir hayat yaşıyorum ki,
Cenneti de gördüm,
Cehennemi de
Öyle bir aşk yaşadım ki
Tutkuyu da gördüm,
Pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayatı en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım
Öyle bir rol vermişler ki,
Okudum, okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde,
Hem kızdım hem güldüm halime,
Sonra dedim ki "söz ver kendine"
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin.
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.
Öyle bir hayat yaşadım ki,
Son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman
Hep acele etmem bundan, anladım.

NİETZSCHE

29 Mart 2010 Pazartesi

Shisedo alışverişi..

Burası alışveriş ve makyaj blogu olacak yakında :D
Limango'da Shisedo kampanyası vardı geçenlerde bende değerlendirdim tabi!!



Bu "violet" ojenin rengine bayıldımmm..
Makyaj bloglarından özenip foto da çektim. Hıhhhhh.. :p
Tatilde bol bol sürerim artık! {9.90 TL}



Shisedo medium far fırçasından da pek memnun kaldım. Tavsiye ederim.. {19 TL}

24 Mart 2010 Çarşamba

Bahar..

Bahar geldi diye çocuk gibi sevinir mi insan?
Sebepsiz yere gülümser mi etrafa?
Gördüğü tüm çiçekleri takar mı saçına?
En pembe ruj’u, en ışıltılı allığı, en parlak göz kalemini yakıştırır mı yüzüne?
Bahar’a yaraşmak için mis gibi kokma telaşına düşer mi?
Bir mevsim bu kadar başkalaştırır mı insanı?
Bu kadar değiştirir mi bir kadını?
Bu yazıyı ben kaleme aldığıma göre bu sorulara yanıtım tabi ki “evet”
Heyyyy!
Yaşasın bahar geldi.



Ruhuma, dilime, evime, yüzüme…
En önemlisi de gözüme!
Güneşle şarj olan bedenim bir başka gözle bakıyor, “bahar” sayesinde bir başka görüyor dünyayı…
Sanki bir başka ötüyor kuşlar, bir başka açıyor çiçekler, bambaşka gülümsüyor doğa…
Hoş geldin bahar.
Neşe getirdin gönlüme…


Bu yazı Candan Erçetin’in Bahar şarkısı ile bitmeli diyor içimdeki ses!
Benden size gelsin…

23 Mart 2010 Salı

Hesionka'dan romantik broş..

Aksesuar kullanmayı çok seviyorum. Genelde de aksesuarlarımı Koton, Accessories, Ykm, Asortie gibi mağazalardan alıyor {um} dum..

Bu tür mağazalardan alışveriş yapınca "pişti" olma olasılığı fazla oluyor tabi..
Bende sürüden ayrı olmayı sevdiğim için artık aksesuar alışverişlerimin büyük bir kısmını birbirinden yetenekli blog arkadaşlarımdan yapıyorum.

Hesionka'da onlardan biri..
Siyah düşkünü olduğum için daha önce bu siyah tacı ve minik cüzdanı almıştım.
Geçen gün Butik Hesionka'da dolaşırken bu romantik broşu gördüm ve "o" artık benim..



Beğendiyseniz Hesionka'nın blogu için burayı butiği için ise burayı tıklayın..
Pişman olmayacaksınız!!

Not: Kargo elime bu sabah ulaştı. Saçımı topuz yapmıştım ve tam ortaya kondurdum bu broşu. Pek bi güzel oldu :p

22 Mart 2010 Pazartesi

Keçe Taç

Geçen gün hobi malzemelerinin satıldığı bir dükkanda "ne var ne yok diye" bakarken çiçek şeklinde hazır kesilmiş olan keçeleri gördüm. Nasılsa bir şey yaparım diye bir kaç tane aldım. Cuma akşamı ise saat 00:00 sularında canım sıkıldı ve kendimi İkea'dan aldığım içinde incik cinciklerin olduğu tekerlekli kutunun başında buldum.

Sonra bir baktım silikon tabancasını pirize takmışım :p

İşte gece yarısı yaptığım bahar tadında "baştacım"..



Nasıl olmuş?

Not: Cumartesi günü sıcağı sıcağına kullandım tacı. Ofise gelen bir müşteri nereden aldın çok şekermiş dedi :p Bende keyifle "ben yaptım" dedim..

21 Mart 2010 Pazar

Eyüp Sabri Tuncer alışverişi..

Eyüp Sabri Tuncer'in Kadınlar günü için hediye kampanyası vardı bende duyar duymaz! body splash pure love {Mavi şişe} siparişi vermiştim.

Diğerleri ise {Silky Touch serisinden body splash, body cream, body losyon ve antibakteriyel jel} hediye geldi..



Alalı epey oldu ama kampanya 25 Mart'a kadar devam ediyor. Siz de bu fırsattan yararlanabilirsiniz hala!

Deoların çiçeksi, şekerli kokuları var ben sevdim..
Krem, losyon ve antibakteriyel jeli henüz denemediğim için yorum yok!!

20 Mart 2010 Cumartesi

Mim "masa üstü"

Sevgili Işıl mimlemişti beni..
Mim'in konusu "Masa üstünüzde neler var?"..



Genel bir çekim yapamadım çünkü aynı odada 8-10 masa var bi yerlerden birileri çıkıyor :p
Ama genel olarak bakarsak Laptop + Pc [Ekranda twitter açık!! :p], Telefon [2 adet], 3'lü plastik raf, zımba, kalemlik, kağıtlık, takvim, notluk, ataçlık, kupa, biblo, ajanda..

Klasik ofiste bulunan malzemeler..
Ekstra olarak Vogue'nun ilk sayısı, light süt ve su şişesi mevcut {malum diyet :p}
Özel fotoğraf falan koymak adetim olmadığı için resim çerçevesi falan yok masamda..

Mızıkçılık yapıp kimseyi sobelemiyorum. İsteyen yazsın..

19 Mart 2010 Cuma

Hayalkırıklığı!!

Strawberry'den ayda 1 kez mutlaka alışveriş yapıyorum ve şu ana kadar kayda değer bir sorun yaşamadım. Bir kere problemli ürün yollamışlardı onda da hemen para iadesi yaptılar..

Bu sabah geçen hafta sipariş verdiğim Stila allık ve Chopard Wish parfümüm elime geçti. Allık'tan 2 adet istemiştim {diğeri arkadaşım Meltem için} biri sorunsuz çıktı ama diğeri fotoğrafta da görüldüğü gibi dağılmış haldeydi!



Sağlam olanı arkadaşıma verdim ve hemen müşteri hizmetlerine durumu bildiren fotoğraflı bir mail yolladım. 2 - 3 saat sonra eğer kabul ederseniz kredi kartınıza ödediğiniz bedelin %50'sini iade edelim dediler! Ürün çok pahalı bir şey değildi zaten bana 10 TL iade etse ne olacak etmese ne olacak değil mi? Ben allığın "yenisini" yollamalarını istedim ama henüz cevap vermediler.

Bakalım ne olacak!

İLAVE: Aynı ürün ellerinde kalmadığı için para iadesi yaptılar..

Kahve Molası..

En sevdiğim şey kahveeee..



Yanında sevdiği de olunca bir başka oluyor tadı..
Afiyetle :p

17 Mart 2010 Çarşamba

Ben Seni Ne Çok Sevdim!

“Seni Seviyorum”, “Seni Çok Seviyorum”, “Sensiz Yaşayamam”, “Ben seni ne çok sevdim” diyenler olmuştur mutlaka hayatınızın bir döneminde…

Kimine inandınız, kimine kıymet verip yüreğinizin derinliğine sakladınız, kimini ise umursamadınız bile!

Belki “o” sözün üzerine birlikte yola çıkıp yarı yolda kaldıklarınız, yarı yolda bıraktıklarınız ya da elini sımsıkı tuttuklarınız da olmuştur.

Belki sadece söylenen “o” sözün büyüsüne kapılıp aşka şans vermişliğinizde…

Kimi zaman kazandınız, kimi zaman kaybettiniz.

İyi de sevgide nedir sizin kıymet verdiğiniz?

Mutlu bir aşk için ölçüleriniz, beklentileriniz neler?

Dürüstlük, sadakat, özveri, sabır, anlayış, tutku, vs… şart mı yoksa yüreğinize dokunması yeterli mi?

Ya da sizce bir ilişki de “beklemek” şart mı?

Beklentili bir sevgi olur mu?

Hıncal Uluç bir yazısında demişti: “Beklentili bir sevgi yoktur. Sadece sizi siz olduğunuz ve sevmekten başka beklentisi olmayanlar gerçekten sevmiştir.” diye...

Bu devirde beklentisiz bir sevginin varlığına inanmak öyle zor ki!

Öyle bir düzen var ki yaşamda sadece verdiğiniz ölçüde alıyorsunuz. İlişkilerde, dostluklarda, komşuluklarda karşılıklı her şey!

Haliyle adım atmaya korkuyor insan. Sevildiği ölçüde, sevildiği biçimde karşılık veriyor ve hep temkinli duruyor hayata karşı…

Kendini bırakmak aşka ya da bir dosta o kadar zor ki kimse şartları zorlamaya yanaşmıyor. Akışına bırakıyor herkes…

Metropollerde yaşanan “mutsuzluğun” en büyük sebebi de bu belki!

Oysa zoru seçmek, o sancıyı göğüslemek, başa döndürse de bazen daha doğru değil mi?

“Sevmek bir yaşam sanatıdır” demedi mi edebiyat öğretmenimiz!


Sevgiler eskimez, sevilenler değişse de o sevgi kalbinizin bir yerinde tortulaşır ve zaman zaman kendini hatırlatır diye okumadık mı romanlarda…

En güzel aşk filmlerinin bir numaralığı replikleri hep “sevgi” üzerine kurulu değil mi?

E o zaman etraftaki bu “sahte” ilişkiler neden?

Bize anlatılanlar “masal” mıydı yoksa!

Yoksa ben mi yanılıyorum?

16 Mart 2010 Salı

Bu ara..

Bu ara ruhum mevsime göre şekil alıyor..
Bazen parçalı bulutlu, bazen sağanak yağışlı kimi zaman da güneşli..
Aklımda bir dolu soru var o yüzden ruhumu mevsime teslim ettim.
Oysa tatil rezervasyonu yapıldı bir hafta boyunca burada olacağız oğlum, eşim ve ben..
Eminim çok eğlenecek, dinlenecek kimi zamanda yorulacağız.
Hem sünnet telaşı da bitmiş olacak!!
Elimde dondurma, kulağımda şarkılar, karşımda oğlum - eşim..
Bavulda yepyeni "küçük" beden giysiler, bikiniler, mayolar, yüksek topuklu papuçlar, parmak arası terlikler, rengarenk şapkalar..
Başucumda okunmayı bekleyen kitaplar, damağımda akşam yemeğinin tadı..

Çook güzel olacak herşey..
Umarım!!

13 Mart 2010 Cumartesi

Alışveriş, alışveriş, alışveriş..

Kozmetik canavarı oldum çıktım bu aralar!
Kendime DUR demek istiyorum ama sonuç sıfır!!
Hele indirimdeyse "hayır" demem daha da zorlaşıyor :(
Bu postta son 1 ay içinde alınan kozmetik ürünleri var..
Bazılarını kocacığımda ilk kez görecek :p
Şans dileyin lütfen o_O



Twitter'da laflarken İnci'den Inglot'un indirimini duydum ve keşke İzmit'te de olsa bende alsam dedim. Sağolsun sen ne istiyorsan söyle ben sana alıp yollarım dedi bende tercihimi duraline ve siyah eyeliner'dan yana kullandım. Duraline farları eyeliner yapmaya yarayan, kalıcılığını arttıran sihirli bir jel. Makyaj Çantam bu yazısında ayrıntılı olarak anlatmış merak edenler bakabilir. Eyeliner ise hakikaten çok başarılı. Akma yapmıyor ve renk karbon siyahı. Çok memnun kaldım, tavsiye ederim. Sanırım % 25 indirimle ikisi 40 TL'ye geldi bana..



Bourjois'un allığını görmüş ve çok sevimli bulmuştum. Strawberry'de bu setin indirimde olduğunu görünce alıp denemek istedim. Allık, 3D parlatıcı, maskara orjinal boyda ve makyaj çantası ile birlikte sadece 22 TL. Özellikle allığın rengine, ışıltısına bayıldımmm. İndirimi hala devam ediyor. Aklınızda olsun..



Bu Inglot ciciler ise Markafoni indiriminden payıma düştü! Daha önce oje ve lacivert far almıştım çok memnun kaldığım için mor far ve kirpik kıvırıcısını da denemek istedim. Far 18,9 TL - Kirpik kıvırıcı 22,9 TL


Chopard Wish'in kokusuna bayılıyorum. Resmen büyülüyor beni! Ne zamandır çilekte indirime girsin diye dört gözle bekliyordum ama bir türlü düşmedi fiyatı. Ama geçen gün bir baktım indirimde! Sepete atmak için inanın hiç beklemedim! Yalnız kalmasın diye araştıran'ın tavsiye ettiği Stila mercan rengi allığı da ekledim :d Chopard 50 ml 54 TL, Stila Check Duo ise 22 TL


Maskara olarak Lancome Hypnose ve Loreal Lash Architect'i kullanıyorum uzun zamandır. Bu defa bir değişiklik yapıp Loreal Telescobic carbon siyahı aldım. 1 haftadır kullanıyorum fırçasından çok memnun kaldım. Tek tek ayırıyor kirpikleri ve dolgunluk veriyor. % 25 indirimdeydi bu üründe sanırım 28 TL falandı fiyatı da. Tavsiye ederim..

Karlı bir alışveriş yapmışım değil mi :D

11 Mart 2010 Perşembe

Hersheyler'den kartpostal kolye..

Görür görmez beğendiğim bir kolye bu..
Sahip olmamı sağlayan kişi de Hersheyler blogunun sahibi sevgili arkadaşım İnci..
Aslında bu kolyeyi sevgililer günü sebebiyle aldırmıştım kocama ama ancak yayınlayabiliyorum :D



Çok şirin pembe keçe çantasının içinde geldi..
Üzerinde "I Love You" yazıyor :p
Kocam aldı bana :D
Sitesinde daha ne ciciler var. Hemen bakın!! İşte burada..

10 Mart 2010 Çarşamba

Diyette 18. Hafta..

2 hafta aradan sonra nihayet bugün kontrole gidebildim.
Hastalıktan dolayı hiç yürüyüş yapamamıştım bu hafta..
Sağlık olsun artık :)
Neşem yerinde ama 2.5 kilo daha vermişim..
15'e yaklaştık..
Yuppiii :p
Geriye kaldı 10 kilo daha..
Yaz'a 3 ay daha var o yüzden onu da rahatlıkla veririm diye düşünüyorum :p
Desteğiniz için teşekkürlerrrr..
Yola devam..

9 Mart 2010 Salı

Acı Tat

Ağır bir anjin geçirdiğim için geçen haftanın büyük bir kısmını evde dinlenerek geçirdim.
Bol bol miskinlik yaptım ama sıkıldığımı da itiraf etmeliyim.
Özellikle Alper okuldayken iyice çekilmez oldu ev…
Boğazımdaki acı da eklenince yalnızlığa, daha da büyüdü içimdeki keder!
O anlarda sığınağım izlenmeyi bekleyen DVD’ler oldu.
Bir dolu film tükettim fırsattan istifade…
Zira gündüz kuşağındaki kadın programları tansiyonumu yükseltebilirdi!

***

Pazar gecesi ise erkenden yatıp Oscar için kurdum saat’i ve gece 01.00’de büyük bir hevesle ekranın karşısına geçtim.
Niyetim kırmızı halı geçişinde ‘kim ne giymiş?’, ‘saçlar nasıl?’, ‘makyajlar olmuş mu?’, ‘aksesuar seçimleri başarılı mı?’ diye kendi kendime geyik yapıp neşelenmekti!
Saat 05.00’e kadar izledim olan biteni…
Ekranda beliren son dakika yazısında “Elazığ’da deprem” olduğunu öğrenince çok üzüldüm.
Yaşanan acı o kadar tanıdıktı ki bana, bize…
17 Ağustos depreminde 19 yaşındaydım.
Nasıl korkmuş, ağabeyimle birbirimize sarılıp nasıl dua etmiştik o 45 saniye boyunca…
Üzerinden 11 yıl geçti ama o anki korkuyu, endişeyi, yaşadığımız paniği ve çaresizliği unutmak mümkün değil!
Umutla sığındıkları eşikler ne çok insana mezar olmuştu!
Doğanın dehşete düşüren sesi, etraftan duyulan çığlıklar, feryatlar hala kulaklarımda…
Geçer gibi oluyor ama en ufak bir artçıda yeniden tetikliyor yüreği…
Geçen zamana rağmen damağımda hala o aynı acı tat var!
Aynı acı…

***

Elazığ depreminde yaşamını yitiren, sevdiklerini kaybeden, evsiz kalan, o korkuyu yaşayan herkese sabır diliyorum…
Allah bir daha göstermesin!
Hepimizi korusun…


Korkularıma rağmen, umutla güzel bir hafta diliyorum.

8 Mart 2010 Pazartesi

Alper'den..

Alper severler için bu yazı :D

Hastalık sebebiyle maskeyle dolaştığım için uzak durmak zorunda kaldık birbirimizden ve çok zor oldu! Sımsıkı sarılıp öpüşmeyi özledik..

Bir ara dayanamayıp 'anne boşver ne olursa olsun' deyip ani bir öpücük kondurdu yanağıma :p

Çocuk benim evde olmama pek alışık olmadığı için raporlu olmama çok sevindi. Hatta 'doktorla konuşsan iznini biraz daha uzatmaz mı?' diye sordu :D

Meğer benim evde olmam hep hayallerini süslüyormuş Alper'in..



Evde daha ne komplimanlar yaptı bana bir görseniz..

Okula giderken 'seni özliceemmm' demeler, iç çekmeler..

'Sen hasta olma ben oliim annecimmm' ler..

Pek romantik anlar yaşadık ana - oğul..

Bu mola ikimize de iyi geldi..


Veli Toplantısı:


Geçen hafta veli toplantısı vardı Alper'in..
Cumartesi kendimi biraz iyi hissedince ben katıldım toplantıya..
Ve öyle güzel şeyler duydum ki oğlum hakkında mest oldum.
Matematik yazılısından 5 almış ve toplama, çıkarma işlemlerinde gayet başarılıymış.
Çok efendi, saygılı bir çocuk Alper dedi. Parmak kaldırmadan konuşmadığını, derslere katıldığını, okumasının güzel olduğunu ve yazısını düzelttiğini de dekledi..
Umarım hep böyle devam eder..

Romantik Komedi ve Veda..

Malum geçen haftayı hasta geçirdim..
Özellikle de ilk 3 gün çok zor geçti..
İlaçlarımı bile zor yuttum hatta 2. sabah ağladım acıdan :(
Neyse ki geçti, düzeldim işte..
İğnelerden sonra biraz ayaklanınca hafta sonunu sinema ile değerlendirdik.



Ben ne zamandır Romantik Komedi'yi izlemek istiyordum iyi ki de gitmişiz..
İki saat boyunca hiç sıkılmadan, temposu yüksek ve keyifli bir film izledik..
Sex and the City tadında bir yerli film olmuş.
3 yakın arkadaşın günlük yaşamları, aşkları, hayata bakışları ve karşılarına çıkan erkeklerle yaşadığı ilişkiler anlatılıyor filmde..
Bence yerli filmler umut vadediyor artık!


Veda'ya giderken tereddütlerim vardı..
Film ile ilgili olumlu - olumsuz bir çok eleştiri okumuştum ama yine de Alper'le gitmek istedik.
Zülfü Livaneli'nin anlatımı ile Salih Bozok'un gözünden Atatürk'ün hayatını daha doğrusu bazı bölümlerini izledik.
Ama film bana dokunmadı..
Duygulandım, ağladım hatta ama gönlümüzde yatan kahramanı anlatamamışlar yine..
Alper filmden sonra "Atatürk çocukları çok severdi burada o niye yok" diye sordu. Daha bir çok eksik yanı vardı filmin..
Kostümler, dekor ve oyunculuklar başarılıydı gittiğime pişman da değilim ama Atatürk ile ilgili film yapmak ve onu bize sevdirmek çok zor..
Ata'nın hayatını 2 saat'e sığdırmak da olası değil görüldüğü gibi..
O yüzden de kopukluklar oluyor sahneler arasında ama herşeye rağmen o dönemi hatırlamak için gidilmeli..

Pazartesiye filmler ile başladık..
Güzel bir hafta olur umarım..

Not: Geçmiş olsun mesajlarınız için çoook teşekkürler...

3 Mart 2010 Çarşamba

Hastayım :((

Dün akşam halsizlik başladı önce..
Ardından boğazlar iflas etti..
Bu sabah 09:00'da soluğu KBB doktorunda aldım.
Anjin olmuşum, ileri derecede..
6 iğne, antibiyotik, boğaz spreyi, ağrı kesici ve evde kullanmam için maske verdi doktor..
Tek şartı da istirahat etmemdi!
Pazartesiye kadar raporluyum.
Bulaşıcı olduğu için de maskesiz dolaşamıyorum bu da çok canımı sıkıyor :(
İştahım yok, halsizim. Baş dönmesi, boğaz ağrısı ve sıtmalanma ne ararsanız var :((

Diyetisyen günümdü bugün ona da gidemedim.
Önümüzdeki haftaya erteledik.
Bolca portakal suyu, ıhlamur, sebze ve mercimek çorbası var menüde..
Boğazımın ağrısından yutkunamıyorum bile o yüzden de yemek yemeğe korkuyorum.
Birazdan 2. iğnemi olmaya gideceğim umarım rahatlatır beni ve uyuyabilirim.

Kendinize dikkat edin..

Evde Tek Başına

Uzak bir şehirdeyim sanki…
Sevdiklerimden ayrı, yapayalnız!
Elimi tutacak kimse yok, sesim boşluğa yayılıyor.
Garip bir hüzün kaplıyor birden içimi…
Oysa bu günkü yalnızlığı ben seçtim!
Müzik dinlemek, yeni çıkan dergileri karıştırmak, aralarında kaybolmaktı niyetim.
Hatta Nermin Bezmen’in son kitabını bitirecektim vakit kalırsa…
Ama olmadı!
Ne fonda çalan müzik, ne eldeki dergiler, ne odaya yayılan kahve kokusu, ne de sonlarına geldiğim kitap mutlu etti beni.
Evdeki sessizliği özlediğimi söyleyen ben birden sarıldım telefona…

- Nerdesiniz?
- Aaaaa süper, tamam bende geliyorum!!


Çantamı aldığım gibi çıktım dışarı…
Bir zamanlar en büyük sığınağım olan yalnızlık bugün fazla geldi bana…
Oğlumun sorularına, odasından taşıp yerlere dağılan oyuncaklara, eşimin varlığına o kadar alışmışım ki sessizlik boğdu beni…
Hüzünlendim hatta!
Anladım ki içimdeki kalabalığı yalnızlığa yeğler olmuşum artık.
Oğluma sıkıca sarılıp “üç kişilik kalabalığın” keyfine vardım.

2 Mart 2010 Salı

Eyyvah Eyvah

En büyük zevklerimden biri Sinema..
Elimin altında izlenecek bir kaç DVD mutlaka olur ama sinema salonunda film izlemenin keyfi bambaşka tabi..
Hafta sonu eşimle birlikte Ata Demirer ve Demet Akbağ'ın son filmi Eyyvah Eyvah'a gittik.
Trakya kökenli Hüseyin Badem'in Çanakkale'den kalkıp İstanbula gelişi ve burada yaşadıkları anlatılıyor filmde..



Eşimde göçmen olduğu için o dili çok iyi biliyoruz ve Ata Demirer'in şivesini, yöresel esprilerini çok beğendik. Demet Akbağ pavyon şarkıcısı rolüyle yine sahnede devleşmişti. Dertleri unutturan, oldukça komik ve eğlenceli bir film.

Umarım devamı çekilir..
İzlemeyenlere tavsiye ediyorum.
Kaçırmayın :p

1 Mart 2010 Pazartesi

Post it :)

Alper okumayı öğrendikten sonra evde çok eğlenceli notlar dolaşmaya başladı!
İşte bu da onlardan biri!
Biz My Koo ile mutfakta kahve içiyoruz Alper'de odasında bilgisayarla oynuyor. İçeriden babasına gel diye seslendi. Eşimde tamam biraz sonra geliyorum deyince bu not geldi..

Okuyamayanlar için;

- Baba gel
- Tamam biraz bekle
- Hemen gel

El yazısını nasıl buldunuz?
Gelişme var değil mi?