Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Eylül 20, 2013

Lateral Epikondil & Tenisçi dirseği hastalığı

Bir süredir "Tenisçi Dirseği" diye bilinen Lateral Epikondil hastalığıyla boğuşuyorum.
Sağ kolumda önce hafif uyuşmalar oldu, ardından da bir türlü geçmek bilmeyen ağrılar başladı.
Telefonu bile tutarken zorlanınca soluğu Romatem'de aldım.
Lateral Epikondil teşhisi kondu ve 3 hafta ilaç + 5 seans fizik tedavi ile birlikte kol kasını rahatlatmak için dirseklik kullanmaya başladım. Günde 3 kez buz kompresi ve elimi kuvvetlendirmek için 1 kg'lik dambıl ile yine günde 3 defa egzersiz yaptım. İlaç ve fizik tedavim bitti. Buz kompresini sadece akşamları yapıyorum artık. Egzersizlere ise yılbaşına kadar devam edeceğim.



Ağrı nerede olursa orada atıyor insanın kalbi.
İlk hafta çok zorlandım ama ilaçlar fayda ettikçe toparlamaya başladım.
Sol elimi kullanmaya çalışıyorum genelde ama çok zorluyor bu beni!
Klavyede biraz yazı yazınca, ütü, cam vs de hemen kendini belli ediyor ağrı.
Ben buradayım diyor yani!!
Doktor ve fizyoterapistim kendimi yormamamı, yeniden tekrarlama ihtimalinin yüksek olduğunu söylüyor.
Ağır taşımıyorum sağ kolumla ama nadasa da bırakamıyor ki insan.

Siz siz olun elinizin, kolunuzun kıymetini bilin...

Lateral Epikondil nedir?

Dirseğin dış tarafında ön kol, el bileği, ve parmak kaslarının yapıştığı bir alan vardır. Buna lateral epikondil adını verilir. Dirsek eklemine, el bileğine veya parmak eklemlerine gelen zorlamalar bu kasların yapışma yeri olan lateral epikondilde ağrı ve hassasiyete yol açar. Bu hastalığa, halk dilinde tenisçi dirseği adı verilir ama hastaların büyük çoğunluğunun tenisle bir ilgisi yoktur.

Sebepleri nelerdir?

Ağır eşya taşıma, çanta taşıma, tornavida kullanma, tenis ve golf gibi el bileğini zorlayan sporlar, düşmeler, tenisçi dirseğinin en önemli sebepleridir.

Teşhis:

Lateral epikondilde ağrı ve hassasiyet vardır, el bileğinin dirençli hareketlerinde lateral epikondilde ağrı olur. Teşhis oldukça kolaydır. El bileği ekstansiyonuna direnç uygulanırsa ağrı olur.

Tedavi:

Dirsek ve el bileğinin tekrarlayıcı ve zorlayıcı hareketlerinden kaçınmalıdır. Ağrı kesiciler ve pomadlar kullanılır. Hastalığın evresine göre soğuk ve sıcak uygulamalar yapılır. El bileği ve dirseğe splint ve bandaj uygulanabilir. Hastalık kronikleşir ve tedavilere cevap vermez ise fizik tedavi uygulanır. Fizik tedavi ön kola yapılacak mobilizasyon egzersizleri ile birlikte yapılır. Çok nadiren cerrahi müdahale gerekebilir.

Pazartesi, Şubat 28, 2011

Mola!!

Bir daha ne zaman yeniden yazarım bilmiyorum...
Belki yarın, belki de daha sonra...
Fazla detaya girmek istemiyorum.
Kelimeler tükendi şimdilik!!
Hayat eski haline döndüğünde yine görüşürüz!!!

Ne demişler; "Kul kurar, kader gülermiş."

Cuma, Haziran 25, 2010

Oldu da bitti MAŞALLAHHHHH..

Sünneti de atlattık çok şükür..
Hatta iyileşti bile Alper!
Neler oldu neler yaşandı derseniz; Alper yine bizi yanıltmadı derim size..

Eşim ile sünneti doktora mı yoksa sünnetçiye mi yaptırsak diye epey bir kafa yorduktan sonra hastanede lokal anestezi ile yaptırmaya karar vermiştik.
Salı günü 12:00 için randevu aldık üroloji uzmanından ve beklemeye koyulduk.
Bizdeki heyecan ve telaş Alper'de de vardı kuşkusuz.
Çocuk başına ne geleceğini bilmiyor sonuçta!
Hatta evden çıkarken "gitmesek mi anne yaa" bile dedi :(

Alper daha fazla stres olmasın diye tam vaktinde geldik hastaneye ve 5 dakikalık bekleme sürecinin ardından odaya aldılar bizi. Doktor ve hemşire neler olacağını anlattı ve anestezi için iğne yapıp 10 dakika daha beklettiler. 3 yerinden iğne yapıldığı için sadece iğne olurken "ayyyy" diye bir ses duyduk onun dışında çıtı bile çıkmadı Alper'in...



{Bu fotoğraftan 5 dakika önce Alper anestezi için iğne olmuştu. Rahatlığına maşallahhhh değil mi?}

Ameliyat önlüğünü giyip sünnet odasına girdiğinde bizde de heyecan tavan yaptı. 1-2 dakika sonra hastabakıcı gelip Alper'e söz verdiği için eşimi de çağırdı. Baba - Oğul içeride olunca ben daha bir rahatladım tabi. Aradan 15 - 20 dakika geçti baktım Alper yürüye yürüye "bu sünnet hiç de zor değilmiş anne" diyerek çıktı odadan. Doktor, hasta bakıcı ve hemşireler ne kadar akıllı çocuk maşalahhh dediler sürekli...

10 dakika daha bekleyip ayrıldık hastaneden. Eve geldikten sonra da pek ağrısı olmadı ama ilk çişini yapınca yaklaşık 1 saat sızlandı çocuk. Ağrı kesici şurup verip bolca üffff yapınca rahatladı biraz. Hatta bir ara "anne sünnet olmak zor değil de bu ağrı kötüymüş" dedi. 1 saatin sonunda ise tüm ağrıları kesildi. Gece de mışış mışıl uyudu..

Ertesi gün ise sargıları kendi kendine açılınca pansumana falan gerek kalmamış dedi doktor. Hiç bir sorun da yokmuş çok şükür...

Bunu da atlattık anlayacağınız. Zoru bitti. Hem de TEK damla bile gözyaşı dökmeden..

Şimdi sıra geldi en eğlenceli kısıma! Düğüne..

Pazartesi, Aralık 07, 2009

Labaratuar Faresi hasta oldu!

Bir kaç gündür yeni yazı giremedim bloga..
Keyfim de yoktu, vaktim de..
Geçen hafta Alper'in öğretmeni aradı. Midesi bulanıyormuş sizi istiyor diye. Panikle gittim okula bir baktım gayet iyi gözüküyor..
Saat 3 falandı alıp eve götürdüm..
2 gün sonra tekrar aradı öğretmeni yine midesi bulanıyor diye..
Yine gittim beni gülerek karşıladı..
Eve geliyoruz birşeyi yok!
Ne iştahsızlık, ne halsizlik, ne ishal ne de mide bulantısı..
Geçti ama bulanıyordu diyor!
Alper yalan söyleyen bir çocuk değil ama acaba okulda falan mı sıkılıyor diye düşündüm.
Çocuk ısrarla midem bulandı geçti şimdi diyor!
Öğretmeniyle konuştum o da Alper'in okulla, arkadaşlarıyla, dersleriyle bir sorunu yok diyor.
Hatta yazılı olmuşlar 5 almış kağıdını gösteriyor bana..
Okuması falan gayet iyi sanmıyorum piskolojik bir şey değildir diyor.
Alper okula giderken midem bulanırsa al beni falan demeye başladı benim kafamda bir dolu tilki dolaşıyor nesi var diye ama yok görünürde bir şeyi..
Bir kere kustu gece uykudan uyanıp ama sabah yine birşeyi yoktu..
İlaç versem ilaçlık bir şey değil Dr'a götürsem görünürde bir şey yok derken haftasonu girdi araya.
Pazar günü Basket'e gittik. Oradan çıkıp sıcak çikolata içmek istedi. Gittik çocuk gayet iyi.



Hatta daha sonra Koçtaş ve Tepe Home'a gidip noel ağacı ve yılbaşı süsleri falan aldık keyfi de yerinde..
Uyumadan önce kulağıma "Anne bugün çok güzel bir gün geçirdim" bile dedi yani..
Sonra gece 23:00 falan uykudan uyanıp tekrar kusunca bu sabah erkenden Dr'a gittik.
Doktorumuz Alper'in bebekliğinden beri değişmediği için çocuğun yapısını gayet iyi biliyor.
Mide bulantısı şüphelendiğimiz gibi "piskolojik" değilmiş..
Eğer öyle olsa Pazar günü kusmazmış..
Kan ve İdrar tahlili yaptırdık..
Mikrobik birşey olduğunu söyledi..
Akciğer filmi, ultrason ve birkaç film daha istedi..
Komple çekup'tan geçti yani bahaneyle Alper..
Neyse ki korkulacak birşey yokmuş..
Sinüzit olmuş ve birazcık ilerlemiş :(
Geniz akıntısı da mide bulantısı yapıyormuş..
Nasıl farketmedik çok şaşırdım..
Eşim de, ben de hatta babannemiz de çok pimpirikliyizdir ama farkedememişiz işte :(
2 gün okula gitmeyip dinlenecek evde..
Öğretmenden işleyeceği konuları aldık evde kendimiz çalışacağız artık..

Alper'in muaynehane, labaratuar ve görüntüleme merkezlerindeki koşturmaca içinde geçen güne yorumu hepimizi güldürdü..

"Labaratuar faresine döndüm bugün ben be! Deney yapıp durdular üzerimde"..

Cumartesi, Mart 21, 2009

Pilates..

Bir koşturmaca ki sormayın..
Hem ev, hem iş..
Bir de ders çalışıyorum..
Eee arada dizilerim, filmlerimde var kaçırmamaya çalıştığım..
6 yaşında bir oğlum olduğunu söylememe gerek yok değil mi?
Offf ki ne off..


Bütün bunlar yetmezmiş gibi birde ne zamandır aklımda olan Pilates'e başlamaya karar verdim. Salona gidecek vaktim yok. Evde başlayıp yazın bir merkeze yazılabilirim belki..

Dün siperiş verdiğim 75cm'lik mavi pilates topum bu sabah elime ulaştı..
Ebru Şallı'nın Pilates Dvd'sini de aldım..
Hadi bana müsade..
Size güzel ve güneşli bir hafta sonu diliyorum..
Beni yoğun bir haftasonu bekliyor..
Yine, yine..

Cuma, Şubat 13, 2009

Her Telden...

Yalancı bahar beni aldattı..
Oysa ne güzeldi hava geçen hafta..
Şimdi gri bulutlar kapladı gökyüzünü..
Şakır şakır yağan, barajımızı tıka basa dolduran yağmuru saymıyorum hiç..

Alper de çok şikayetçi bu durumdan. Sabah sabah telefon açmış;
- Anne ya ne zaman bitecek bu yağmur? diye soruyor.
- Hayırdır ne oldu dedim!
- Çizgi filmlerimi kaçırıyorum, dedi.
- Uyduda yağmur nedeniyle kanallar güzel göstermiyormuş da derdi o yani. Digiturk'te izle dedim ama taktı mı takar :)



Koca sömestr geldi geçti izlemek kısmet olmamıştı Despero'yu. Dün akşam gittik nihayet. Minik kahraman, dev yürek, koca kulaklı minik farenin bir ülkenin kaderini değiştiren kahramanlığını izledik. İzlemeyenlere tavsiye ederim...

Çarşamba günü Balıkesir'den Abimler geldi annemlere ama daha göremedim ben. Minik yeğenim Furkan bakalım Hala demeyi öğrenmiş mi? Gerçi artık ufaklık sayılmaz 1.5 yaşında ve yazın ilk günlerinde abi oluyor. Kız kardeşimin düğünü, yeni yeğen'in doğuşu derken hareketli bir yaz olacağa benziyor. Daha cinsiyeti belli değil ama kız olmasını istiyorum ben :)

Günler hızla gelip geçiyor..
Kayda değer bir şey yapmıyorum bende..
Evde miskin bir kedi gibiyim..

Son söz olarak kaç zamandır yazmayı planladığım bir şeyi paylaşmak istiyorum sizlerle. Annanem maşallahhhh şimdi gayet iyi. Bütün organları iflas etmiş 1 haftadan fazla yaşamaz diyen doktorlara inat tutundu hayata. Zaten yaşamayı hep sevmişti. Şimdi çok güzel bir bakıcısı var adı Oxana. Çok iyi bakıyor annaneciğime. Hafta içi yatılı kalıyor hafta sonu ise annem gidiyor yanına. Her şey yolunda anlayacağınız. Desteğiniz için hepinize kocaman teşekkürler...

Cuma, Kasım 21, 2008

Sessizliğe gömüldüm!

Dün boğazlarımda hafif bir acıyla uyandım. Önemsemedim.

Akşam kızlarla toplandık hem nikah şekeri yaptık (bu nerden çıktı derseniz fikir benden ayrıntılı ve görüntülü yazacağım ama daha sonra) hemde kendi aramızda eğlendik. Bağırmadımmm hiç. Herkes üzerime geliyor zaten çok mu bağırdın dün diye! Gece 11'de eve geldik. (Geldik çünkü ev gezmelerini sevmeyen oğlum Seda'ya gidiyoruz diye takıldı peşime. Sanırım Seda'dan hoşlanıyor ) Hemencecik uyuduk. Gece bir kaç kez uyandım boğazım acıyor sesim tuhaf çıkıyor. Uyumaya devam ama sabah bir kalktım. Görüntü var ses yok. O kadar kötüydü ki soluğu Dr'da aldım. Teşhis Akut sinüzit ve ses tellerimde şişme. Ses tellerim çokkkk kötüymüş. Kesinlikle bağırmamam, acı ve baharatlı yememem konusunda ciddi bir uyarı aldım. Islak saçla dışarı çıkmaktan da vazgeçmeliymişim. Bir süre oda nemlendiricisi ve 20 gün ilaç kullanmam gerekiyor. Elimde fısfıs, masamda ılık çay ile günü kurtarmaya çalışıyorum.

Sözün özü; sessizim ve telefonlarım susmuyor. Biri bana yardım etsinnnnn lütfennnn...

Cuma, Kasım 07, 2008

FLASH FLASH FLASH

Annanem Pazartesi taburcu oluyor. Az önce öğrendim. Tedavinin geri kalan kısmı evde yapılabilirmiş. 2 haftalık hastane maceramız 3 gün sonra sona eriyor. Umarım çabucak ayaklanır güzel annanemmm benim...

Seni çoook seviyorummmmm

Pazartesi, Kasım 03, 2008

Sana "kek" yaptım...

Bir zamanların Özgür kızı, Nil Karaibrahimgil’i ben çok severim. Hamilelik dönemimdeki iniş çıkışlı ruh halime denk gelen ‘Evlenmek Gerek’ şarkısı sözleriyle gönlümü çalmıştı. “Anne benim koşmam gerek, istemiyorum pilav yapmak, sana bir de torun gerek, istemiyorum çocuk bakmak. Anne ben aşka inanmam, önce aşık olmam gerek, göz yaşlarıyla sulanmam, evlilik benim solmam demek”

Avaz avaz bu şarkıyı söylediğimi hatırlıyorum. Annem ve eşim de anlamsızca bakarlardı yüzüme. Hamileyim, asabiyin ne yapayım yaaa biraz anlayışlı olun :)) Bir keresinde bu şarkıyı söylerken ağlamıştım düşünün halimi. Psikopat bir hamile ! Nerdeyse doğurmaktan vazgeçecektim :) Şaka, şaka. Alper duymasın acayip bozulur bana :)

Buradan kek’e nasıl geleceğimi merak edenler varsa bağlıyorum hemen :))



4 yumurta ile 2 bardak şekeri çırpın. 1 bardak sıvıyağ, 1 bardak süt, 4 yemek kaşığı kakao ekleyip tekrar çırpın ve karışımdan 1 bardak ayırın. 3 bardak un, 1 paket vanilya, 1 paket kabartma tozunu da katıp yeniden çırpın. 170 derece de 40 - 45 dakika pişirin. Fırından çıkar çıkmaz bıçakla 5-6 yerinden delip ayırdığınız 1 bardak kakaolu karışımı dökün. Sos’u çekince üzerini Hindistan cevizi ile süsleyip servis edin.

Unutmadan kek’i yaparken bu şarkıyı mırıldanmanız gerekli…

İnsan neler yapar isteyince,
Bu bir şey değil düşününce,
Bende tarifi öğrenince,
Kalktım sana kek yaptım.



Kek’in yanındaki şahane kestane şekeri de blogum sayesinde tanıştığım Zeynep’in armağanı. Islak kek ile de çok güzel uyum sağladı. Tekrar teşekkür ederim Zeynepcim.

NOT: Rengarenk bir yazı yazabildim sonunda. Annanem için dua eden, yorum yazan herkese çok çok teşekkür ederim. Sağlık durumu şimdilik iyi. Espri falan yapıyor artık. Özellikle dün akşam çok iyi gördüm. Tansiyon ve ateş normale dönmüş. Bugün tekrar film ve tahliller yapılıyor. 1 haftada neler olmuş bakılacak. Tekrar ayağa kalkar mı bilemiyorum ama varlığı bile bize yeter. Bir an önce toparlanıp hastaneden çıkmasını bekliyoruz. Hastane ortamı hepimizin moralini bozuyor. Hem rahatça da göremiyoruz. Öğlenleri fırsat buldukça, akşamları ise mutlaka uğruyorum. Torunlarını görmek, hemde tüm aile bir arada olmak hepimize iyi geliyor. Tek şikayetçi olan ise Alper. Geçen akşam tam 1 saat hiç durmadan ağlamış annemi istiyorum diye. Eve geldikten sonra da yarım saat bana sarılarak ağlamaya devam etti. Hastaneye gitmek yasak sana diyor ama özel izin alıyorum mecburen.

Şimdilik her şey yolunda. Dışarda yazdan kalma sıcak bir hava var. Canım alışveriş yapmak, bir kafede oturup laflamak, sinemaya gitmek ve miskinlik yapmak istiyor.
Yapabilecek miyim sizce?

Perşembe, Ekim 30, 2008

Neler oluyor...

4 gündür annanem hastanede. Bedenim işte, aklım hep onda. Erzurum'dan Teyzem ve oğlu geldi. Bugün Samsundan kuzenim, yarın da Abimler geliyor. Tüm aile bir aradayız ama keşke daha iyi bir sebebimiz olsaydı. Annanem'i bir görseniz hala kendinden çok bizleri düşünüyor. Akşamları hastanedeyiz tüm aile. Beni görünce saç modelimden giydiğim kıyafete kadar mutlaka bir yorum yapıyor. Eşimi, Alper'i nasıl geldiğimi, nasıl döneceğimi soruyor. My koo Çanakkale'de olduğu için beni eve götürecek araba bile ayarlamaya çalışıyor. Bana özel değil bu hepimize karşı böyle. Çok sık gelmeyin, işinize bakın ben yatıyorum işte diyor.



En çok üzüldüğüm ve içimi cız ettiren şey ilk hastanede beni gördüğünde bu bayram gelmedin, hiç öyle yapmazdın demesi oldu. Evet, haklıydı. Çocukluğumda annanemlerde geçerdi bayram hep. 8 yıllık evliliğim boyunca sanırım 16 bayram gördük. İlk defa bu bayram gitmedim hemde 45 dakikalık yol gözümde büyüdüğü için. İçinde yer etmiş ki beni görür görmez bu cümleyi kurdu. Ben de haliyle çok üzüldüm.

Sağlık durumuna gelince hastaneye ambulansla gelmişti. Tansiyonu önce 17'ye sonra 24'e çıkmış. Sol kolunda ve sol ayağında his kaybı var. İdrar ve kanında da enfeksiyon'a rastlanmış. İnip çıkan ateşi de canımızı sıkıyor. 84 yaşında ama yaşamayı, gezmeyi çok seven bir annanem var benim. Tek dileğimiz çabucak toparlanıp eve çıkması. Hastanede hem çok sık görüşemiyoruz hemde evde annanem çok daha rahat eder.

Biliyorum, çabucak iyileşecek, benim güzel gözlü Meleğim,
Yine elimi tutacak, yanağımdan öpecek, sıkıca sarılacak bana.
İyi haberler vermeyi diliyorum size...


Not: Yukarıdaki fotoğrafı yayınladığıma kızmaz umarım Rahime Sultan. Bu yaz annemlerde çekilmişti bu foto.

Not 2: Alper hasta olduğu için Pazartesi, Salı okula gitmedi. Dün'de resmi tatildi. 5 gün evde kalmak iyice miskinleştirdi Paşayı. Bugün bakalım ne yapacak? Okul kıyafetlerimiz sonunda hazırlandı. İlk fırsatta çekip koyacağım fotoğrafları da. Yeşil çok yakıştı oğlum'a...