Beğendim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beğendim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Ağustos 07, 2016

Küçük ev

Bazen kendime çok kızıyorum!
Eşyalarla kurduğum bağa, onlara olan bağımlılığıma...
Oysa hafiflemek lazım.
Azaltmak lazım.
Bu tek odalı evi görünce yine bir eksiltme isteği belirdi ruhumda!
Keyifli pazarlar ♥
 







Cumartesi, Eylül 22, 2012

Bir Hitit duası; Tanrım, beni yavaşlat!


Tanrım, beni yavaşlat.

Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir.

Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele...


Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükunetini ver .


Sinirlerim ve kaşlarımdaki gerginliği, belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür.


Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol.


Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret; bir çiceğe bakmak için yavaşlamayı, güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı, güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı, balık avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi ögret...


Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat.


Hatırlat ki yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı arttırmaktan çok daha önemli şeyler oldugunu bileyim.


Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla.


Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır.


Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı değerlerine doğru göndermeme yardım et.


Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlıklı olarak yükseleyim.


Ve hepsinden önemlisi...
Tanrım,
Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için cesaret,
Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için sabır,
İkisi arasındaki farkı bilmek için akıl ve beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak dostlar ver...


Ayşe Arman'ın bu yazısından alıntıdır.
Arada açıp okumalı ve hatırlamalı bazı şeyleri...

Pazar, Mayıs 20, 2012

Bol kalori içeren bir post!

Bazen unutmak, bazen mutlu olmak, bazen doymak, bazen de sırf can sıkıntısından yemek yer insan!
Diyet yapanlar, hamileler bakmadan önce bir düşünsün bu posta!
Bol kalori içermektedir!

Kıştan beri taslaklarda bekleyen ve giderek artan görselleri ile beni zora sokan bir yazı oldu bu!
Basenlerime ve göbeğime yerleşen kiloların sebebi aşağıdadır!!



Atom diye boşuna demiyorlar buna değil mi?



Kola içmeye ara verdiğim bir akşam...
Anladım ki kuruyemiş ile portakal suyu iyi gitmiyormuş!!



Ofisteki kızlarla erken yılbaşı partisi yapmıştık.
Klasik bir menü işte!



Klasik kekimi Dr. Oetker'in glazürlü sosu ile süsledim.
Pek güzel oldu...



Tiramisu'yu çokkk ama çok sevdiğimi söylemiş miydim?



Soğuk havaya aldırmadan Gölkaypark'ta çay keyfi...



Yılbaşı menüsünden bir kare daha!
Muzlu pastam...



Muffin Alper'in beslenme çantasında olmazsa olmazı!



Gecenin bir vakti pastaneye giden ve bulabildiği en güzel profiterolu alan koca, aşksın sen!



Kahve sever blog sahibesinin vazgeçilmezlerinden biri Lavazza Latte...



Ortaokul yıllarında muzlu rulo pasta alırdık arkadaşlarla okul çıkışı...
O pastanın tadı hala damağımdadır!



Kahve Dünyası da favori kahve mekanlarımdan biri...



Lahmacun, kebap yemesi sevap!



İkea evimizin herşeyi!



Frambuazlı pastayı asla hayır demem!
Diyemem :)


























Hoşgör'de antrikot tabağı...


























Dışarıda yemek yiyeceksek Alperciğimin tercihi daima Urfa Kebap'tır.


























Sucuklu pideyi severim!
Ya siz?

Perşembe, Haziran 02, 2011

Evlat dediklerin geçici misafirlerin!

Dün Facebook'da okuyup, çok sevdiğim bu yazıyı paylaşmak istedim blogda...
Eminim okuyan herkes kendinden bir şeyler bulacaktır, benim gibi...

Hep başkasının söküğünü görüyoruz ilk önce.
Kimimiz ayıplıyor ama söküğün var demiyoruz.
Kimimiz yanına gidip sessizce söyleyip dikmesine yardım ediyoruz.
Kimimiz görüyoruz ama görmemezlikten geliyoruz.
Kimimiz herkesin içinde bağıra bağıra söylüyoruz. Sonra da yardıma koşuyoruz.
Aslında kendimizi düzeltiyoruz bir başkasında.
Bu bazen çocuğumuz olabiliyor.
Kendi geçmişinden yola çıkıyoruz çoğu zaman.
Neye hasret kaldıysam çocuğumuza fazlasıyla verip, bıkmasını istiyoruz.
Neleri başaramadıysak, o başarsın diye didinip duruyoruz.
Nerde kısıtlandıysak orada özgürleştiriyoruz çocuklarımızı…
Ne kadar ağladıysak o kadar gülsün istiyoruz.
Çünkü ağladığında bizi ağlatanları hatırlıyoruz.
Başaramadığında başarısızlıklarımız geliyor aklımıza, üzülüyoruz.
Galiba hepimiz, kendimizi çocuklarımızda tamamlıyoruz.
Bazen kızıp, küsüyoruz, o düşünüp akıllansın diye değil, biz dinlenip tekrar güç toplamak için zaman yaratıyoruz.
Yesin istiyoruz yemediğimiz kadar, giysin istiyoruz giyemediğimiz kadar.
Aslında o yedikçe biz doyuyoruz, o giydikçe biz mutlu oluyoruz.
Galiba hepimiz, kendimizi çocuklarımızda tamamlıyoruz.
Geçmişten geldiğimiz için biliyoruz neler yaşanacağını, korkuyoruz.
Onların başına gelmeden neler olacağını anlatıyoruz, ben zamanında önlem almadım, onlar alsın istiyoruz.
Saklıyoruz hatalarını, eksiklerini, bilenlere mahcup olmamak için.
Arada bir, çok kızıyoruz aldığı notlara 100 puanlık yetiştirirken 70 puanla karşılık vermesine dayanamıyoruz.
Bir taraftan onları düzeltmeye çalışırken, bir taraftan biz aynı kalıyoruz.
Çünkü bizler onları kendimiz zannediyoruz.
Daha kolay geliyor insana, çocuğunu yenilemek!
Kendimize hak görmüyoruz değişimi, çocuklar varken ne gerek var diyerek.
Aslında her anne baba, kendilerinden bir parça getirirler dünyaya, kendilerini tamamlamak için.
Kendilerine adayamadıkları hayatı onlara adamak için.
Çok verdikçe köle, az verdikçe zalim oluyorlar çocuklarına...
Sonra yalvarıyoruz Allah’a: Allah’ım çocuğumdan önce benim canımı al, onun acısını bana gösterme diye...
Çünkü ben gidersem o zaten, ben olarak yaşayacak, ama o giderse ben diye bir şey olmayacak. Çünkü her evlat annenin, babanın bir parçasıdır, diyoruz.
Evlendiriyoruz mutlu olsunlar diye yine de tam inanamıyoruz, emanet ettiklerimize…
Çünkü kendimizi emanet ediyoruz, ele…
Bakıyoruz ki kopmak istiyorlar bizden, inanmıyoruz.
Başkasıyla bütünleşmek istiyorlar, hevestir diyoruz.
Sonra ısrar ediyorlar.
Bir gerçek gümbür gümbür geliyor, düşüncelerimize…
Ne evlat ne de bir başkası sana ait değil, sen değil…
Senden bir tane var.
Bir tane doğdun.
Bir tane yaşıyorsun.
Evlat dediğin her çocuk,
Geçici misafirlerin…

Aşkım Kapışmak

Perşembe, Eylül 23, 2010

Olsa da yesek!

Simit ve çay'a hayırrrr diyemem ben!
Çıtır çıtır İzmit simiti olacak ama :p
Yanında eski kaşar da olursa tadından yenmez...

Cumartesi, Şubat 06, 2010

Yeni saçlar..

Kadının en büyük silahı bence saçları..
Silah dediysemde aklınıza kötü şeyler getirmeyin hemen!!
Ufacık bir değişiklikle bambaşka bir silüete bürünmenin daha kolay bir yolu yok bana göre!
İnsan çabucak kilo veremiyor ama 2 saatini kuaförde geçirirse epey değişiyor!
Eğer beğenmezsen de eski haline dönmen imkansız değil hem de!!
Sarı, kızıl, soğan kabuğu, karamel, kestane, siyah, röfle, gölge, balyaj o kadar farklı renk ve yöntem var ki ister istemez değişmek istiyor insan!
Zamanında neler denemedim ki!
Gölge, röfle, balyaj..
Bir ara sarı ve kısacık saçlarım olduğunu hatırlıyorum!
Sonra karamel ve küt..
İnsanın kendine yakışanı bulması pek kolay olmuyor malum :D
Doğal rengine yakın olduğu için 20'li yaşların sonuna kadar orta kestane saçlara sahiptim..
Arada ufak değişiklikler yaptım ama doğaldan şaşmamaya çalıştım..
Bir ara hazır boyaları da denedim ama bana 2 paket bile!! yetmediği için uğraşmaya değmeyeceğine karar vererek vazgeçtim!
Bir kaç defa kestane üzerine kızıl balyaj yaptırdıktan sonra kızıl rengi sevmeye başladım..
Arkadaşlarım ve ailemden de olumlu tepkiler alınca kızıla yöneldim..



Kendi saç rengim koyu olduğu için rengi açmak için öncelikle kusturma işlemi yaptırmam gerekti. Saçlarım uzun ve gür olduğundan kolay kolay yıpranmayacağını düşündüm. Kuaförümde kullandıkları malzemelerin kalitesine güvendiklerini söyleyince tereddüt etmeden yaptırdım bu işlemi. Aynadaki "turuncu" aksimi pek sevmedim ama neyse ki çabucak boyandı! Sonrasında da saçlarımla ilgili "hiç bir" sorun yaşamadım. 3. boyadan sonra da fotoğraftaki renge kavuştum.

Ben aynadaki aksimi çok beğendim.
Peki siz??

Not: Taç benim tasarımım ama fotoğrafta pek belli olmamış..

Perşembe, Ekim 22, 2009

Benim güzel Clutch'ım..

Laçin'in yaptığı birbirinden güzel tasarımları beğenmeyecek kadın yoktur sanırım.
Ben daha önce romantik bir broş ve iki tane sevimli saç bandı almıştım.
Geçenlerde yaptığı pembe clutch çantayı görünce de bana siyah ve füme tonlarında bir çanta yapabilirmisin diye sormuştum.
Sağolsun beni kırmadı ve fotoğraftaki şahane çantayı yaptı.
Nasıl sevdim, nasıl..



Çok teşekkür ederim Laçincim.
Tam benlik kokoş bir çanta olmuş.
Eline sağlık..

Cumartesi, Ağustos 15, 2009

Sen ne güzel bi şeysin..

Böyle küçücük ama sıcacık bir evde yaşama düşü kurdum bir an..
My Koo yaşlandığımı düşünüyor..
Çünkü eskiden böyle hayallerim olmazdı?
Bu Kötü bir şey mi?







Cuma, Ağustos 07, 2009

Bende istiyorummmm..

Bu kolyelere bayıldımmm..
Bende istiyorummm..
Çok beğendimmm yaaa..



Bu sitede satılıyor ve fiyatı 330$ - 395$
Buna benzer tasarımlar yapan birileri yok mudur acaba?
Fiyatlarda makul ve mantıklı olsun ama :)



İyi haberlerinizi bekliyorum..

Çarşamba, Temmuz 29, 2009

Bayıldımm..

Ne zamandır bir ayakkabıya bayılmıyordum değil mi?
Vakit gelmiş..



Bu şık Valentino papuçlar sadece 760 Euro..
Neyse ki bakmak bedava..

Cuma, Mayıs 22, 2009

Gözde Kansu ve kolyesi!

Hafta içi her akşam 23:00'de Haber Türk'te yayınlanan "Saba Tümer ile Bu Gece" nin hastasıyım..

Hem Saba'nın kahkahaları gecemi aydınlatıyor hem de birbirinden hoş konukları ile keyifli vakit geçirmemi sağlıyor..

Dün akşam Issız Adam filmiyle beğeni toplayan ve Show TV'de yayınlanan Dudaktan Kalbe dizisinde Nimet karakterini canlandıran Gözde Kansu konuk oldu. Güzel oyuncu sempatik ve doğal tavırları ile kalbimi kazandı benim..



Ve de enn çok kolyesine takıldım, hayran kaldım dün akşam. İzmir'den Canan Hanım tasarlamış bu kolyeyi. Ellerine sağlık..




Bu tarz malzemeler İzmit'te olmadığı için benim yapmam imkansız bu kolyeyi ama belki BİLUN'cum yapar benim için! Ne dersin Bilun?

Cumartesi, Nisan 25, 2009

Minimm benimmm!

Mini Cooper..
Hem de siyah..
Hem de gıcır gıcır..
Bir de arkasında karavan..
Bir de deniz ve kum..
Burada hayaller devreye giriyor..
Ahhhhh, ahhh..





I LOVE YOU MİNİ..
Bu fotoğraflar tüm MİNİ severlere gelsin..
Hep birlikte bakıp bakıp iç çekelim..

Not: 1 numaralı fotoğraf masa üstümü süslüyor. Kesinlikle tavsiye edilir..

Salı, Nisan 14, 2009

Heyyy Kate!

Heyyy Kate!
Önce gençlik aşkım Tom'u baştan çıkardın,
Sonra minik Suri'yi sonbaharda askılı elbiseyle dolaştırdın,
Şimdi de o kılıksız kıyafetin altına benim sevdiğim papuçları giymişsin!
Yeter artık!



175
Not: Blog sahibesi bir sandalet yüzünden çıldırmıştır! Bilginize..lık Kenneth Cole sandaletler benim olmalıydı tamam mı! Hıhhh..

Not: Blog sahibesi bir sandalet yüzünden çıldırmıştır! Bilginize..

Cumartesi, Mart 28, 2009

Sizi de sevdim...

Ben griye taktım.. Gri bir çanta yada ayakkabı almazsam çıldıracağım!! Gönlüme ve keseme göre bir model bulana kadarda siz ve ben bunlarla idare edeceğiz.. Miu Miu ve Chloe sizi çoook seviyorum..



Perşembe, Mart 19, 2009

Eee bi de bunlar var..

Çok oldum biliyorum ama bir de bunlar var!
Paylaşmasam olmaz..
Burası anne, çocuk, yemek vs.. bloğu değil ki bir kadın bloğu da aynı zamanda. Her an her şey olabilir yani! Benden uyarması..



Lanvin clutch çanta ve Miu Miu babet insanın nutkunu tutuyor. Bana da sadece arzulamak kalıyor..



Geçen yaz çok istediğim halde beğendiğim bir model bulamamıştım. Umarım Bu yaz yukarıdaki gladyatör sandaletine benzeyen bir pabucum olur..

Sevdim seni bir kere!

Bu aralar fazla mı maddiyatçı oldum ben!
Yoksa içime bir alışveriş canavarı mı kaçtı!
Moda sitelerinde dolaşmayı bıraksam çok daha iyi olacak sanırım!
Bakın yine neler buldum..


Marc Jacobs'un bu minik çantası çok şeker değil mi?
İnsanın üzerindeki kalpleri okşayası geliyor!
Yani en azından benim!
Bu çantaya 795$ verecek kadar zengin değilim ama bu onu sevmeme, arzulamama, aşkla bakmama engel değil tabi!

Salı, Mart 10, 2009

Romantik Tokam

Yaratıcı, düşünceli ve sevecen arkadaşım Bilun Şen doğumgünümde yaptığı sürprizle beni çok sevindirmişti. Tasarımlarını çok beğendiğim için o günden beri yeni ürünlerine sahip olmak için heyecanla bekliyordum. Taaa bu zamandan beri, düşünün artık!

Bilun Şen çok özel ve farklı tasarımlar yapıyor ve ne mutlu ki artık bunları satıyorda..
Tokadan kolyeye, anahtarlıktan bilekliğe kadar pek çok aksesuar tasarlıyor ve meraklıları ile buluşturuyor..


Bu siyah tüylü, dantelle süslenmiş romantik toka artık benim. Aynını değil ama farklı modellerini Bilun Design'da bulabilirsiniz. Bu yaz bolca etkinlik olduğu için saçlarıma düz fön çektirip yandan toplayarak takacağım yeni cicimi ve çok şık duracak bence. Daha fazla ürün ve sipariş için buraya tıklayabilirsiniz..

Teşekkür ederim Biluncum. Şık hediye paketin ve siparişimi 1 günde elime ulaştırdığın için de çok çok sağollll, kocaman öpücükler canım...

Cumartesi, Ocak 10, 2009

Atkı ve Berelerim...

Takıntılarımdan biriyle daha huzurlarınızdayım. Evet konu başlığımız atkı ve bereler. Bazı dönemler örmeyi, bazı dönemler almayı severim. Bu ara almayı sevdiğim bir dönemdeyim sanırım çünkü canım örgü örmek hiç istemiyor. Made in Flame yazanlar geçen yıldan kalma .)




Fenerbahçeli olduğum için tabi ki sarı - lacivert... Bu atkıyı geçen yıl Sevilla maçında nasıl sallamıştım ama! Tabi ki turkuvaz Flame formamla :)




Bu modeli Benetton'da dünya paraya satıyorlardı bende orada görüp yapmıştım. Kulaklı şapkaları seviyorum...




Bu çiçekli de en sevdiklerimden. Görümcem Özgül yapmıştı...




Aslında bu yıl yeşilden çok mor seviyorum ama almış bulundum :) Sıcacık tutuyor boynumu...




Burda üç değişik atkı var. 2 ve 3 dut ipinden 1 numara ise kadifemsi yumuşak bir yün adını unuttum :) Dut ipi bu yıl çok moda ve yumuşacık çoook seviyorum ben...





Tabiki en sevdiğim renk Turkuvaz. Bir'i polar diğeri ise yün.

Koca bir kazak hurcu dolusu var bende bunlardan. Bunlar sadece en sevdiklerim...