31 Ağustos 2010 Salı

Pancake!

Tatildeyken sabah kahvaltısında en çok tükettiğim yiyecek pancake'dir.
Otellerdeki aşçılar ya çokkk lezzetli yapıyorlar ya da ben henüz kötü yapanına rastlamadım :)
Tatilden dönünce evde kendim de denedim hevesle hatta çok güzel de oldu ama "aynı" lezzeti yakalayamıyordum bir türlü!
Geçenlerde reader'a Tijen'in pancake tarifi düşünce hemen denedim.
Sahurda ya da kahvaltıda deneyebileceğiniz çokkk pratik ve lezzetli bir tarif.
Hem yağ da yok!



Malzemeler:
3 yumurta, 2 yemek kaşığı pudra şekeri, 1 bardak süt, 1 bardak un, 1 tutam tuz

Yapılışı: yumurtaların aklarını bir tutam tuz ile iyice köpürüne kadar çırpın. Mikser kullanmayıp elde çırpmanızı tavsiye ediyorum! Ayrı bir kapta 3 yumurtanın sarısını pudra şekeri ile çırpıp diğer malzemeleri ilave edin ve topaklanmadan akıcı bir kıvam olana kadar karıştırın. Yumurtanın aklarını da karışıma ilave edip teflon tavada pişirin.

Afiyet olsun..

30 Ağustos 2010 Pazartesi

10. yıl'dan geriye kalanlar..

Perşembe günü 10. yılımızı kutladık evlilikte..
Eskiden günler öncesinde plan yapardık ama bu defa son ana kadar karar veremedik...
Alper ben de sizinle geleceğim deyince çocukla rahat edebileceğimiz ve iftarı yapacak bir yer düşünmeye başladık.
İçimden bir an Sapanca geçti ve Twitter'da birkaç arkadaşla yazıştık neresi olsun diye..
Sonra yakın bir arkadaşımdan tavsiye aldım ve Güral Sapanca'da karar kıldık.
Görmeyi çok istediğim bir oteldi zaten çok da beğendim..
Yemekleri, servisi ve otel'in konsepti çok çok güzeldi..
Gitmeyi düşünenler varsa tavsiye ederim.
Hatta biz 1-2 gece konaklamayı da düşünüyoruz yakın zamanda..



Alper'in objektifinden!! 10. yıl pozu..



Alper anne aslında sünnet koltuğum böyle birşey olmalıydı dedi bu koltuğu görünce!



Piyanoya da yakıştı değil mi?



Klasik anne - oğul pozumuz..
Benim gözlerim biraz kocamannn çıkmış!
Ürkütücü değil mi :)



Otel Güral Porselen'e ait olunca birbirinden şık porselenleri de sergilemişler tabi..
Hepsi özel koleksiyon..



Kaplumbağalar ne kadar şirin değil mi?



Bu filler de uğur getirir umarım bana, size...







Bu minik demlikleri görünce evcilik oynamak istedim..



Bu küçücük fincanlarla tabi..



Yemekler, tatlılar hepsi birbirinden lezzetliydi.



Bir yıldönümü daha gelip geçti işte..
Daha nicelerine..

26 Ağustos 2010 Perşembe

10.yıl...

Büyük ve süslü sözlerin ardına saklanmak istemiyorum bugün.
Evliliğin kutsallığından, aşkın büyüsünden de bahsetmeye hiç niyetim yok!
Daha yalın, daha sade cümleler kurmak niyetindeyim.
2 sene flörtten sonra gelen 10 yıllık bir evlilikte aşkın ilk günkü heyecanını hissetmek, aşktan aynı coşkuyla bahsetmek çok zor değil mi zaten?
İmkânsız demiyorum ama epey zor bana göre!
Klişeleşmiş “aşk ilk günkü heyecanını yitiriyor ama zamanla yerini sevgi alıyor” gibi söylemlere de ihtiyacımız yok hiç.
"Sevgi" en baştan beri bizimle değil miydi zaten?
Yıllardırrrr..



Evliliğin en güzel yanı “alışkanlıklar” bana göre...
Çünkü; tenine, evdeki varlığına hatta soluk alıp – verişine bile alışıyor insan zamanla.
Hatta birbirine de benziyor yıllar geçtikçe…
Aynı şeylere gülüyor, aynı tatlardan zevk alıyor ve aynı hayale uyanmaya başlıyor bir süre sonra...
Aile olmanın keyfine varıyor, ebeveynliğin güzel ve zor yanlarını paylaşırken daha bir kenetleniyor , “et ve tırnak” gibi iç içe geçiyor.
Ayrılmamacasına, bir ömür…
İyi ki aynı güne uyanmak isteyeceğim bir seçim yapmışım o genç yaşımda...
Aynı hayali düşleyecek, daima yüreklendirecek bir “eş” bulmuşum kendime...

Evet 10 yıl oldu bugün!
Koskoca 10 yıl...
Nasıl değiştik, nasıl olgunlaştık birlikte...
Bu akşam muhtemelen o 10 yılın muhasebesini yapacağız güzel bir yemek eşliğinde...
Varsa da eğer kırgınlıklar, kızgınlıklar onlardan söz etmeyeceğiz.
Hep güzel şeylerden bahsedeceğiz hatta...
Umutla güzel bir ömür düşleyecek ve mutlu bir yaşlılık dileyeceğiz nice yıllara derken…
Nice, nice yıllara...

24 Ağustos 2010 Salı

Fotoğrafların dili olsa!

Fotoğrafların dili olsa ne derdi sizce?
Konuşturayım bakalım azıcık onları da ne dediklerini hep birlikte duyalım :)



Burda da mı anne yaaa!



Tatil boyunca hergün bu koltuklarda yudumladık kahvelerimizi!

Bkz. alttaki kare :)



Latte, Mocha, Frappe, Nescafe, her türlü kahve itinayla içilir!
Mevsimin ne olduğu umrummmda bile değil :)



Anne uykudan uyanır uyanmaz kahvaltıya indiğimiz yetmiyor gibi bir de fotoğrafımı çekiyorsun yaaa aşkolsun!!



Havuzun dibine basmaya çalışan bir çocuk var fotoğrafta bilin bakalım o kim?



İskele..



Deniz, güneş, kum, şezlong, hasır şemsiyeler daha ne olsun..



Lara plajı..



Şimdi orada olmak vardı yaaa!



Ohhhh be doydummmmmm!



"Havuz ve ben", der gibi olmuş değil mi?



Yakalarsam pozu değil de ne bu!

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Mim; "sanal iftar sofrası"..

Ramazan nasıl geçiyor, neler yapıyorsunuz, neler pişiriyorsunuz bilmiyorum ama bakın bakalım benim sanal iftar sofram nasıl olmuş!
Bu defa Tuğba'nın Dünyası tarafından mimlenmişim..
İnternette yemekteyiz formatlı bir mim bu..
Hadi bakın, bakın da acıkın!



İftariyelik; Beyaz Peynir, Kaşar Peyniri, Tulum Peyniri, Domates, Salatalık, Pastırma, Sucuk, Zeytin, Bal, Kaymak, Hurma, Kayısı, İncir, Ceviz

Ana Yemek; Düğün çorbası, kuzu incikten İslim Kebabı ve pilav..



Ara Sıcak; Su Böreği, İçli Köfte..



Tatlı;
tabi ki Güllaç..
Finalde ise akşam yemeğinin olmazsa olmazı Türk kahvesi..

Ben kimseyi mimlemesem nasıl olur :)
Oldu bile işte!!

20 Ağustos 2010 Cuma

Pelin - izi alışverişi..

Geçen hafta Hesionka'dan aldığım bu kılıfı dolmuşta düşürünce yenisini almak için bu defa Pelin'in kapısını çaldım.
Sağolsun ertesi gün kargoya verdi ve telefonum elbisesiz! kalmamış oldu :)




İç mimar olan Pelin hem çok şık paketler hazırlamış hem de sevimli ayna ve pembe puanlı köpek broş hediye etmiş bana..
Kocaman bir teşekkür..



Pelin'in iz bırakan tasarımlarını sergilediği dükkanı için burayı blogu için ise burayı tıklayın..

18 Ağustos 2010 Çarşamba

11 yıl önce..

Tarih 17 Ağustos 1999, saat 03.02’yi gösteriyordu 45 saniyelik felakete uyandığımızda…
Nasıl bir uğultu vardı dışarıda tarifi mümkün değil!
Doğa kavga ediyordu sanki!
Gökyüzü kızıla boyanmıştı, sanki kıyamet kopuyordu…
İnsanın doğa karşısında çaresiz kaldığı dehşet dolu bir an işte…
Etrafta kopan çığlıklar, yıkılan binaların gürültüsü ve habersizlik…
İnsan başına ne geldiğini, felaketin büyüklüğünü kestiremiyor ki!
Acaba sevdiklerimize bir şey oldu mu diye nasıl da zor etmiştik o gece sabahı…
Sonra ne çok insanı verdik toprağa, ne çok ölüme şaşırdık, ne çok üzüldük…
Aradan 11 Yıl geçti ama sanki dün gibi!
Acı hala aynı acı, hala “cızz” ediyor yürekler!
Aslında ne kadar çok şey değişti geçen zamanda ne kadar başkalaştı yaşamlar ama korkular hep aynı işte…
Küllenmiş bile gözükse de, acılar hala taze.
Hala en ufak bir sallantıda yüreğimiz ağzımıza geliyor.
Hala başka yerlerde deprem olduğunda başa sarıyoruz filmi…
Hala sıcak yaz günleri ürkütüyor “o” gün gibi…
Hala yastığa başımızı koyduğumuzda “acaba” diyoruz!
Acaba yeniden yaşanacak mı sorusu çıkmıyor ki akıldan…
“O” an silinemiyor işte bir türlü bellekten!
Korkuyoruz.
Elimizde değil!
Binlerce insanı kaybettik o gün!
Binlerce çocuk öksüz kaldı, bir dolu anne – baba yüreğine taş bastı!
Bir sürü insan bir uzvunu bıraktı, en kötüsü de umutları kaldı taş yığınlarının altında…
Nasıl unutulur ki!
Nasır unutur ki insan!


“Yüzyılın felaketi” olarak adlandırılan Gölcük Depremi’nin üzerinden 11 yıl geçti.
O günden beri acı ve korku kardeş oldu bize…
Zaman hızla geçse de üzerinden unutamıyor işte bir türlü insan…
Depremde yitirdiğimiz tüm hemşerilerimize Allah’tan rahmet diliyorum.
Allah bir daha yaşatmasın…
Hepimizi korusun…

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Sapanca'da haftasonu..

Bu ara bir tembellik çöktü üzerime..
Yazılacak bir dolu yazı var ama elim gitmiyor bir türlü klavyeye!
Belki ramazan rehaveti belki sıcaklar belki de..

Neyse Temmuz ayından kalan bir kaç kareyi paylaşmak istiyorum.
Ailece bir kahve molası için Sapancadaydık..




Anne oğul Sapanca gölünü ardımıza katıp poz vermişiz.
Tam da güneş batıyor...



Anne beni de çek dediği nadir karelerden biri!



Sıcak çikolata yaz - kış vazgeçilmez içeceği küçük beyin!



Sazlıklardan havalanan diye başlayan bir şarkısı vardı İlhan İrem'in değil mi onu hatırlattı bu iki kare bana...

13 Ağustos 2010 Cuma

Ahhh ne güzellll!

Posta kutuma düştü bu güzellikler!
Sonra Zerger {Farsça'da kuyumcu anlamına geliyormuş.} by Nesrin Dugan'ın Facebook'daki sayfasını tıklayıp iyice hayran oldum yaptıklarına..




Melek küpeler ve postacı güvercini yüzüğe aşık oldum desem inanır mısınız?


Dahası için buraya tıklayın ve masalsı bir yolculuğa çıkın!

12 Ağustos 2010 Perşembe

Ne güzel güldün!

O kadar komiksin ki bazen o kadar zamansız öyle güzel cümleler kuruyorsun ki iyi ki "anneyim" diyorum günde bilmem kaç kere..

Dünyanın en güzel gülen çocuğu, seni çokkkkk seviyorummmm!



İçimden geldi..

11 Ağustos 2010 Çarşamba

Beni bu havalar mahvetti!

Orhan Veli’nin meşhur şiirini doladım bu ara dilime!
Şarkı sözü gibi mırıldanıyorum durmadan!
Üşenmeyip kendimce güzel bir melodi bile oluşturdum :)
Tarkan’ın son kaseti rekor kırmış Demet Akalın ile Serdar Ortaç plajlarda rüzgâr gibi esmiş umurumda bile değil!
Çünkü fena bunaldım.
Enerjim düştü, yaşama sevincim kayıp gitti sanki avuçlarımdan.
Bu nasıl bir havadır, nasıl bir sıcaktır çözebilene aşk olsun.
Şairin dediği gibi beni bu havalar mahvetti ama en çok da % 70’leri aşan neme yenildim!
Duşla aramda kurulan yakınlık yakında filizlenip iyice serpilecek ama yapış yapış olmamı o bile engelleyemiyor bazı geceler!
Ne uyku uyuyabiliyorum ne de doğru dürüst keyif alıyorum bir şeylerden…
Nasıl da güzel söylemiş Orhan Veli, nasıl da güzel anlatmış hislerini, hislerimizi!
Baş başa bırakıyorum sizi o dizelerle…


Beni bu güzel havalar mahvetti

Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.

Orhan Veli Kanık

Sıcak başıma vurdu ama umarım çabuk geçer!
E birde bugün Ramazan başladı ki sormayın nasıl olacak bakalım iftar!
Allah yardımcımız olsun, Ramazanda tüm dileklerimiz gerçek olsun.

10 Ağustos 2010 Salı

Bekarlığa veda partisi için duvak yaptım...

Yine gecikmiş bir yazı..
Temmuzun ortasında bir arkadaşımın bekarlığa veda partisi vardı.
Ofisteki tüm kızlar gelin hanımın evinde toplanıp eğlendik.
Bol bol dans ettik, yedik içtik..



Bekarlığa veda partisi konseptine uygun olsun diye beyaz tülden duvak yaptı herkes kendine..
Ben evdeki ince tel tacımı tülle kaplayıp üzerine inciler yerleştirmeyi uygun buldum.
Aynı incilerden duvağın üst kısmına da silikonla serpiştirdim.



Benim saçlarım gür olduğu için ben taç tercih ettim ama tarak tokaların üzerine de monte edilebilir.
Olmuş mu peki ?

5 Ağustos 2010 Perşembe

Tatil'den...

Her yıl olduğu gibi bu sene de iple çektim yaz tatilini!
Ama nasıl bir koşturmaca nasıl bir telaş içindeydik tahmin edersiniz. Evin eksikleri, sünnet alışverişi..vs derken tatil için alışveriş yapacak fazla vaktim kalmadı ama yine de her kadın gibi birkaç parça birşey sıkıştırdım araya!
Almazsam yarım kalırdım zaten :)
Yoldan aldıklarım da cabası gerçi ama onlar sayılmaz!
Araba ile seyahati en çok bu yüzden seviyorum.
Sürekli takipteyim hangi mağaza nerede var diye!
Hastalık gibi birşey!
Ayyyy dur bak şurda da "şu" mağaza varmış aşkımmmm mola verelim "burdan" da bir şeyler bakıcam diye başının etini yedim kocacığımın ama pek sesi çıkmadı hayret :)

Bu yıl yine fiyatlar daha makul olduğu için erken rezarvasyonla gittik tatile.
Taaa Mayıs'da ödedik parasını hatta..
İyi ki de erken rezervasyon yaptırmışım çünkü son anda öyle abuk masraflar çıktı öyle aştık ki ayırdığımız bütçeyi pes edip bu yıl da tatile gitmeyelim diyebilirdim.
Neyse ki gittik, yedik, içtik, gezdik, eğlendik, güldük...



Ailece tatile gitmeyi çok seviyoruz biz.
Sıkılmıyoruz da hiç!
Tek kötü yanı 3'ü bir arada fotoğrafımızın çok az olması :(
Garsonlardan rica etmek zorunda kalıp çektirdiğimiz "tek" 3'lü kare de bu sanırım bu yaz'a ait..



Daha önce Titanic Otel'de kaldığımız ve kum plajını çok sevdiğimiz için bu yıl yine Lara sahilinde bir otel baktık.
Rixos Lares'de karar kıldık ve çok da memnun kaldık.
Çoğunluk yine yabancı turistlerden oluşuyordu.
Odalar gayet geniş ve oldukça temizdi.
Özellikle manzaraya bayıldık!



Bol bol manzarayı ardıma alıp resim çektirdim tabi!
My Koo ve Alper çıldırdı galiba ama görmezden geldim :)



Yemekler, tatlılar, kahveler damak tadımıza uyuyordu.
Bol bol yedik, içtik o yüzden!



Hatta ben ilk defa suşi bile yedim bu tatilde.
Sevmedim ama!!
Tatil boyunca diyeti unutup kendimi krem karamelin vahşi cazibesine kaptırdım ama şimdi sıkı bir diyetteyim ve acısını çekiyorum!
Tatilin tek kötü yanı alınan kilolar değildi maalesef..
My Kooo'nun kulakları havuzda mikrop kaptı ve özellikle dönüş yolunda iyice şiddetlendi ağrısı.
Önceden verilmiş sözümüz olduğu için Antalya'dan İzmir'e geçmek zorunda kaldık.
İzmir yolunda da sağ arka lastiğimiz tamamen parçalandı ve olası bir kazayı şans eseri ucuz atlattık.
Nasıl oldu, nasıl farkedemedik hala akıl erdiremiyoruz.
Eşimin kulakları pert olduğu için duymuyor tabi gelen sesi bende bihaber gidiyorum ön koltukta :)
O arada resmen uçup gitmiş lastik ve biz 1 km'den fazla yol gitmişiz 120 km hızla..
Lastiğin fırladığını gören 2-3 araba durup yardım etmek istedi sağolsun ama istepne ile değiştirip yola devam ettik.
İzmir'e varınca da değiştirdik tabi hemen..



İzmir'de görmek istediğim birkaç yer vardı aslında ama tüm günü özel bir KBB merkezinde geçirince ve eşimin ağrıları iyice artınca keyfimiz kaçtı ve 1 gece kalıp Didim'e geçtik.
Didim'e geçme sebebimiz ise 1-2 ay önce aniden aldığımız yazlığı görmekti!
Evet görmeden aldık :)
Komik ama 4-5 yıl önce ailece tatil yapmıştık ve az - çok evlerin durumunu biliyorduk.
Şimdi tadilat izni olmadığı için eşim ustalarla görüşüp plan yapmak istedi ama ağrıları orada da yakasını bırakmayınca bir gece kalıp döndük evimize..

Dönüşü epey yorucu olsa da herşeye rağmen çok güzel bir tatil oldu..

Yaşarken de epey yorulmuştum ama yazmak bile yetti bana..
Ayrıntılı resimleri de eklerim daha sonra..

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Oldu da bitti!

Başlıktaki size sıradan bir cümle gibi gelse de “oldu da bitti” kısmı epey geriyor anne - babayı. Ufacık bir operasyon aslında “sünnet” ama insan çocuğunu ameliyat önlüğü ile görünce bir garip oluyor. Ya bir aksilik çıkarsa diye endişeleniyor sonra da niye aklıma kötü şeyler getiriyorum diye kendine kızıyor. İşte böyle olunca da o 20 – 25 dakikalık bekleme süreci bir türlü geçmek bilmiyor. Ama ameliyathaneden yürüyerek ve de “çok kolaymış” diyerek çıktığını görünce zevkten dört köşe oluyor!
Hafifliyor birden…
Üzerimden nasıl büyük bir yük kaldı benim anlatamam size!
Son birkaç haftadır boşa çıktım resmen!
Yapılacaklar listemde {ki koca bir ajandaydı} çentik atılmamış tek bir madde bile kalmadı!
Neredeyse her şey planlandığımız gibi oldu bir de…
Ben mesut olmayayım da kim olsun!

Sünnet kıyafetleri içerisinde objektife poz veren bu yakışıklı ne sünnet olurken ne de evde geçen iyileşme sürecinde bir damla gözyaşı dökmedi biliyor musunuz?

Cesur yüreğim o benim!



Azıcık ucundan derken epey gitti!
Alışamadı yeni görünüşüne bir türlü hatta ilk gördüğünde “anne ne olmuş benim pipime” diye çığlığı bastı…
Hedefi tutturamaması, tazyikli işemesi de cabası ama ona da alışacak artık!
Eee erkek olmak kolay değil bizzat şahit oldum bende ama asıl sorun doktorun bize verdiği “ex” pipi parçası!
Ne yapacağız biz onu!
Göbek bağı gömülür, dişler çatıya atılır ama pipi parçası ne yapılır?
Bilen varsa söylesin yoksa ben başımın çaresine bakacağım!

3 Ağustos 2010 Salı

Yeni saçlarım..

Mola bitti bile!!
Ne çabuk geçiyor sayılı gün :(
Dönüşümü yeni saçlarımla kutlamak istedim :p
Nasıl olmuş?




Ne zamandır saçlarımda bir değişiklik yapmak istiyordum ama düğün yüzünden erteleyip duruyordum.



Tatilde güneş, deniz, klor üçlüsünün saldırısına uğrayınca izni fırsat bilip soluğu kuaförde aldım tabi..



Saçlarımın kızılı iyice oturmuştu zaten ama katlı kesimle daha bir güzel durdu..

Eski saçlarımı merak edenler buraya tıklasın!!