21 Haziran 2011 Salı

İyi ki doğdun oğlum..

Hayatta en değer verdiğim varlık,
En sevdiğim,
En çok eğlendiğim,
Birlikte masal diyarlarına yolculuk yaptığım koca yürekli minik adam!
Bugün senin doğum günün ve ilk defa birlikte üfleyemeyeceğiz o mumları..
Birlikte dilek tutamayacak, gözlerindeki sevince ortak olamayacağım ilk kez..
Ne fena!
Tatildesin neyse ki..
Çok da hakettin bunu...
Kızgın kumlardan serin sulara atladığını bilmek ferahlatıyor biraz içimi ama çok özledim seni...
İyi ki doğdun,
İyi ki beni seçtin...
Sayende bayram yerine döndü dünya!
Herşeye rağmen!!




Gelll Perşembe, gellll...
Sağlıkla kavuştur bizi...

20 Haziran 2011 Pazartesi

Aşkın Büyüsü

My Kooo ile geçen akşam ne yapsak diye düşünürken Reese Witherspoon ve Robert Pattinson’un başrolünü paylaştığı Aşkın Büyüsü’ne gitmeye karar verdik.

İyi ki de bu filmi seçmişiz..



Filmde sirk’te yaşanan bir aşk hikayesi konu ediliyor.
Sirk’in yıldızı Marlena ve Jacob’ı birbirine bağlayan Rosie adlı fil de başrollerden biri…
Romantik ama hüzünlü bir aşk...

18 Haziran 2011 Cumartesi

Karneyi de ben aldım!


Karne heyecanı bile bana düştü bu yıl!
Hatta doğum gününde de tatilde olacak büyük ihtimalle!
Offff, ayrılıkk ne zor!
Hele de evlat hasreti..
Tarifi yok.
Telefonla günde onlarca kez konuşsanda yetmiyor işte..
Gözlerim doluyor fotoğraflara, odasına bakarken.
Dolabı da bomboş…
Tüm yazlık giysilerini götürdü lazım olur diye! Günde on defa üzerini değiştiriyormuş :)

Ne zaman geleceksiniz diye sormaya başladı ama yine de orası daha cazip geliyor hala...

Karnesini almak bana düştü bu yıl..
Yine yüzümüzü güldürdü bizim.

Öğretmeni karnesine çok güzel bir de not yazmış. Onu okuyunca da aktı tabi inci gibi yaşlar…

“Sen başarınla ve örnek davranışlarınla benim dileklerimi gerçekleştirdin. Seninde her dileğinin gerçekleşmesini diliyorum. İyi Tatiller..” demiş…

Teşekkürler Anneciğim. İyi ki varsın! İyi ki senin annenim ben!
Çok da özledim ama...

17 Haziran 2011 Cuma

Alper Tatilde!!

Ahhhhh!
Bir bilseniz nasıl bir keder yüklü yüreğime…
Ayrılık acısı sardı tüm bedenimi!
Oğlum babaanneleri ile birlikte Didim’e yazlığa gitti Çarşamba sabahı..
İlk uzun ayrılığımız bu…
2 günden fazla hiç ayrılmamıştık daha önce…
Allah başka keder vermesin! O mutlu, tatilin tadını çıkarıyor ama insan yalnız ve eksik hissediyor işte kendini…
O gittiğinden beri dışarıdayız…
Karı – koca sudan çıkmış balığa döndük.
Bir gün Hamburger, ertesi gün lahmacun, sonra pizza falan direk fastfood’a vurduk kendimizi!
Cısssss…
Akşama ne yapsak, hadi sen plan yap, yok sen karar ver bu defa diye ufak flörtler de etmiyor değiliz ama yine de bir yere kadar tabi…



Oğlum karmaşadan, şehir yaşantısından uzak, doğa ile iç içe bir tatil yapıyor diye avutuyorum kendimi ama, aması var işte...

Özledimmmmm!
Sesini, kokusunu, tenini...
Bana sarılışı, teselli verişi, yanağıma kondurduğu buseler...
Sabır, ya sabır...

13 Haziran 2011 Pazartesi

Kung Fu Panda 2

Oğlumla başbaşa geçirdiğimiz bir pazar günüydü dün..
Önce Alper'in okuluna gidip oyumuzu kullandık, sonra da düştük yollara..
Yazlık planları ertelenen küçük bey tercihini Kung Fu Panda 2'den yana kullandı.
Biletimizi 15:00 matinesine aldığımızda saatler 14:00'ü gösteriyordu!
AVM'deki bir kaç mağazaya bakındıktan sonra soluğu Starbucks'da aldık.
Benim latte'me böğürtlenli cheescake eşlik ederken Alper'in sıcak çikolatasına bol çikolatalı muffin yoldaş oldu...



Kung Fu Panda'yı çok sevdiğimiz için devam filminde de eğleneceğimizden emindim ben!
Ama tahminimden çok daha güzeldi...
Animasyon severlere ve çocuklu ailelere tavsiye ederim.
Filmin sonunda çok yakında 3. filmin geleceğine dair minik bir upucu verdiler.
Anne - oğul merakla bekliyoruz bizzzz...
Hem kimin ihtiyacı yok ki gülmeye!!

6 Haziran 2011 Pazartesi

Vanilyalı Kek

Fırından yeni çıkmış kekin mutfağa yaydığı o nefis koku huzur verir bana..
Tarifsiz bir sevinci de peşine katarak yayılır tüm eve..
Altı üstü "kek" işte demeyin!
Ne anlamlar yüklüyor bakın insanın yaşamına..
Hafızada hangi anıları canlandırıyor, hangi zamana sürüklüyor insanı...
Neyse...



Bu blog bu haftaya miss gibi kokularla başlasın istedim.
Afiyet olsun

Malzemeler: 3 yumurta, 1 su bardağı toz şeker, 200 ml süt, 100 ml sıvıyağ, 2,5 su bardağı un
1 paket vanilin 1 -2 ad Dr. Oetker mini vanilya aroması, 1 paket kabartma tozu

Yapılışı: Şeker ve yumurtayı şeker tamamen eriyip, bembeyaz olana dek çırpın. Süt ve sıvı yağı ekleyerek düşük devirde çırpmaya devam edin. Un, kabartma tuzu, vanilin ve vanilya aromasını ekleyerek pürüzsüz bir hamur elde edene kadar çırpın. Önceden ısıtılmış 180 derece fırında yaklaşık 35 - 40 dk pişirin.

3 Haziran 2011 Cuma

Çocuklar için IQ testi..

Dayısının Alper'e aldığı bir kitap bu...
Ne kadar uzun zaman bekledi annesinin üşengeçliği yüzünden bir bilseniz!
Ki bloga yazmak testi uygulamaktan daha da uzun sürdü!
Bir tembelliktir ki sormayın...

Alper'in test sonucu dayısının tam da beklediği gibi çıktı :)
Bazı sorulara verdiği cevaplara çok şaşırdım ama ben!
Bu çocuk bunları nerden biliyor, olaylara bu pencereden bakmayı nerden öğrendi dedim sık sık...
Zevkli, eğlenceli bir kitap, tavsiye ederim...
Kitap ile ilgil kısa bir bilgi yazısı da ekledim aşağıya.



Çocuğunuzun I.Q. Seviyesini Ölçün

Zeka seviyesinin veya I.Q.’nun ölçülmesi hem psikolojinin, hem de normal vatandaşın sık, sık karşı karşıya geldiği bir konudur. Ancak I.Q.’nun ölçülmesi konusu her zaman esrarını korumuştur. Halbuki insanların I.Q. seviyelerinin ölçülmesinde hiçbir esrar ve zorluk yoktur. Bu iş, bir hastanın ateşinin derece ile ölçülmesi kadar kolaydır. Yeter ki elinizde bir derece olsun. Bu basit olay esrarını korudukça, doğal olarak, hem anneler ve babalar, hem de çocuklar I.Q. seviyesi ve bu seviyenin ölçülmesi konusunda hep bir merak içinde kalmışlardır. Prof. Glenn Wilson ve Dianna Grylls bu eserde, çocuğunuzun I.Q. seviyesini kendi kendinize ölçmenizi sağlayacak testleri bir araya getirmişlerdir. Bu kitap, çocuğunuzun I.Q. seviyesini eğlenceli fakat bilimsel bir şekilde test ederek tespit etmenizi sağlamaktadır. Ayrıntılı bilgi için www.megahafiza.com'u ziyaret edebilirsiniz.

2 Haziran 2011 Perşembe

Evlat dediklerin geçici misafirlerin!

Dün Facebook'da okuyup, çok sevdiğim bu yazıyı paylaşmak istedim blogda...
Eminim okuyan herkes kendinden bir şeyler bulacaktır, benim gibi...

Hep başkasının söküğünü görüyoruz ilk önce.
Kimimiz ayıplıyor ama söküğün var demiyoruz.
Kimimiz yanına gidip sessizce söyleyip dikmesine yardım ediyoruz.
Kimimiz görüyoruz ama görmemezlikten geliyoruz.
Kimimiz herkesin içinde bağıra bağıra söylüyoruz. Sonra da yardıma koşuyoruz.
Aslında kendimizi düzeltiyoruz bir başkasında.
Bu bazen çocuğumuz olabiliyor.
Kendi geçmişinden yola çıkıyoruz çoğu zaman.
Neye hasret kaldıysam çocuğumuza fazlasıyla verip, bıkmasını istiyoruz.
Neleri başaramadıysak, o başarsın diye didinip duruyoruz.
Nerde kısıtlandıysak orada özgürleştiriyoruz çocuklarımızı…
Ne kadar ağladıysak o kadar gülsün istiyoruz.
Çünkü ağladığında bizi ağlatanları hatırlıyoruz.
Başaramadığında başarısızlıklarımız geliyor aklımıza, üzülüyoruz.
Galiba hepimiz, kendimizi çocuklarımızda tamamlıyoruz.
Bazen kızıp, küsüyoruz, o düşünüp akıllansın diye değil, biz dinlenip tekrar güç toplamak için zaman yaratıyoruz.
Yesin istiyoruz yemediğimiz kadar, giysin istiyoruz giyemediğimiz kadar.
Aslında o yedikçe biz doyuyoruz, o giydikçe biz mutlu oluyoruz.
Galiba hepimiz, kendimizi çocuklarımızda tamamlıyoruz.
Geçmişten geldiğimiz için biliyoruz neler yaşanacağını, korkuyoruz.
Onların başına gelmeden neler olacağını anlatıyoruz, ben zamanında önlem almadım, onlar alsın istiyoruz.
Saklıyoruz hatalarını, eksiklerini, bilenlere mahcup olmamak için.
Arada bir, çok kızıyoruz aldığı notlara 100 puanlık yetiştirirken 70 puanla karşılık vermesine dayanamıyoruz.
Bir taraftan onları düzeltmeye çalışırken, bir taraftan biz aynı kalıyoruz.
Çünkü bizler onları kendimiz zannediyoruz.
Daha kolay geliyor insana, çocuğunu yenilemek!
Kendimize hak görmüyoruz değişimi, çocuklar varken ne gerek var diyerek.
Aslında her anne baba, kendilerinden bir parça getirirler dünyaya, kendilerini tamamlamak için.
Kendilerine adayamadıkları hayatı onlara adamak için.
Çok verdikçe köle, az verdikçe zalim oluyorlar çocuklarına...
Sonra yalvarıyoruz Allah’a: Allah’ım çocuğumdan önce benim canımı al, onun acısını bana gösterme diye...
Çünkü ben gidersem o zaten, ben olarak yaşayacak, ama o giderse ben diye bir şey olmayacak. Çünkü her evlat annenin, babanın bir parçasıdır, diyoruz.
Evlendiriyoruz mutlu olsunlar diye yine de tam inanamıyoruz, emanet ettiklerimize…
Çünkü kendimizi emanet ediyoruz, ele…
Bakıyoruz ki kopmak istiyorlar bizden, inanmıyoruz.
Başkasıyla bütünleşmek istiyorlar, hevestir diyoruz.
Sonra ısrar ediyorlar.
Bir gerçek gümbür gümbür geliyor, düşüncelerimize…
Ne evlat ne de bir başkası sana ait değil, sen değil…
Senden bir tane var.
Bir tane doğdun.
Bir tane yaşıyorsun.
Evlat dediğin her çocuk,
Geçici misafirlerin…

Aşkım Kapışmak

1 Haziran 2011 Çarşamba

Ödünç Sevgili

Kate Hudson, Ginnifer Goodwin ve John Krasinski'nin başrolünü oynadığı "Ödünç Sevgili" filmini izledik dün akşam...
Öncesinde yenen yemek ve bünyeye alınan kalorilerde cabası tabi!



Filme hukuk firmasında çalışan Rachel ve en iyi arkadaşı Darcy’nin aynı erkek için verdiği mücadele konu edilmiş...
Klasik ama eğlenceli bir romantik komedi...
Tavsiye ederim :p

Aşk yarışını kim kazandı acaba o_O