20 Temmuz 2013 Cumartesi

Alaçatı'da bir gün...

Yaz tatili bitti ama anlatacak o kadar çok şey var ki!
Ramazan sebebi ile üzerimdeki rehaveti atlatıp teker teker yazmak istiyorum.

2-3 yıldır yaz tatillerini Didim'deki yazlıkta geçiriyoruz.
1 ay gibi uzun bir tatil olunca da insan ister istemez çevredeki turistik mekanları merak ediyor.
Geçen yaz bir türlü fırsatını bulamadığımız Alaçatı'ya bu sene nihayet gidebildik.
Didim ile Alaçatı arası araba ile yaklaşık 2,5 saat sürüyor.
Biz sabah erkenden yola çıktığımız için kahvaltyı orada yaptık.
Alaçatı merkeze yakın araç park edeceğiniz çok fazla yer var.
Bizi arabayı bıraktıktan sonra şirin sokakları turlamaya çıktık.
Eğer fotoğraf çekmek istiyorsanız mutlaka sabah gidin.
Alaçatı'nın hızlı bir gece hayatı olduğu için sabahları sokaklar tenha oluyor ve rahatça fotoğraf çekebiliyorsunuz.
Akşam üzeri adım atacak yer bile bulmak zor olduğu için deklanşöre basmak neredeyse hayal!



Kahvaltıyı Sakızlıhan'daki Butik Otel 7'de yaptık.
Kahvaltısı klasikti ama kahvesi nefisti!
Her gün mutlaka bir fincan Türk Kahvesi içiyorum ama Alaçatı'da bu sayıyı abarttık galiba!



Butik Otel 7'nin bahçesinden bir kaç kare...





Mavi ve beyaz...
Ahşap masa ve sandalyeler, danteller...



Alaçatı sokaklarının en tenha hallerinden biri bu..
Gece boyunca eğlenen tatilciler derin bir uykudalar!



Eşim ve oğlum Alaçatı'yı keşfederken ben bir sürü fotoğraf çekiyorum.



Ahhh kapılar!
Ah o kapılarrr, pencereler, cumbalar.
Kim bilir kimler baktı o pencereden, kimler çaldı bu kapıları...
Kim aşık oldu o kapının ardındakine, kim aşk acısı çekti onu her gördüğünde...



Fotoğraf çekmek, sıcakta dolaşmak bizi biraz yorunca azıcık soluklanmak için Cafe 1850'de limonata molası verdik!
Buzz gibi, ev yapımı...





Bu iki kalpli yüzük Alaçatı pazarından.
Pek bir renkliyim 



Alaçatı'ya gece yeniden döneriz diyerek Çeşme merkeze geldik.
Marina'da biraz dolaştıktan sonra sahile geldik.



Ilıca plajında eşim ve oğlum yüzdüler biraz.
Ben üşendim açıkçası...
Didim'den sonra Ilıca'nın suyu pek bir sıcak gelmiş bizimkilere.
Alper doğmadan önce bir kez gelmiştik Ilıca'ya.
Yıllar sonra gelmek hem de üç kişi pek keyifliydi.



İzmir'e gelmişsen mutlaka Kumrucu Şevki'ye uğra demişti Elçin.
Söz dinlerim ben.
Nefismiş hakikaten!
İzmit'te kumru diye kandırmışlar bizi yıllarca :)

Çeşme'de biraz vakit geçirdikten sonra yeniden Alaçatı'ya geldik.
Alaçatı'nın gecesi bambaşka...
Kalabalığı, müziği ve eğlenmeyi sevenler için çok güzel bir yer.
Söyledikleri kadar pahalı da gelmedi bize.
Ucuz değil ama korkulacak kadar da yok yani!

Kısacası biz ailece çok sevdik Alaçatıyı.
İlk fırsatta yeniden gidelim diye planlara başladık bile.
Bakalım ne zaman kısmet olacak...

Tatil yazılarının 'anılarının' devamı gelecek...

2 yorum:

Yorumlarınız için TEŞEKKÜRLER...


FLAME