Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Ekim 12, 2021

İclal Aydın'dan "Söylenmemiş Sözler"

İclal Aydın'ın son romanı Söylenmemiş Sözler'in çıkar çıkmaz imzalı baskısını aldım ama okumak için Eylül ayını bekledim.
İclal Aydın'ın yeri bende çok ayrıdır. Daha önce de birçok kez yazdım. Tüm kitaplarını alır, çoğunlukla da yaz tatilinde okurum. Düşündükçe bana hep o yazı hatırlatır. 

Son romanı Söylenmemiş Sözler'i de büyük bir heyecanla okudum. 
Filiz ve Oktay, Zeynep ve Kerem'in hikayesi de çok güzeldi ama Nona, ahh Nona kalbimi sende bıraktım!
Film olacak kadar derinlikli bir hikayesi var Nona'nın. Belki de olur :)
"Üzüm ve zeytinin, yağ, bal ve şarap küplerinin, kadırgaların, binbir şifalı otun en eski vatanı Urla. Dünyanın zalimliği ve insanın vahşiliğinden şüphesi olmayanları, dünyanın güzelliği ve insanın iyiliğine inandıran bir yer burası. Bir zamanların efsane gazetecisi, dünyaya küskün Oktay Onur Yortan’ın ise çocukluğunun huzurlu bahçesi. Dünyadaki değer yitimine isyan edip tüm kariyerinden ve hayatın yüklerinden vazgeçip sığındığı liman. Kaçıp geldiği geçmişinden ve eski güzel günlerin anısından seçip sakladığı eski aşkı Filiz Canan şimdi kıymeti bilinememiş, kaçırılmış bir mutluluk fırsatı artık. Söylenememiş sözlerin altında kalan koca bir ömürde ikisi de birbirinin hikâyesini yarım bıraktı. Ama okumaları ve bitirmeleri gereken asıl hikâye, Urla’daki o evin fotoğraflarından gülümseyen, sevgiyi bir yaşam direnişi olarak kucaklayan ve sıradanlığıyla bir hayat kahramanı olan Nona’ya ait. Nona’nın yaşadığı yüzyılın sonlarına yetişen Kerem ve Zeynep’in de dahil olduğu 48 saatlik maceraya sığan bir asırlık ömrün dökümünde, Nona sadece onlara değil, bu yüzyılın tüm insanlarına sesleniyor: “Acı dediğin taş, insan dediğin su gibidir. Taşın üstünden kayar gider, toprağa karışır. Taşa her vurduğunda acır canın. Ama toprakla buluştukça acın azalır. Acıdan sonra bir bakmışsın ki o toprakta ne çiçekler, ne hayatlar dirilmiş. Hem su deyip geçme; o su, taşı bile aşındırıp yıpratır.” Peki ya Oktay Bey? Karşısında oturan iki gence bütün kalbiyle, “Ölmekten değil yaşamaktan korkmamaktır kahramanlık,” derken haklı mı?"

(Tanıtım Bülteninden)

Perşembe, Eylül 30, 2021

Deniz Kavukçuoğlu'ndan "Canım Acıyor Baba"

Bir solukta okuyacağınız 13 farklı öyküden oluşan 125 sayfalık bir kitap. 
Bazı hikayeler o kadar derine işliyor ki keşke devamı olsa diyorsunuz. 
Deniz Kavukçuoğlu'nun yalın anlatımı ile hemen içine dahil olacağınız birbirinden kırılgan 13 hikaye...
"Akşamüstü karın gelecek, belki o da sevişmek isteyecek. Ne kadar bastırmaya çalışsak da vicdanımız bizi rahat bırakmıyor. Böyle bir günün akşamında, aldatmanın ve cinselliğin hazzını tattıktan sonra senin karına, benim kocama "hayır" dememiz olanaksız, buna vicdan dediğimiz şey elvermeyecek. Onları mutlu edeceğiz, onların mutluluğu bir bakıma bizim birlikte yaşadığımız hazzın verdiği mutluluğun bir uzantısı. Deniz Kavukçuoğlu'nun yeni kitabı Canım Acıyor Baba, yazarın on üç öyküsünü bir araya getiriyor. Kavukçuoğlu'nun son derece yalın, sıcak bir dili var. Sıradan insanın hayatından alınmış, her biri özel bir gözlem gücü gerektiren bu öyküler kimi yönleriyle buluşuyor: İlk aşkların heyecanı, cinsel deneyimlerin verdiği yürek çarpıntısı, aldatmalar, unutulmaz beraberlikler, akıl yitimleri, vicdan azapları ve insanî arızalar. Elinizden bırakamayacaksınız."

(Tanıtım Bülteninden)

Pazartesi, Nisan 19, 2021

Ergen Beyni

Ergen anne ve babaların mutlaka okuması gereken oldukça sürükleyici bir kitap.
Ben okuyalı epey oldu bu kitabı ama arada açıp açıp yardım alıyorum!
Alper çok zor bir çocuk değil ama yine de ergen annesi olmak zor malum...

 

Tanıtım Bülteninden 

"Dr. Frances E. Jensen ergen beynini yepyeni bir yaklaşımla inceliyor. Ergen beyniyle ilgili efsanelere son veren ünlü nörolog, hem ebeveynlere hem eğitimcilere hem de gençlere çok önemli tavsiyelerde bulunuyor.

Deneyimlerinden yolan çıkan doktor kendi çocuklarından öğrendikleri sayesinde ergenlerin aslında yabancı bir tür olmadıklarını, yalnızca yanlış anlaşılmış bir tür olduklarını keşfediyor. Evet, ergenler farklı, ama bu farklılıklarının altında yatan önemli fizyolojik ve nörolojik nedenler var. Alanındaki son gelişmeleri aktaran bu popüler bilim kitabı çoksatanlar listesinin başına oturmaya aday…"

Pazartesi, Eylül 21, 2020

Bugün Kalan Hayatımın İlk Günü

Fransız yazar Maud Ankaoua ilk kitabı olmasına rağmen çok satanlara giren ülkemizde de epey popüler olan bir kitabıydı "Bugün Kalan Hayatımın İlk Günü"...

Hem kişisel gelişim hem içinde romantik bir hikaye anlatan tatlı bir kitap. Bilmediğimiz şeyleri anlatıp hayatın sırlarını sunmuyor ama kendinizi 'en azından kitabı okuduğunuz süre boyunca' sorgulamanızı sağlıyor.
 

(Tanıtım Bülteninden)

 “Ruhunuzu besleyecek ve hatta hayatınızı kurtaracak bir hikâye!” - Christine Michaud - “Herkesin sahip olmak istediği şeylere sahibim ama hayatımdan memnun değilim, sence bu nasıl mümkün oluyor?” “Eskiden ben de öyleydim: İstediğim her şeyi satın alma gücüm vardı, hayatım duygusal anlamda tatmin ediciydi ve sağlıklıydım. Ama bütün bunlara rağmen bir şeylerin yolunda gitmediğini hissediyordum. Ne olduğunu tam olarak bilemesem de kendimi bu dünyaya ait hissetmiyordum. Bu genel kasvet hâli beni rahatsız ediyordu. Özümü bulamıyordum.” “Tıpkı benim gibi! Ben de aynı şeyleri hissediyorum. Mutluluklarım kısa sürüyor, bir şey yolunda gitmediğinde veya biriyle ters düştüğümde hemen mutsuz oluyorum, sürekli gergin hissediyorum… Ben de senin gibi değişmeyi çok isterdim. Ama nasıl? Maëlle her şeyi kontrol altında tutmaya çalışan, yoğun tempoda koşturmaktan kendi mutluluğunu önceliği yapmayı unutmuş, Parisli mutsuz bir kadındır. En yakın arkadaşı Romane ile buluştuğunda öğrendiği gerçek sonucunda bir seçim yapmak zorunda kalır ve ondan istenen uzun, zorlu bir yolculuğa çıkar. Böylece mutluluğa giden hikâyesi de başlamış olur. Tam da Tolstoy’un dediği gibi, “Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar: Ya biri bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.” Büyük bir hayal kırıklığı yaşadığımızda hikâyenin sonuna gelip gelmediğimizi bilmiyoruz. Oysa bu elbette büyük bir maceranın da başlangıcı olabilir. - Pema Chödrön -

Cuma, Eylül 18, 2020

Kalbimin Can Mayası

Kalbimin Can Mayası beni çok etkileyen bir hikayeye sahipti.
Biz gibi, annem gibi...

İclal Aydın'ın "Bir Cihan Kafes" ile başlayan, "Unutursun" ve "Üç kız Kardeş" kitapları ile devam eden birbirine bir noktada değen hikayeleri bu kitap ile son buluyor sanırım. Keşke sinema filmi yapılsa da bu karakterleri beyazperde de izleyebilsek diyor insan...
Çok çok güzel bir kitaptı.

Umarım, keşke...
 

(Tanıtım Bülteninden)

 İnsan Bir Hikayeye Kendini Kaptırdığında, Bir Bakıyor Ki Karşısındakini Anlamaya Başlamış. “Nedenini bilmeden peşine düştüğümüz duyguların, izini sürdüğümüz tutkuların, hapishanemiz olan korkuların bize bizden önceki nesilden kaldığına kanaat getirdim. Unutmamak, hatırlamak, birbirini tamamlamak için aslında.” Diken kelebeklerinin göçü altı nesil sürüyorsa ve nesiller birbirinde devam ediyorsa, dağın bu yanıyla öbür yanını, denizin bu ucuyla öteki ucunu, bir kıtanın başlangıcıyla bitimini aynı anda görebilen hangi nesildir? Kapalı bir kapının iki tarafında iki insan duruyor. Rüçhan ve Nesrin. Türkân ve Mine. Kartal ve Somer. Peki, bir sonraki nesilden Defne ve Somer’in öteki kızı Kiraz kendi aralarındaki kapıyı aralarsa, diğer kapalı kapılara ne olur? Dün, bugün ve yarın, bir neslin yolunda kesiştiğinde hikâyeler nasıl değişir? Belki de, Kiraz’ın Defne’ye söylediği gibi bir aynaya tutulur bütün hikâyeler: “Büyürken, genç kız olurken fark ettim ki, benim annem de sen ve senin annen için öteki kadın. Annelerimize yaşatılan reddedilişin iki ucuyduk seninle. Rüçhan Hanım’ın ölüme giderken hüzünle baktığı bir aynayız biz. Birimiz aynanın sırrı, diğerimiz camıyız.” Üç kız kardeş Türkân, Dönüş ve Derya’nın hikâyesi, Ayvalık’ta kaldığı yerden, bağımsız kurgusu ve tanıdık karakterleriyle devam ediyor.

Pazartesi, Kasım 05, 2018

Üç Kız Kardeş

İclal Aydın'ın kitaplarının ayrı bir yeri var bende...
Onun o güzel, naif sesinden dinliyorum sanki anlattığı hikayeleri...
Öyle gerçek, öyle sıcak...
Yine çıkar çıkmaz aldığım ama okumak için tatili beklediğim bir kitaptı Üç Kız Kardeş.
Üç günde de bitti...
Sıcacık, oldukça gerçek, içten bir aile hikayesi...
Hala okumayan kaldıysa benden tavsiye olsun.



Türkân, Dönüş ve Derya’nın, 3 kızkardeşin hikayesi anlatılıyor kitapta...



Severek okuduğum Unutursun ve Bir Cihan Kafes kitabındaki karakterlerin sürpriz buluşması ise tatlı bir tebessüm bıraktı yüzümde.



Arka Kapak Yazısı (Tanıtım Bülteninden)

Bir zamanlar, bir ülkenin en güzel denizine bakan bir evde üç kız kardeş yaşardı. İsimleri Türkân, Dönüş ve Derya idi. Babaları Sadık Bey ve anneleri Nesrin Hanım’la birlikte geceleri kucak kucağa oturur, gelecekte onları bekleyen şahane yılların hayallerini kurarlardı.

Türkân, Dönüş ve Derya’nın, Ayvalık’ın çam kokulu sokaklarında geçen masal gibi çocukluğu, onları yetişkin dünyasının acımasızlığına hazırlamamıştı belki. Hiçbir hayatın, hiçbir seçimin göründüğü kadar kolay olmadığını, bazen en büyük, en akla gelmeyecek sırların en güvendiklerimizin kalbinde saklandığını, en korkulacak hastalıkların gün gelip geçmişi derleyip toplayabileceğini anlamak zaman istiyordu.

Ve zamanın ilaç olmadığı bir yara var mıydı dünyada?

Ayvalık’ın denize uzanan taş sokaklarından, nice yaşamlar görüp geçirmiş zeytin ağaçlarından, hayatın kaynağından akan suyundan, eski evlerinden doğmuş bir aile hikâyesi Üç Kız Kardeş. Bir mutsuzluk hikâyesi değil; neşeli günleri yâd ede ede iyiliğe dönüşün hikâyesi. İyileşmenin yolculuğu…

Salı, Eylül 18, 2018

Sarah Jio'dan yeni katap; Paris’ten Çiçeklerle...

Tüm dünyada kitapları milyonlarca satan, romantik edebiyatın popüler ismlerinden biri olan Sarah Jio'nun yeni kitabı "Paris’ten Çiçeklerle" ilk kez Türkiye’de yayınlanacak.



Sarah Jio’nun ilk kez Türk okurlarıyla buluşacak olan yeni romanı Pena Yayınları tarafından raflarda yerini aldı. Sarah Kio, kitabının tanıtımı için 23-24 Eylül tarihlerinde İstanbul’a geliyor.
23 Eylül Pazar günü saat 13:30’da Akasya AVM D&R’da yeni romanını imzalayacak, 16:30’da da İstinyepark D&R’da hem imza günü hem de söyleşi gerçekleştirecek.

24 Eylül Pazartesi günü ise 17:30’da Pera Palace Hotel’de “Paris’ten Çiçeklerle” hakkında bir saatlik özel bir söyleşi gerçekleştirip hayranlarıyla buluşacak.



Kelebek Adası, Mart Menekşeleri ve Böğürtlen Kışı gibi popüler kitaplarıyla Türkiye’de büyük bir okuyucu kitlesine ulaşan Sarah Jio, Paris’e aşk mektubum dediği yeni kitabında okuyucuyu 1940’ların Paris’ine götürecek. Kadın ruhuna dokunan duygusal hikayeleri ve uzun süre etkisinde bırakan şaşırtıcı sonlarıyla bilinen yazar, “Paris’ten Çiçeklerle” romanında biri günümüzde diğeri ise 1940’larda Paris’te yaşayan iki kadının iç içe geçen hikayelerine hayat veriyor.


Kitaplarında aşkın ve iyiliğin her zaman kazanacağına inanan Sarah Jio, Paris’ten Çiçeklerlerle’de 1940’lı yılların savaşla yıpranmış Paris’inde gönül yaralarını ele alırken günümüzde ise direnmeyi, affetmeyi ve sevmeyi anlatıyor.

https://www.penayayinlari.com/

Pazartesi, Mayıs 07, 2018

İclal Aydın, Kocaeli Kitap Fuarında

İclal Aydın, Geçen Cumartesi günü Kocaeli Kitap Fuarındaki (5-13 Mayıs 2018) söyleşi ve imza etkinliği için İzmit'e geldi.
Ben İclal Aydın'ı çok sevdiğim için soluğu kitap fuarında aldım tabi.
İmza kuyruğu oldukça uzundu.
Bende tüm kitapları var ama iş çıkışı o uzun kuyruğu bekleyemedim ve bu güzel gülüşü görüp evin yolunu tuttum.
Bir daha ki sefere artık...

Perşembe, Kasım 02, 2017

İclal Aydın'dan Unutursun...

İclal Aydın'ı yıllardır çok beğenerek takip ediyorum.
Onun doğum yaptığı dönemde ben oğluma hamile olduğumu öğrenmiştim.
İzmit'e geldikçe sahnelediği gösterileri izledim bu sayede kuliste tanıştık.
Yakın arkadaşım Bozcaada'daki imza gününde onunla tanışıp beni aramıştı. Bu sayede telefonda konuştuk. Benim için o kadar anlamlıydı ki...
Sonrasında Instagram'dan beni takibe aldı.
Köşe yazıları yazdığı yıllarda mailleştik.
Yazdığı tüm kitapları okudum, katıldığı programları takip ettim.
Kızıma ve Unutursun albümlerini severek dinledim.
Benim için hep özel bir yeri oldu...



Unutursun İclal Aydın'ın Bir Cihan Kafes'ten sonra yazdığı ikinci roman ve 11. kitap...
Çıkar çıkmaz aldığım, bitirmeye kıyamadığım ama bir sonraki sayfayı merak ettiğim için elimden düşürmeden okuduğum bir romandı...
Karakterler arası yaptığı yolculuk o kadar güzeldi ki..
Romanda tanık olduğumuz her olayın bir sebebi var ve her karakter özenle dahil edilmiş hikayeye...
Ihlara, Ankara, İstanbul, Berlin ve New York'a uzanan hayatlar aynı romanda o kadar güzel buluşmuş ki!
Hala okumadıysanız mutlaka bir şans verin.
Pişman olmazsınız.

Not: Bir Cihan Kafes'i okuduktan sonra bloga yazdığım yazıda "Kitap öyle bir anda bitti ki bence Lorin yeni bir hikayeyi hak ediyor. Devamı gelir ve karakterlerin daha derinlerine ineriz bu sayede..." demişim. Ve sanki sesim duyulmuş...



(Tanıtım Bülteninden)

Bütün hayatlar birbirine çıkar. Büyük bir şehrin kimi sahile kimi yokuşa çıkan yolları gibidir ömürler. Bizi birbirimize düğümleyen yollar, derken tam da bunu söyler Gavras Bey. Göçler, idamlar, istifalar, muhtıralar, öğrenci olayları, uçak kazaları, tanklar, yanılgılar, fedakârlıklar ve şarkılar içinde geçen bir yüzyılın  Türkiyesi’nde, bir göçe direnen köklerin, ayrılığın, yoksulluğun, ölümün, direncin hikâyesini hatırlatıyor Unutursun. Hacı Gavras Karamanlı, Unutursun’un en uzun yaşayan kahramanı. Hayatının tüm dönemeçleri Bir Cihan Kafes’ten tanıdığımız ve hikâyeleri henüz bitmemiş bir ailenin üç kuşak kadınına çıkıyor. Birlikte geçirdikleri bir ömür içinde birbirleriyle kucaklaşamamış Samire, Yaşar ve Lorin’i ölümüyle kavuşturan bu yabancı kim?

Unutursun, aşk için giden, kalan ve ölenin hikâyesi biraz da...

İstanbul’un son gayrimüslimleri, esnaf dostları Aşkale’ye gitmesin diye vergi borcunu ödemek için para toplayan Müslüman komşular, asılan bir başvekilin güçlü karısı, müge çiçekleriyle bezeli altmışlı yılların Ankarası’nı yasa boğan uçak kazası, savaşlardan sağ çıkmış sıhhiyecilerin yorgunluğu, Kapadokya’nın yer altı kentleri, karlı Berlin, ana kucağı Ihlara, tangolar, ağıtlar ve elbette bir esinti gibi geçip giden Nariye’nin şarkısı... Hepsi birer yağmur damlası bu hikâyede. Hasan Dağı’nın ardında yaşananlar unutulmasın diye.

Kimi bir madalya gibi taşır yara izini... Kimi de teninde yeni yaralar açarsa, eskisini unutup herkese unutturabileceğini düşünür. Oysa zaman her işi tek hamlede yapabilen büyük  bir kahraman.

Ve hepimizin kalbinde kapağı ölene dek açık kalan bir “unutma! defteri” var.

Pazartesi, Ekim 30, 2017

Melisa Kesmez; Bazen Bahar

Melisa Kesmez'in Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz adlı öykü kitabından sonra Bazen Bahar'ı okudum.

O kadar sıcak bir dilde o kadar güzel öyküler yazmış ki!
Mutlaka okuyun...



İçimde şehirler yıkılıyordu. Saat kuleleri, yüksek binalar, köprüler, caddeler yerle bir oluyordu tek tek...



(Tanıtım Bülteninden)

Melisa Kesmez, çok sevilen ve kısa sürede başarıya ulaşan Atları Bağlayın, Geceyi Burada Geçireceğiz'in ardından Bazen Bahar ile yeniden okur karşısında. Arzuları, korkuları, sevinçleri, kırgınlıkları, umutları; yazları, kışları ve baharlarıyla bir çocuk, bir kadın, bir kuşak, Kesmez'in üslubunu korurken derinleşen incelikli anlatısıyla sesine kavuşuyor.

Ağır anneanne yorganlarının, muzun en önemli yenilik olduğu yılbaşı gecelerimizin, sevgiliye yazılan gönderilmemiş mektupların, değişen şehirlerin ve özlenen çocukluk bahçelerinin, iç sızlatan dostlukların, yarım kalmışlıkların, yeniden başlangıçların; bizi biz yapan değerli ayrıntıların arasından tohumlanan hikayeler.
Hayat, bazen bahar...

Salı, Kasım 08, 2016

Mükemmel Bir Son

İnternet fenomenlerinden French Oje'nin dizüstü edebiyat serisinde yer alan kitaplarını okumuştum.
Bu da onun ilk romanı...
Mükemmel bir sonu hepimiz düşlediğimiz için merak edip sipariş ettim bu kitabı.
Özellikle ofiste öğle ve akşam üzeri boşluklarında vaktimi sosyal medyada geçirmek yerine kitap okuyarak değerlendirmeye karar verdim.
O yüzden çok kafa yormayan, kısa kısa hikayelerden oluşan kitapları tercih ediyorum.
Mükemmel Bir Son'da İstanbul'da yaşayan, şehirli, modern bir kadın olan Müge'nin hayatı, arkadaşlıkları, aşkları, hayal kırıklıkları anlatılıyor.
Çok kalın bir kitap olmadığı için (keşke daha uzun olsaydı diyerek) bir solukta okudum kitabı.
Sürpriz bir sonla bitiyor diyerek daha da fazla ipucu vermeden tanıtım bülteniyle sonlandırıyorum bu yazıyı...

 

(Tanıtım Bülteninden)

Siz hiç bitmek bilmeyen bir ilişki yaşadınız mı?

Ayrılık kararından sonra bile kesilmeyen çağrılar geldi mi telefonunuza? "Özledim" diye başlayan mesajlar? Sürekli onun tarafından oyalandığınızı hissettiğiniz ama bir türlü kopamadığınız birileri oldu mu hayatınızda? Oturup kendinizi sorguladığınız, hatalarınızı bir bir masaya yatırdığınız, geçmişle hesaplaşıp kendinizi değiştirmeyi istediğiniz o tuhaf ilişkilerden biri yaktı mı hiç kalbinizi?

Genç ve başarılı tasarımcı Müge, tam da böyle bir ilişkinin çıkmaz sokağında buluyor kendisini. Bir türlü kopamadığı Volkan'dan uzaklaşıp gerçek aşkı bulma yolculuğuna çıkmak için cesur bir adım atıyor. Tek bir dileği var Müge'nin evrene yolladığı:

"Sadece evlenme teklifi alsam, evlenmesem bile okey'im. Yani sadece bir an olsun böylesine, ömürlük istendiğimi duyayım, yeter…"

Ve ardından evren bu dileği yerine getirmek için derhal harekete geçiyor. 

Müge ve silip atamadığı Volkan… Müge ve karşısına ansızın çıkan o kibar yakışıklı: Orbay… Müge ve en güvenilir arkadaşlardan gelen beklenmedik ihanetler… Müge ve kendini değiştirmek için harcadığı onca çaba… Müge ve hep hayalini kurduğu 'mükemmel bir son'…

Bugüne dek Dizüstü Edebiyat serisinden çıkan kitaplarıyla okurları peşinden sürükleyen French Oje, kadınların iç dünyasına dair biriktirdiklerini Mükemmel Bir Son'da samimi bir karakterin dünyasına dönüştürüyor. French Oje, akıcı dili, kendine has üslubu, duygu ve düşünceleri yansıtmadaki içtenlikli tavrıyla günümüzün başarılı roman yazarlarından biri olduğunun sinyallerini veriyor. 

Çarşamba, Kasım 02, 2016

Trendeki Kız

Paula Hawkins'in kaleme aldığı Trendeki Kız popüler olduğu dönemde elimin bir türlü gitmediği bir romandı.
Sonra D&R indiriminde karşıma çıktı ve hazır gündemden düşmüşken alıp okuyayım dedim!
Tam o sırada kitabın sinema versiyonu gösterime girdi..
Alper Teog'a hazırlandığı için dikkati dağılmasın diye evde çok fazla tv, dizi vs izlemiyoruz.
Sinemaya da gidemedik haliyle...
Çoğu insan filmin kitaptan daha iyi olduğunu söylemiş. Bir yerlerde karşıma çıkarsa izlemek istiyorum bende...

Neyse kitaba gelecek olursak...
Ben soluksuz okumadım açıkçası bu kitabı!
Güzeldi hatta bazı bölümler çok sürükleyiciydi ama içimi daraltan beni aşağı çeken bölümleri de vardı. Romanda çok fazla ana karakter olmadığı için çok sürprizli bir sonu yok bana göre...
Yine de güzel kurgulanmış.

 

(Tanıtım Bülteninden)

Rachel her gün aynı trene binip aynı çifti izliyordu. Çiftin başına gelenleri bütün ülke duyduktan sonra, hayatlarına dâhil olmaya karar verdi.

"Büyüleyici, sürükleyici, üst seviye bir gerilim. Mutlaka okuyun!" 
-S.J. Watson-

"Hem karakter yaratımı hem olay örgüsü muhteşem, harika bir kitap! Yeni neslin Alfred Hitchcock'u." -Terry Hayes-

"Zeki, gerilim dolu ve baştan aşağıya sürükleyici bir roman." 
-Lisa Gardner-

"Aklınızı başınızdan alacak, zekice yazılmış bu psikolojik-gerilim romanı hem muhteşem hem de tren enkazı kadar korkunç!" 
-Publishers Weekly-

"Nefesleri kesen bir ilk roman. En dikkatli okurlar bile, Hawkins olayları teker teker açığa çıkarıp, aşkın ve takıntının şiddetle olan kaçınılmaz bağını ortaya koyarken şaşırmaktan kendilerini alamayacaklar." -Kirkus-

"Trendeki Kız, her şeyi anladığınızı düşündüğünüz an sizi farklı bir sürprizle karşılıyor." 
-Entertainment Weekly-

Perşembe, Ekim 06, 2016

Yeşil Deniz Kabuğu

Sarah Jio'nun bu güne kadar yayınlanmış kitaplarını okudum.
Geçmiş ve günümüzle birlikte yoğrulan anlatım biçimi bazılarını sıksa da ben seviyorum.
Yeşil Deniz Kabuğunda romanın kahramanı gazeteci Kailey...
Kadın hikayelerini Sarah Jio'nun anlatımıyla okumayı seviyorum ben!
Bu kitabı da yine sevdim.
Sarsıcı da bir sonu var.



(Tanıtım Bülteninden)

Yirmili yaşlarda hayat daha kolaydı. Özellikle de konu aşk olduğunda. Biriyle tanışıyordun, sen onları seçiyordun, onlar seni seçiyordu. Birlikte dünyayı fethedebilirdiniz. Paris'e taşınabilirdiniz. Bir sürü çocuk sahibi olabilir veya çiftçilik yapabilirdiniz. Günlük tuttuğunuz zamanlarda yazdığınız her şeyi yapabilirdiniz. Hayaller, parlak, çarpıcı renklerde yaşanacaktı. Hayat sizindi, ikinizindi. Her şeye birlikte göğüs gerip birlikte yaşayabilirdiniz. Hayatınızı birine bağlardınız ve gerisi önemini kaybederdi. Peki ya şimdi? 

"Sarah Jio, her kitabında olduğu gibi, aşk hikâyesini, geçmişi ve gizemi birlikte harmanlayarak içinizi ısıtacak, okuduktan sonra kolay unutamayacağınız bir roman sunuyor. Yeşil Deniz Kabuğu, geçmişin kolay kolay peşimizi bırakmayacağını, dönüp dolaşıp bizi bulacağını son derece tatlı ve merak uyandırıcı bir dille anlatırken, bir yandan da Kailey'yle birlikte çıktığımız bu, zamanlar arası yolculukta, geride bıraktıklarımızı, hayatımızdan silinip gidenleri ve kendi geçmişimizi düşünmemizi sağlıyor. Yazarın ve türün hayranları kesinlikle hayal kırıklığına uğramayacak. Henüz Sarah Jio'yu hiç okumadıysanız buradan başlayabilirsiniz." -Tuğçe'nin Kitaplığı-

"Klasik bir Sarah Jio değil, bir Sarah Jio klasiği. Sürükleyici bir aşk hikâyesi... Okurken umudu, hüznü ve aşkı içinizde yaşayacağınız, aşkın en derinlerde olduğunu hissedeceğiniz etkili bir yolculuk. Daima kalbinizdeki sese kulak verin, aşkın hep var olduğuna inanın. İçinizdeki sonsuz sevgiye dokunmak istiyorsanız kesinlikle okumalısınız." -Sarah Jio Turkey-

"Sarah Jio okuyucusunu her kitabında biraz daha şaşırtarak çıtayı yükseltiyor. Merakla okuyacağınız; romantizmi, vefayı, gerçek aşkı hissedeceğiniz bir hikâye." -Seyhandan.blogspot.com-

Cuma, Eylül 16, 2016

Sarah Jio'dan Elveda Haziran

Sarah Jio'dan yine oldukça sürükleyici bir hikaye, June'un hikayesi...
Beni Böğürtlen Kışı kadar etkileyen bir Sarah Jio kitabı oldu.
Hikayelerin örgüsü genelde birbirine benziyor diye biraz ara vermiştim Sarah Jio romanlarına.
İyi ki o molayı vermişim!
Hem özlemişim hem de dönüşüm Elveda Haziran gibi içten, dokunaklı, sıcak bir hikayeyle olduğu için de hayal kırıklığına uğramamış oldum.

Kitap ile ilgili çok ipucu vermek istemiyorum.
Bir başlarsam susmam diye korktuğum için de olabilir bu!!!
Ama siz de benim gibi sürprizli sonları, duygusal hikayeleri ve Sarah Jio'nun dilini seviyorsanız bu kitabı mutlaka okuyun derim.
 

(Tanıtım bülteninden)

Bir varmış, bir yokmuş, hâlâ içindeki masala kulak veren küçük bir kadın varmış…

Büyük yeşil bir odada bir telefon, kırmızı bir balon ve aydedenin üzerinden zıplayan bir ineğin resmi varmış… İyi geceler aydede, iyi geceler kırmızı balon, iyi geceler yıldızlar, size de iyi geceler yeryüzündeki tüm sesler.

June Andersen, her akşam yatmadan önce teyzesinin ona ve kız kardeşine okuduğu bu masalla büyümüştür. Ancak zaman acımasızdır ve maalesef hayat, çocukluklarındaki o masumiyeti yok etmiştir. Artık güçlü bir kadın olarak tek başına yol alan June, yıllardır yüzünü görmediği teyzesinin ölüm haberiyle çocukluğunu geçirdiği Mavi Kuş Kitabevi'ne yeniden adımını atacaktır. Hatıralarını süsleyen bu masal diyarı June'un içindeki karanlıklara ışık tutarken, June kendini yeniden keşfedecektir.

Elveda Haziran, bugününüzü sorgulayıp geçmişinize merhaba diyeceğiniz, ne kadar imkânsız gibi görünse de çıkış yollarının çok yakınımızda olduğunu gösteren bir Sarah Jio romanı. "Elveda Haziran… 

Cumartesi, Eylül 03, 2016

Melisa Kesmez; Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz

Bitmesini hiç istemediğim bir kitaptı...
Ofiste verilen kısa molalarda okuduğum öyküler, beni o anın stresinden uzaklaştırıp, başka semtlere, başka yaşamlara sürükledi!
Hatta bazı hikayeler içime öyle işledi ki, keşke bu tek başına roman olsaydı dedim!
Öncesini, sonrasını merak ettim..
Kendi kafamda sonlar yazdım onlara..
Çok güzeldi çok 💛

Şimdi sırada yazarın diğer kitabı Bazen Bahar var.
Peki o bitince ne yapacağım ben?



(Tanıtım Bülteninden)

Cesaretimiz var mı her şeyi bir anda öylece bırakıp gitmeye? İnsan her nereye giderse gitsin kendini de beraberinde götürmez mi? Varlığından güç aldığımız arkadaşlar ne zaman yük haline geldi? Hepimiz başarılı olmak zorunda mıyız bu hayatta? Her seferinde duvara tosladığımız halde hâlâ yeni ilişkiler kurmaya, var olanı kurtarmaya çalışmak hayal kırıklıklarına bağımlı hale gelmemizle açıklanabilir mi? Melisa Kesmez, heyecanlı ve mütevazı sesinin her satırda hissedildiği kısa öykülerinde soruları müzikle, dramla, şiirle yoğuruyor, cevapları ise nüktedanlığı da elden bırakmayarak veriyor.

"Aklımızın devre dışı, sadece kalbimizin olduğu" yeniyetmelikten zaman mefhumunun olmadığı balık krakerli ve kaygısız çocukluk yıllarına, yüzyıllık dostla oturulan öğle rakısından patrona son çare olarak yazılan istifa maillerine, sevdiğimiz "o" olmayı çoktan bırakmış uzatmalı evliliklerden gel demese de gittiğimiz, gitmek istediğimiz sevgililere, eski sevgililere, aileye, aldatmalara, aldatılmalara; üzerimize haddinden fazla gelen ancak bir türlü vazgeçemediğimiz "modern dünyamızın" tüm inceliklerine dokunuyor, yalın ama coşkulu, naif ama kararlı, fısıldıyor kulaklara: Atları Bağlayın, Geceyi Burada Geçireceğiz.

Çarşamba, Aralık 02, 2015

İyi ki Doğdun Aşk

Kitapları dünyada 600 milyonun üzerinde satan tanınmış yazar Danielle Steel’den duygu yüklü bir aşk romanı: İyi ki Doğdun Aşk! 

Danielle Steel, İyi ki Doğdun Aşk ile ünlüler dünyasının sıra dışı ilişkilerini ve bu karmaşık dünyada gerçek aşkı bulmanın zorluğunu anlatırken okuruna tutku, ihtiras ve aşkla bezenmiş duygu yüklü bir roman vaat ediyor.



Aşk Davet Beklemez! 

Aynı anda doğum günlerini kutlayan üç kişi, yaşamlarının dönüm noktasında olduklarının farkındadırlar. Mumlar üflenecek, geçmişe veda edilecek, gelecek için dilekte bulunulacaktır...

Valerie Wyatt’ın kızı April, annesinin aksine gözlerden uzak, sakin bir yaşam sürmektedir. Tek ortak noktaları işlerine bağlılıkları olan anne kızın yaşamları, yine onlar gibi aynı gün doğan Amerikan futbolunun ünlü yüzü, çapkın Jack Adams ile ansızın çakışır. Bu üç bilinmeyenli denklemde Jack nasıl bir rol üstlenecektir? Sonradan hayatlarına giren ve zorlu bir çocukluk geçirmiş olan Mike Steinman’ın bu serüvene etkisi ne olacaktır?

İyi ki Doğdun Aşk, Altın Kitaplar etiketiyle tüm kitapçılarda!

Çarşamba, Temmuz 15, 2015

Gülben Ergen'den Öğrendim ki...

Gülben Ergen'in hayatından kısa kesitler sunan biyografi tarzında bir kitaptı Öğrendim ki...
Bir solukta okudum, edebi bir yanı yoktu açıkçası.
Kısa kısa paragraflardan oluşuyor.



Salı, Temmuz 14, 2015

Konstantiniyye Oteli

Ramazanda kendime kitaplardan güzel bir dünya kurdum.
Alper babaannelerinin yanında yazlıktaydı.
Bizim de hayatımız iş-iftar-uyku üçlüsünden ibaretti diyebilirim!
Boş kaldığım anlarda ise kitaplara sığındım, bol bol okudum, yazdım...



Zülfü Livaneli'nin Konstantiniyye Oteli enteresan bir kurguya ve akıcı bir dile sahip.
İç içe geçmiş bir sürü insan ve onların hikayesi var romanda.
Birbirinden bağımsız hayatlar ve hikayeler anlatmış.
Güzel bir romandı...



Kahve, bisküvi ve kitabım...
Son ayın en muhteşem üçlüsüydü!

Çarşamba, Temmuz 08, 2015

Hande Altaylı; Delice

Hande Altaylı'nın tüm romanlarını okudum.
Delice içlerinde bence en vasat kurguya sahip olandı.
Hande Altaylı içinde şehirli kadının olduğu modern hikayeleri çok daha iyi anlatıyor bence.
Hep bir şeyler olacak, bir şeyler çıkacak, hikaye bir yere bağlanacak diye bekledim ama bağlandığı yeri de çok inandırıcı bulmadım.
İki günde rahatlıkla okunacak, çok yormayan bir kitap.
Ama ben sonunda beni şaşırtan ve en az iki-üç gün üzerine düşündüğüm kitapları seviyorum.
Delice o kategoriye girmedi bende...

Pazartesi, Haziran 29, 2015

O adam buraya gelecek!

Pucca'nın 'Pucca Günlük' serisindeki 5. kitap "O adam buraya gelecek"...
Yine çıkar çıkmaz aldığım ve bir solukta bolca kahkaha eşliğinde okuduğum bir kitaptı.



Pucca yine maceradan maceraya koşuyor, aşkı arıyor, buluyor, kaybediyor...



Pucca'nın maceraları daha epey bir süre devam edeceğe benziyor.
O konuşur  gibi yazınca karşılıklı sohbet ediyor hissi yaratıyor okuyucuda.
Bu da daha keyifli ve eğlenceli bir hale getiriyor ve çabucak bitiyor kitap!
Edebi olmayabilir ama ben seviyorum bu dizüstü serideki kitapları...