13 Ocak 2010 Çarşamba

Avatar

Oğlum büyüdü artık!
7 yaşında kocaman bir adam oldu…
Artık sinema keyfi yapmak istediğimizde çizgi film ve animasyonlardan başka seçeneklerimiz de var!
Geçen ay Yılmaz Erdoğan’ın son filmi Neşeli Hayat’ı izlemiştik birlikte.
Bu defa ise rotamızı methini çok duyduğumuz Avatar’a çevirdik.



Filmin büyük bir kısmı animasyon olduğu için Alper’in de beğeneceğini düşündük ve Cumartesi akşamı eşim, oğlum ve ben düştük yola…
Mısırımızı, cipsimizi alıp kurulduk koltuğa…
1-2 dakika sonra film başladı ve resmen "şok" olduk!
Eşimle birbirimize bakıyoruz endişeyle…
Şimdi ne halt edeceğiz bakışı bu!
2 saat 45 dakikalık film, altyazılıymış meğer!
Kâbus gibi…
Çocuk daha 1 ay önce okumayı öğrendi düşünün çektiğimiz eziyeti…
Bilet alırken annelik içgüdülerim neredeydi acaba?
Nasıl akıl edemedim ben bunu!
Gişe görevlisine film Türkçe dublaj değil mi? diye sormak niye aklıma gelmedi!
Neden böyle bir hataya düştüm ben…
Alper şimdi sıkıntıdan patlayacak ve cânım film bize zehir olacak diye düşünürken oğlum yine olgunluğunu gösterdi ve "ben sadece görüntüyü izlerim" dedi.
Film boyunca eşim “sessizce” Alper'e olan biteni özetlemek zorunda kaldı ama değdi.
Oldukça keyifli bir film izledik.

Özenle hazırlanmış tüm sahneler, görsel bir şölen vardı beyazperdede…
Zamanın nasıl geçtiğini fark etmedik bile…
Pandora gezegeninde geçen sımsıcak bu öykünün mimarı Titanic filminin yönetmeni James Cameron. 4 yıl uğraşmış bu film için.
Bilim kurgu masallarını sevenler mutlaka izlesin bu filmi…

“Minik bir tavsiye”

Filme “minik” çocukları ile gidecek olanlar benim düştüğüm hataya düşmesinler.
Gişe görevlisine Türkçe dublaj seçeneği var mı diye sorun mutlaka!

İyi seyirler…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarınız için TEŞEKKÜRLER...


FLAME