2 Kasım 2017 Perşembe

İclal Aydın'dan Unutursun...

İclal Aydın'ı yıllardır çok beğenerek takip ediyorum.
Onun doğum yaptığı dönemde ben oğluma hamile olduğumu öğrenmiştim.
İzmit'e geldikçe sahnelediği gösterileri izledim bu sayede kuliste tanıştık.
Yakın arkadaşım Bozcaada'daki imza gününde onunla tanışıp beni aramıştı. Bu sayede telefonda konuştuk. Benim için o kadar anlamlıydı ki...
Sonrasında Instagram'dan beni takibe aldı.
Köşe yazıları yazdığı yıllarda mailleştik.
Yazdığı tüm kitapları okudum, katıldığı programları takip ettim.
Kızıma ve Unutursun albümlerini severek dinledim.
Benim için hep özel bir yeri oldu...



Unutursun İclal Aydın'ın Bir Cihan Kafes'ten sonra yazdığı ikinci roman ve 11. kitap...
Çıkar çıkmaz aldığım, bitirmeye kıyamadığım ama bir sonraki sayfayı merak ettiğim için elimden düşürmeden okuduğum bir romandı...
Karakterler arası yaptığı yolculuk o kadar güzeldi ki..
Romanda tanık olduğumuz her olayın bir sebebi var ve her karakter özenle dahil edilmiş hikayeye...
Ihlara, Ankara, İstanbul, Berlin ve New York'a uzanan hayatlar aynı romanda o kadar güzel buluşmuş ki!
Hala okumadıysanız mutlaka bir şans verin.
Pişman olmazsınız.

Not: Bir Cihan Kafes'i okuduktan sonra bloga yazdığım yazıda "Kitap öyle bir anda bitti ki bence Lorin yeni bir hikayeyi hak ediyor. Devamı gelir ve karakterlerin daha derinlerine ineriz bu sayede..." demişim. Ve sanki sesim duyulmuş...



(Tanıtım Bülteninden)

Bütün hayatlar birbirine çıkar. Büyük bir şehrin kimi sahile kimi yokuşa çıkan yolları gibidir ömürler. Bizi birbirimize düğümleyen yollar, derken tam da bunu söyler Gavras Bey. Göçler, idamlar, istifalar, muhtıralar, öğrenci olayları, uçak kazaları, tanklar, yanılgılar, fedakârlıklar ve şarkılar içinde geçen bir yüzyılın  Türkiyesi’nde, bir göçe direnen köklerin, ayrılığın, yoksulluğun, ölümün, direncin hikâyesini hatırlatıyor Unutursun. Hacı Gavras Karamanlı, Unutursun’un en uzun yaşayan kahramanı. Hayatının tüm dönemeçleri Bir Cihan Kafes’ten tanıdığımız ve hikâyeleri henüz bitmemiş bir ailenin üç kuşak kadınına çıkıyor. Birlikte geçirdikleri bir ömür içinde birbirleriyle kucaklaşamamış Samire, Yaşar ve Lorin’i ölümüyle kavuşturan bu yabancı kim?

Unutursun, aşk için giden, kalan ve ölenin hikâyesi biraz da...

İstanbul’un son gayrimüslimleri, esnaf dostları Aşkale’ye gitmesin diye vergi borcunu ödemek için para toplayan Müslüman komşular, asılan bir başvekilin güçlü karısı, müge çiçekleriyle bezeli altmışlı yılların Ankarası’nı yasa boğan uçak kazası, savaşlardan sağ çıkmış sıhhiyecilerin yorgunluğu, Kapadokya’nın yer altı kentleri, karlı Berlin, ana kucağı Ihlara, tangolar, ağıtlar ve elbette bir esinti gibi geçip giden Nariye’nin şarkısı... Hepsi birer yağmur damlası bu hikâyede. Hasan Dağı’nın ardında yaşananlar unutulmasın diye.

Kimi bir madalya gibi taşır yara izini... Kimi de teninde yeni yaralar açarsa, eskisini unutup herkese unutturabileceğini düşünür. Oysa zaman her işi tek hamlede yapabilen büyük  bir kahraman.

Ve hepimizin kalbinde kapağı ölene dek açık kalan bir “unutma! defteri” var.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarınız için TEŞEKKÜRLER...


FLAME