24 Ağustos 2016 Çarşamba

Chia puding denemesi

Sosyal medyada Chia puding ile ilgili tarifler o kadar popüler oldu ki bende merakıma yenik düştüm ve A101'den aldığım chia tohumlarıyla puding yapmayı denedim.

Sizi bilmem ama ben hep diyetteyim zaten!!!

Chia pudingi ister kahvaltı, ister tatlı yerine, isterseniz de ara öğün olarak tüketebilirsiniz.

Son yılların en mucizevi besini ilan edilen chia tohumu;

1- Bağışıklık sistemini güçlendiriyor.
2- Metabolizmayı hızlandırıyor.
3- Kan şekerini düzenliyor.
4- Kolesterolü ve tansiyonu dengeliyor.
5- Bağırsakları temizliyor.
6- Enerji veriyor.
7- Günlük lif ihtiyacını karşılıyor.
8- Tokluk hissi veriyor.
9- Doğal omega 3 kaynağı.
10- Mineral ve protein deposuymuş!!! daha ne olsun ama değil mi :D



Chia tohumu sıvıyla karıştığı zaman şişip jöle haline geldiği için genelde puding gibi yeniyor.
2 yemek kaşığı chia tohumu ile bir bardak puding yapabilirsiniz.



Ana malzeme son yılların en mucizevi besini ilan edilmiş olan "Chia tohumu".
Mevsim meyveleriyle, özellikle çilek, muz, kivi ve şeftali ile çok yakışıyor.


Ben geceden 2 yemek kaşığı Chia tohumunu 150 ml soya sütüyle (Hindistan cevizi sütü, badem sütü, light veya normal süt ile de yapabilirsiniz.) karıştırıp kapaklı bir kapta en az 3-4 saat buzdolabında bekletiyorum.
Geceden yapıp sabah tüketiyorum genelde.
Tohumların birbirine yapışmaması için yatana kadar 1-2 kez karıştırıyorum.
Damak zevkime göre bal veya pekmez ile tatlandırıp üzerine dilediğim meyveleri koyuyorum.
Benim yaptığım şekilde 250 kalorilik doyurucu bir kahvaltı oluyor.

Not: Bu tarifi 3 yemek kaşığı kakao ilave edip hazırlarsanız tatlı krizlerinde çikolatalı puding yerine de tüketebilirsiniz.



Ben Tchibo'dan aldığım minik cam kavanozları kullanıyorum.
Ofise taşıması da kolay oluyor bu şekilde...

Chia tohumu A101, Migros, Metro, Makro gibi büyük marketlerde, tüm organik ürün satan dükkanlarda ve aktarlardan bulabilirsiniz.

22 Ağustos 2016 Pazartesi

Yves Rocher'dan minder formlu fondöten

Kozmetik alanında çok yenilikçi olan Kore'de oldukça popüler bu minder formlu "Cushion" fondötenler. Lancome, Loreal ve Yves Rocher gibi bir çok markada benzerlerini yaptı.

Ben yazın pek ten ürünü kullanmıyorum aslında. Özellikle bronzlaşınca göz altı kapatıcısı dışında bir ürüne gerek duymuyorum. Özel zamanlar da da hafif yapıda BB krem, renkli nemlendirici ya da Mac Face & Body gibi su bazlı fondötenleri tercih ediyorum. Yves Rocher'ın ışıltı veren Cushion fondöteni indirim dönemimde karşıma çıkınca merakıma yenik düşerek aldım.



Kapağı açtığınızda büyük bir ayna ve sünger karşılıyor sizi.
Ben sarı alt tonlu olduğum için en açık renk olan Beige 200 rengini aldım.



Ürünün içerisinde süngeri olduğu için makyaj çantasında ve seyahatlerde taşımak için oldukça ideal.



Sünger kısma bastırdığınızda ürün yüzeye çıkıyor ve rahatlıkla cildinize uygulayabiliyorsunuz.



Ben evde uyguladığım zaman Yves Rocher'ın yumurta formlu süngerini tercih ediyorum. Yıkaması ve kullanımı daha kolay geliyor.



Yorumlarıma gelecek olursak;

- Yves Rocher Pure Light fondöten ile oldukça pürüzsüz, canlı ve ışıltılı bir cilt elde ediyorum.
- Çok hafif bir yapısı var.
- Islak bir görünüm elde etmemi sağlıyor.
- Dilerseniz üst üste uygulayarak kapatıcılığı arttırabiliyor.
- Gün içinde tazelemek isterseniz de sorun çıkarmıyor.
- Merak edenler için parfüm ve paraben içermiyor.
- Bence tek olumsuz tarafı 11 gram olduğu için çok bereketli bir ürün değil! Onun dışında sevdiğim bir fondöten oldu.

Liste fiyatı 67.9. TL ama Yves Rocher sık sık indirime giriyor.
Ben alırken 60 TL'ye 39 lira öde kampanyası vardı. 
Yanında 39.90 TL'lik kalem ruj hediye ettiler.
Bu tarz kampanyaları takip edebilirsiniz.

19 Ağustos 2016 Cuma

Bozcaada'da bir gün

Ağustos başında gittiğimiz Bozcaada izlenimlerimle karşınızdayım!

İlk kez gittim ben Bozcaadaya...
Yıllardır hakkında bir sürü yazı okudum, sosyal medyada takip ettiğim kişilerin deneyimlerini not aldım ve sonunda benim de yolum düştü bu şirin adaya...

Biz İzmit'te yaşıyoruz.
Çok yakın bir aile dostumuzun İstanbul, Kumburgaz'da düğünü vardı.
Bizde eşimle madem buraya kadar geldik gece düğünden sonra bir maceraya atılalım ve Bozcaadaya gidelim dedik.

İnternetten biraz araştırma yapıp Tekirdağ - Keşan üzerinden Gelibolu'ya geldik. Gece 03.00'deki Gelibolu - Lapseki feribotuna binerek (yaklaşık 35- 40 dakika) Çardak feribot iskelesine ulaştık. Feribot ücreti olarak araç + 1 yolcu için 30 TL, diğer yolcular için ise 5 TL ödemeniz gerekiyor. Çardaktan sonra 70 dk daha arabayla yol yapıp Geyikli'ye vardık. İskelede feribot sırasına girip arabada 2 saat kadar uyuduk. 07:00'deki Geyikli - Bozcaada feribotuna binip yarım saatlik bir yolculuktan sonra Bozcaada'ya vardık. Bozcaada feribotuna ise gidiş-dönüş için 70 TL ödedik.

Gelelim  Bozcaada'ya...



Akvaryum koyunda bir ben...



Akvaryum koyu...



Biz hafta içi gittiğimiz için ada çok kalabalık değildi.
Yüzmeyi düşünmediğimiz için mayo falan almamıştık yanımıza...
Akvaryum koyunda 25-30 kişi vardı deniz keyfi yapan.
Ben pişman oldum keşke buz gibi sulara atsaydık kendimizi :D



Bozcaada'ya gelip de kaleden adanın manzarasına bakmadan dönmeyin derim ben.
Tarihi açıdan çok bir şey yok epey tahrip olmuş ama manzara için değer bence.
Giriş ücreti kişi başı 5 TL. Sarı basın kartım olduğu için ben ücret ödemedim.



İskeleden kalenin görünüşü...



Kaleden adanın görünüşü...

Bozcaada'da demek birbirinden lezzetli reçeller, kurabiyeler, sakızlı tatlılar, dondurmalar, üzümler demek. Manzara fotoğraflarına ara verip kahvaltıya geçmek istiyorum.
Kahvaltı servisi çoğu yerde sabah 9 gibi başlıyor.
Eğer o saati bekleyemem diyorsanız pastanelerin açmaları, poğaçaları da nefis...



Biz kahvaltı için Rengigül'ü seçtik. Burası adanın en iyi kahvaltı durakları arasında gösteriliyor ama bence epey abartılmış. Çok güler yüzlü oldukları, servis konusunda hızlı ve özenli olduklarını söylemeden edemeyeceğim ama kişi başı 35 TL'lik bir fiyatı hak etmiyor bence. Yukarıdaki kolajda açık büfeleri görülüyor. Tabaklarda ürünler bol bol olmadığı için insan çekinerek alıyor her şeyi! Serpme olarak ise kişi başı birer tane pişi, bir minik akıtma ve omlet geliyor masaya. Sapanca, Maşukiye taraflarındaki köy kahvaltılarını düşününce çok zayıf buldum ben Rengigül'ün kahvaltısını. En basitinden çeşit çeşit reçel var ama onu koymak için reçellik yok. Sorduğumuzda ise ilk kez reçellik isteyen müşteri görmüş gibi şaşırarak 20 cm'lik servis tabaklarını gösteriyorlar. Bu şekilde de bütün reçeller birbirine karışıyor tabi!!! Neyse gelen yoğun istek üzerine reçellik siparişi verdiklerini ama henüz ellerine ulaşmadığını öğrenmiş olduk.



Kahvaltının ardından ada sokaklarını keşfe çıktık.
Rum mahallesinde dolaştık...



Haberim yokmuş gibi değil gerçekten haberim yokken eşimin çektiği bir kare...



Bozcaada sokakları Alaçatı sokaklarını anımsattı bana.
Renkli kapılar, çiçekler, Arnavut kaldırımları, sokağa taşmış lokantalar...



Adalı ressam Cemil Onay’ın çizdiği bu göz kırpmış kadın portresi Ada'da çekilip sosyal medyada en çok  paylaşılan kareler arasında yer alıyor.



Gezmekten yorulunca soluğu Çınaraltı Cafe'de aldık.
Çınaraltı'nın damla sakızlı Türk kahvesi pek meşhur.
Biz sabah kahvemizi damla sakızlı, öğleden sonra içtiğimizde ise klasik Türk kahvesini tercih ettik.
Eşim de ben de yoğun damla sakızı tadından hoşlanmıyoruz ama sevenlere tavsiye ederim burayı.
Serin çınar ağacının altında kahvenizi yudumlarken geleni geçeni izlemek çok keyifli oluyor.
Çınaraltında kahveler çınar yaprağı üzerine iliştirilmiş damla sakızlı minik kurabiyelerle servis ediliyor.
Damla sakızlı Türk kahvesi 8 TL, klasik Türk kahvesi ise 6 TL.



Çınaraltı'nın meşhur Sakızlı muhallebisi var onun da fiyatı 10 TL.



Çınaraltında otururken eşimin çektiği bir kare daha...





Bozcaada'nın en meşhur pastanesi 1959'dan beri var olan Çiçek Pastanesi.
Hem fırını, hem pastanesi, hem de dondurmacısı var.



Dondurma seviyorsanız ben Çiçek Pastanesi'nde ballı bademli dondurma yemenizi öneririm. Topu 4 TL. Ayrıca Çiçek Fırın'dan aldığımız ay biçimindeki bademli kurabiyeler de nefisti. Kurabiyelerin kilosu 40 TL. Pastaneden ayrıca ekşi mayalı ekmek (2.5 TL) ve tahinli çörek (7.5TL) de aldık ama onları pek beğenmedim. Kurabiyelerin tadı hala damağımda ama...



Çiçek Pastanesi gibi meşhur olan bir diğer yer ise Veli Dede Fırını.
Sıcak açmaları şimdiye kadar yediğim en iyi açmalardan biriydi. Oradan da arkadaşlarımıza ikram etmek için biscotti ve bademli Anna kurabiyesi aldık. Biscotti'nin kilosu 50 TL, Kurabiyeler ise 40 TL'ydi. Polonya usulü üzümlü keki tadamadık ama bir daha ki sefere yenecek lezzetler arasında yerini aldı.

Hem yerel halkın kurduğu tezgahlarda hem de pastanelerde domatesten incire, karpuzdan üzüme, karaduttan kabağa kadar çeşit çeşit reçeller satılıyor. Veli Dede'de 370 gr 15 TL.









Eve dönmeden önce son durağımız Tayyare Pizza oldu.
Sucuklu ve pastırmalı, orta boy "Turco" pizza söyledik. Fiyatı 32 TL'ydi.
Ve hayatım boyunca yediğim belki de en güzel pizzaydı.
Pizza seviyorsanız mutlaka yolunuzu buraya düşürün.
Restoranın iç tasarımında uçaklardan esinlenmişler ve bazı bölümlerde eski uçaklara ait koltukları kullanmışlar.

Tadacak çok lezzet var ama zaman sınırlı olunca insanın aklında bir çok şey kalıyor.
Ada'ya özel gelincik şerbetini biz içemedik ama gidecek olanların aklının bir köşesinde olsun...



18:00'deki Bozcaada-Geyikli feribotu ile dönüşe geçtik.
Eve gelirken kilosu 1.5 TL'ye miss kokulu Çanakkale domatesi ve Ezine peyniri aldık.
Çanakkale, Balıkesir, Bursa üzerinden gece 00:45'de İzmit'e vardık.

Gezi yazılarını okumayı ve yazmayı çok seviyorum ama hem fotoğrafları derlemesi, hem doğru bir biçimde aktarması oldukça zor. Umarım bir hata yapmamışımdır :D

Yeni yerlerde görüşmek dileğiyle...