29 Ekim 2010 Cuma

En güzel bayram...

Sana minnetarız Gazi Paşa...
Sonsuza dek!

27 Ekim 2010 Çarşamba

Erkek Annesi Olmak!

İnsan var olduğu sürece hayaller ve seçimler de olacaktır muhtemelen…
Mesela ben…
Pembe panjurlu bir ev hayali kurmadım ama güzel bir ev, beni seven bir eş, huzurla çalışacağım bir iş istemişimdir hep…
Oldu da çok şükür!
Evlendikten bir süre sonra da “annelik” girmeye başladı düşlerime…
Kız mı yoksa erkek çocuk mu istiyorsun diyenlere “sağlıkla” gelsin yeter dedim ama erkek çocukların anneye olan düşkünlüğünü bildiğim için kalbimden “erkek” olsa diye geçirdiğimi de itiraf etmeliyim.
4. ay’da da öğrendim zaten bir oğlum olacağını…
Sevinç kapladı o anda içimi…
20 yaşında en ciddi flörtüyle evlenen bir kadının 23’ünde anne olması, çocuğuyla birlikte büyüyüp olgunlaşması keyifli bir süreçti…
Kızım olsa da aynı duyguları yaşayacağımdan kuşkum yok ama ben anneliğin “erkek annesi” olma kısmını biliyorum sadece…
Nerden çıktı derseniz bu yazı “kız anneleri” sayesinde derim size…
O kadar ballandıra ballandıra anlatıyorlar ki kız annesi olmanın ayrıcalıklarını benim gibi “erkek annelerine” de cevap hakkı doğuyor tabi!

*

Bir ebeveynin çocuğu için kız ya da erkek diye ayrım yapması mümkün değil ama ben kendi penceremden anlatmak istiyorum.
Aslında hem kız hem de erkek çocuğa sahip anneler daha güzel yapabilir bu ayrımı…
Tabi ortada bir “ayrım” var ise…
Bir anne, içinde büyütmeye başladığı anda dua etmeye başlar. ilk tekmesini hissettiği anda şükreder. Kucağına aldığı anda Yaradan’ın büyüklüğü karşısında hayrete düşer.
O anda yavrusunun kız ya da erkek olmasının bir önemi var mıdır sizce?
Belki zamanla başlar aradaki farklılıklar.
Mesela erkek çocukların annelerine kızların ise babalarına düşkün olduğu bilinir.
Kız çocuklarının daha erken yürüdüğü, konuştuğu, daha çabuk kavradığı iddia edilir.
Hatta kızların daha uyumlu, uslu ve sosyal olduğu erkeklerin ise gürültücü ve haşarı olduğu söylenir.
Mesela kızlar doğdukları andan itibaren annelerinin makyaj malzemelerine, topuklu ayakkabılarına, kokularına, giysilerine ortak olur.
Erkek anneleri bu konuda son derece rahattır ama babaların tornavidaları, matkapları koruma altına alınmalıdır mutlaka!
Kız çocukları sorgulayıcı olduğu için sürekli sorar ama erkeler incelemeyi seçtiği için gözden uzaklaştığı an tehlike çanları çalmaya başlar.
Mesela erkek çocuklar annelerine karşı özel bir şefkat duyar, koruyucu olur.
Babalarının izinden gitmek istese de önce annelerinin gözünün içine bakarlar.
Örnekler çoğaltılabilir ama o kısmı sizlere bırakıyorum.
Bana göre erkek annesi olmanın en güzel ve en önemli yanı bir erkeğin “ilk aşkı” olmaktır.
Büyük bir lütuftur bu bir kadın için…
Bunun kıymetini de en iyi biz kadınlar biliriz.
Zamanı geldiğinde onu başka bir kadınla paylaşmak belki de bu yüzden zor gelir kayınvalidelere…

*

Uzun zamandır taslaklarda bekliyordu bu yazı…
Bu yazıyı yazmama sevgili editörüm Enhar ile Twitter’da geçen bir sohbetimiz neden oldu.
Hadi bakalım erkek anneleri sarılın klavyelere de “erkek annesi” olmanın başka ayrıcalıkları neler biraz da siz anlatın!
Kız anneleri siz de sessiz kalmayın ama en çok hem kız hem de erkek annelerinin fikirlerini merak ediyorum ben.

26 Ekim 2010 Salı

Mim; One Lovely Blog Award..

Hayat'ın Ressamı blogunun sevgili sahibesi nam-ı diğer Sihirli Eller beni "One Lovely Blog Award" ile taçlandırdı...

Çok teşekkür ediyorum ve kuralları aktarıyorum...

Kural 1- Ödülü kabul etmek ve ödülü veren kişiyle blogunuzda bağlantı kurmak.
Kural 2- Ödülü 15 blogcu arkadaş ile paylaşmak, genele bırakmamak.
Kural 3- Seçilen 15 blogcu arkadaş ile iletişim kurmak ve seçilmiş olduklarını bildirmek.



Bende bu güzel ödülü çok sevdiğim blogger arkadaşlarım Nazo, Yass, Hersheyler, Hanimish, Haydins, Defneyle Yaşamak, Işıl, Nazlı Gül Abla, Yeliz'in Dünyası, Makyaj Çantam, Bilun Şen, Elçin, İçimden Geldiği Gibi, Salıncakta İki Kişi ve Nehirce'ye gönderiyorum.

25 Ekim 2010 Pazartesi

Düşen Yapraklar..

İçimdeki enerjinin büyük bir kısmını güneş'e borçlu olsam da Ekim doğumlu biri olarak sonbahar kadınıyım ben...

Puslu havaları pek sevmem ama yine de kahve en çok bu mevsime yakışır!

{Bir yazının içinde de kahve geçmesin dediğinizi duyar gibiyim ama görmezden geliverin o_O}

Hüzünlü bir çocuk gibidir sonbahar...
Sağı solu hiççç belli olmaz!



Düşen yapraklar, o yaprakların üzerinde gezinirken çıkan hışırtılar daha bir güzel kılıyor bu mevsimi değil mi?



Bunlar bizim sokaktan "sonbahar" manzaraları..



Sizin oralar da durumlar nasıl?

Mutlu haftalar ♥

22 Ekim 2010 Cuma

Fırında Kremalı Patates..

Arkadaşım Meltem'in ne zamandır "mutlaka dene" dediği kremalı patatesi geçen pazar yaptım sonunda...
Et yemeklerinin yanına çok yakışacak çok güzel bir tat!
Deneyin, pişman olmazsınız :p




1 - 1,5 kg patatesi soydum ve yuvarlak doğrayıp kare borcama yerleştirdim.
Üzerine "zevkimize göre tuz" koyup güzelce karıştırdım.



1,5 - 2 bardak kadar süt ve 1 paket hazır kremayı üzerlerine gelişigüzel döktüm.
180 derece önceden ısıtılmış fırında 1 saat pişirdim.



Fırından çıkarıp üzerine 250 gr rendelenmiş kaşar peyniri serpip tekrar fırına verdim.



Üzeri iyice kızarınca fırından çıkarıp ılık olarak servis ettim.
Sonra da afiyetle yedik..

♥ Mutlu haftasonları ♥

21 Ekim 2010 Perşembe

Yeni keşfim "Crunch kıtır frambuazlı çikolata"...

Alper'i her öğlen okuldan alıp servise bindiriyorum.
Okul çıkışı ile servisin kalkış saati arasında 10 daklikalık bir boşluk oluyor ve biz o zaman dilimini "günün nasıl geçti" sohbetleri ile değerlendiriyoruz genelde ama bazen de ufak kaçamaklar yapıyoruz.
Öyle bir günde yeni bir çikolata keşfettim.
Aslında ben "bitter" kadınıyım ama frambuaz'a olan zaafım sebebiyle bir şans vermek istedim bu çikolataya ve çokkkk sevdimmm..



{Çekmecemin içi pek bir karışık göründü gözüme! Yeşil elma, kalemler, Yunanistan'dan aldığım minik frappe kavanozu, ajanda, alışveriş listesi vs..}

Kalori değeri; 1 paket = 47 gr ve 245 kcal
2 kare'si 60 Kcalve 1 ara öğünde tüketilebilir.

Dipnot; "diyete devam etmiyor musun?" diye soranlar oluyor arada..
Tabi ki devam ediyorum ama arada kahve, çikolata, pasta kaçamakları da oluyor tabi!
Yoksa yaşamın ne anlamı kalır ki!!

20 Ekim 2010 Çarşamba

Her Şey Çok Güzel Olacak

Bir sürü tatsız şey oluyor bu ara hayatımda!
Bir sürü de güzel şey…
Çözüme kavuşmayı bekleyen sorunlar, tanı konulması gereken hastalıklar ve soğuyan hava yıldırmaya çalışıyor galiba beni…
Aramızda kalsın ama çoğu zaman da başarılı oluyor.
Bazı anlarda sadece nefes almak bile yetiyor ama bazen de yenik düşüyor insan…
İstiyor ki her şey çok güzel olsun!
İstiyor ki işler hep yolunda gitsin!
Ama olmuyor işte…
Olmaması da çok normal ama gel de anlat bunu içimdeki o inatçı kadına!
Nasılsa her şey olacağına varacak boşu boşuna yıpratma diye telkin ediyorum kendi kendimi ama bu kadar “aksi” bir insana söz geçirmek ne mümkün!
Oysa sevinecek ne çok şey var.
Mesela bir sürü renkli oje aldım dün.
Kahve mevsimi hiç kapanmamıştı ama soğuk havalarda daha da güzellik kattı yaşamıma…
Hele bir de yanında Kahve Dünyası’nın havuçlu keki varsa değmeyin keyfime…



Patlamış mısır, kızarmış kestane, pişkin simit nasıl da lezzetli olur bu mevsimde…
Sıcak salep’ten etrafa yayılan tarçın kokusu,
Mandalinanın, kan portakalının damakta bıraktığı o nefis tat başka nerde olabilir ki!
O yüzden moral bozmaya gerek yok!
Tutunacak ne çok dal var istenirse…
Bir şekilde “her şey çok güzel olacak”
Tabi ki “sen” istersen…

17 Ekim 2010 Pazar

Bu hafta sonu...

Bu hafta sonu böyle geçti...
Biraz ödev, biraz tekrar, biraz yemek, yapı market turları, azıcık tv ve biraz da kitap okuyarak geçti...



I Lve You Coffe & Muffin




Kiremitte Kaşarlı Mantar..
Tarifi burada..




Fırında Kremalı Patates..
Tarifi daha sonra..




Okunmayı bekleyen, bazıları bir türlü bitmeyen! kitaplarım..
Kaplumbağa kadar yavaş insanlardan hiç hoşlanmam ama biblosunu sevdim!

Bir hafta daha geçti işte!
Hoşgeldin Pazartesi..

15 Ekim 2010 Cuma

Clinique'den hediye kazandım!

Twitter'ı sevdiğimi daha önce söylemiştim değil mi?
Bir çok blogger arkadaşımla da bu sayede sohbet etme imkanı buluyorum ve çok eğleniyorummm..
İşlerim azıcık hafifledi mi hopppp koşuyorum tweetlemeye :p
Hatta TV izlerken canlı canlı dizi yorumları yapıyoruz bazı akşamlar onun keyfi de bir başka :p
Gerçi aaa bak ben ne yiyorum diyerek eklediğimiz resimler iştahımızı açıyor ama olsun o_O
Neyse gelelim konumuza...

Geçen Cumartesi ofiste işler sakin sakin ilerliyordu..
Benim önümde de Twitter açık bakıyorum öyle melül melül..
Bir baktım Clinique_TR bir soru sormuş ve doğru cevaplayan ilk 5 kişiye "o" ürünü hediye edeceğini söylemiş.
Ben hızla google amcaya danışıp cevabı yazdım ve o 5 kişi arasına girdim :)



Bu sabahta ürün elime ulaştı!
Bakın işte parmaklarımın ucunda hatta :)



Ürün Clinique'in cilt rengini eşitleme konusunda iddialı Koyu Leke Serumu "Even Better Clinical Dark Spot Corrector "..
Gerçi benim cildimde güneş lekesi falan yok ama bir - iki hafif akne izi var onlar için kullanıcam bu ürünü..
Bakalım neler olacak!!

Ürün hakkında bilgi; Even Better Clinical Dark Spot Corrector koyu lekeleri, yaşlılık lekelerini ve yaşlılık sonucu oluşan renk farklılıklarını, güneşin cildimize yıllar boyu verdiği zararları, çevresel zararları ve akne lekelerinin izlerini gözle görülür şekilde azaltır ve daha sağlıklı, pürüzsüz bir görünüm sağlar. Klinik testler, Even Better Clinical Dark Spot Corrector’ın sektörde altın standartı temsil eden reçeteli içerikle karşılaştırıldığında 4, 8 ve 12 haftada, cilt rengini eşitlemede bu içerik kadar etkili olduğu ispatlanmış. Hatta 12 hafta sonunda cilt renginde %53 düzelme sağladığı kanıtlanmış...

Teşekkürler Clinique Türkiye...

Twitter'da beni izlemek isterseniz burayı tıklayın...

12 Ekim 2010 Salı

İyi ki..

Pazar kahvaltısı..
Eşim çalışıyordu bu hafta biz başbaşaydık oğlumla..
Yalnız olmadığıma şükrettim.
Bir kez daha iyi ki anneyim dedim.
İyi ki..



Pazar sabahları "pancake" diye tutturan işte bu miniğin annesiyim ben!
İyi ki..



Birlikte kahvaltı etmeyi seven, kahvaltı ederken laflayan "mutlu" bir aileyiz.
İyi ki..



Soğuk kış günlerinde içimizi sıcak çikolata ile ısıtır üzerine de patlamış mısır yeriz.
İyi ki..



{Avon ojelerim; Cherry Jubilee, Luxe Lavander, Perfect Flesh}

My Koo'dan söz aldım bana makyaj malzemelerimi koymak için çekmeceli bir dolap yaptıracak "sen çiz" yeter dedi!
Bir sürü oje almıştım geçen gün!
Hem de rengarenk
İyi ki..

9 Ekim 2010 Cumartesi

Sonbahar..

Sonbaharın derin hüznü çöktü yüreğime..
Yoksa kış mı deseydim!
Aslında oldum olası sevmem ara mevsimleri, bu mevsim geçişlerini..
Hep içim burkulur, hüzün kaplar ruhumu..
Kaçmak isterim herşeyden...
Sabahları erken uyanmak nasıl da zor gelir bir bilseniz!

Öyle çok istedim ki şu an bu masada oturmayı
Hiç bir şeyi düşünmeden laflamak, iki satır kitap okumak, belki bir kaç dergi karıştırmak, azıcık da atıştırmak..
Ne kadar güzel olurdu..

Ya da bu boncukları alsam elime, sıra ile geçirsem misineye, hiç bir şey düşünmesem...
Yapılmayı bekleyen ütüleri görmezden gelsem mesela ne güzel olur!

Karamsarım nedense bugün...
Alper azıcık hasta onunda etkisi olabilir..
Yeni yaşın hüznü mü sardı yoksa beni :p
Geçer ama, geçecek..

6 Ekim 2010 Çarşamba

Yeni yaş..

Koca bir yılı daha ardımda bırakıp bir yaş daha aldım yaşamdan..
Dolu dolu 30 yaşındayım artık!
31'den de gün alıyorum galiba :)
Oysa sevmiştim ben 30'u..
2 yıldır yaşımı soranlara 30 dediğimden baya da bir alışmıştık birbirimize..
Çok çabuk geçti sanki!



Bu muffinler ve mumlar size..
Hadi hep birlikte üfleyip dilek dileyelim..
iyi ki doğduk!
Flame'den sevgiler, kocaman öpücükler :P

4 Ekim 2010 Pazartesi

Dün'den kalanlar..

Eşim Didim'de aldığımız yazlığın tadilatları için 15 gündür evden uzakta..
Biz de anne - oğul başbaşa kaldık..
Neyse ki doğum günüme yetişiyor! {Doğum günüme kadar mutlaka dön! demiştim zaten}
Bu gece yarısı gelecek inşallahhh..
Epey bir özledik birbirimizi
Bir süre hasret gideririz artık :)

Hava serin olunca en yakındaki AVM'de aldık soluğu..
İlk durağımız tabi ki Starbucks oldu..
Ben White Mocha, Alper ise Kid's Chocolate içti..
1 dilim Kara Orman pastasını da paylaştık..



Sonra ise patlamış mısırlarımızı alıp 3D olarak Baykuş Krallığı Efsanesi'ne girdik!
Babasının anlattığı Ga’hoole Muhafızları’nın destansı hikâyeleriyle büyüyen genç baykuş Soren'in maceralarını anlatan güzel bir animasyon..
Alper'de ben de çok sevdik..

Sinemadan çıkınca karnımız acıkmıştı!
Alper'in ısrarlarıyla Burger King'e karar verdik.
Karnımızı doyurduktan sonra yürüyerek eve döndük..
Biraz TV izledik ve hoppp uyku saati geldi bile..
Tam pijamalarımızı giyiyorduk ki hafif hafif sallanmaya başladık!
Deprem mi oluyor diye düşünürken avizenin sallandığını farkettim ama Alper anlamasın diye panik yapmamaya çalıştım.
17 Ağustos'dan sonra her sarsıntıda korkular başlıyor yeniden..
Azıcık dışarı çıkıp döndük yine evimize :(
Allah beterinden korusun...

Güzel bir Pazar günü keyifsiz bitti ama buna da şükür..
Bu hafta çok güzel geçer ve bu korkuyu unutturur umarım!
Mutlu haftalar..