30 Ocak 2008 Çarşamba

İlk Karnemizi Aldık

Eylül ayından itibaren sürüp giden okul telaşının ilk meyvesini aldık...
Yaşasın !
Üzerinde oğlumun resminin ve isminin bulunduğu, bol yıldızlı bir karnemiz var artık.
Yemek,tuvalet, kendi başına giyinme ve faaliyetlere katılım 2**
diğerleri 3**
Sayılar ve Renkler konusunda çok başarılıymış.
Öğretmeni Elif hanım tebrik etti.

Oğlum arkadaşı Polat'a gururla:
- Ver bakiiim, senin karneni deyip inceledi bile...
- Anne, oku bakiim ne yazıyo burda :)
Okul olarak Özdilek alışveriş merkezinde güzelce eğlenmiş, yemekler yenmiş biz de ancak karne törenine yetişebildik.

Karne hediyesi olarak ya 'YTL' yada oyuncak istiyormuş.
Bizde istediği Action Man ve köpeği Cyber'ı aldık.
Ve bu işte bitti bakalım yıl sonunda neler olacak...

25 Ocak 2008 Cuma

Pişmanlıklar...

Keşke diyenler,
Şimdi olsa böyle yapmazdım diye dövünenler,
Diline ve yüreğine söz dinletemeyenler,
Patavatsızlığı açık sözlülükle karıştıranlar,
Kalp kıranlar,
Kırdıkları kalpleri umursamayanlar,
Çok konuşmayı marifet sananlar,
Suçu daima karşı tarafta arayanlar,
Ve en kötüsü de yaptığının farkına bile varamayanlar.
Sürekli niye alındı, ne dedim ki ben diye düşünüp suçu kendinde bulamayanlar.
Kendini bilmezler o kadar çok ki şu hayatta!
Farkında olabilmek, farkına varabilmek bu kadar mı zor?
Her insan hata yapar ve yapmalı da.
Kelimeleri daha özenli seçmek,
İncitici cümlelerden kaçınmak bu kadar güç olmamalı!
Eğer etrafınızda kırdığınız insanlar varsa üzerinden günler, aylar hatta yıllar geçse bile duyduğunuz pişmanlığı dile getirin bence.
Dilin kemiği yoktur, olan oldu deyip yanlışın ardına saklanmayın.
Kırılan kalplerin tamiri imkânsız değildir.
Siz üzerinize düşeni yapın.
Hafifleyecek, huzura kavuşacaksınız.

Bazı cümleler insanı olduğu yerden, düştüğü çukurdan çıkartır, sendelediği yolda kendine getirirmiş.

Siz de deneyin, ne kaybedersiniz ki!

10 Ocak 2008 Perşembe

Belkiler...

Kötü şeyleri aklınızdan uzak tutun ki hayatınıza fazla yaklaşamasınlar.

Bu bir tez değil belki ama ben doğruluğuna inanıyorum.
Zihnimizde pozitif düşünceleri ne kadar çok barındırırsak yolunda giden işlerin sayısı da o kadar artar.

İleriye yada geçmişte yaşananlara umutla bakabilme yeteneği çocuklukta başlıyor aslında.
Küçük bir çocukken incinen kalbi saramamışsak, huzursuzluklarda bir türlü peşimizi bırakmıyor.
Ve böylece sürüp giden karmaşanın içinde yok olan hayaller,
Gerçekleşemeyen istekler,
Eksilen sevgiler,
Ve daima artan “belkiler” le yaşam, içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

Küçüklüğünde ve hala yüreğinin en gizli köşesinde babasını özleyen bir kız çocuğu olarak erkeklere, hayata ve geleceğe karşı önyargısız olamıyorum.
Yaşadığımız ve Babamın yaşattığı tüm acılara rağmen benden uzakta da olsa babamın hayatta oluşu tüm suskunluğuma değiyor.
Nerden başladı, nerde bitti bu yazı…

Baba sevgisinin yoğun işlendiği filmler yorar beni.
Tıpkı bu yazı gibi...

Kalbime dokunan,
Acılarımı yüzüme vuran,
Ve geçmişin yaralarını kanatan düşünceleri aklımdan uzaklaştırmaya çalışsam da, yaşananlar var oldukça unutulmuyor ki…

Geçmiyor ki…

9 Ocak 2008 Çarşamba

Yeni Yıl hediyesi...

Ailece Fenerliyiz...
Yani şimdilik!
Bizim oğlan büyüyüpte şaşmazsa ne ala...


Başlığı görüpte kocamın bana Yılbaşı hediyesi aldığını sanmayım.
1 Ocak bizim aşkımızın 10.yılı...
Bu sayede çoook istediğim "Turkuaz" formaya da kavuşmuş oldum.
Eeee ne denir?
Tam isabet :)
Sayın Kooooo; beni kalbimin tam ortasından vurdunuz.
Kabul!
Ama biliyorsunuz ki iş forma almakla bitmiyor.
Sevilla maçına yeni formayla gitmek için iki biletede ihtiyacım var.
Duyurulur...

1 Ocak 2008 Salı

Bir yıl daha geçti…

Yeni bir yıla girerken yaşamdan neler eksilttiğinizin yada neler kattığınızın hesabını yapar mısınız?
Gelen yıl ne getiriyor, giden yıl neler götürdü?
Koca bir yılda aklınızda kalan, yüreğinizi acıtan, gözlerinizi parlatan neler yaşadınız?
Mutluluklar mı ağır bastı yoksa hüzünler mi?
Hayallerinize kavuştunuz mu?
Olur dedikleriniz, oldu mu?
Keşkeler mi yoksa iyi kiler mi galip geldi bu yıl?
Hayatınızın skoruna baktığınız zaman kim galip geldi?
Kendimize yakın saydıklarımız bizden uzaklaştıkça yaşama karşı güvenimizde bir azalma oldu mu?
O kadar çok soru var ki akıldan geçen.
O kadar muamma var ki yaşananlara dair.
Oturup düşünmekle, yaşananları gözden geçirmekle bitmiyor.
Önemli olan yaşananlardan da ders çıkarmak değil bence.
Anın ve zamanın getirdiklerini sorgulamadan yaşamak!
Bir daha başıma aynı şey gelirse ne yaparım diye hayatın getirdiklerine korkarak bakarak yaşanmaz.
Yaşanmamalı da…
İnsan nasıl bir kez dünyaya geliyorsa, bir kez de ölüyor öyle değil mi?
Ölümle yaşam arasında geçen uzun yada kısa zaman içinde “keşkelerin” daha az olduğu ve yaşamaya değecek bir ömür sürmek gerekiyor.
Nefes almak bile bize verilen bir lütuf iken bahane üretmeden,
Her anı, doyasıya ve pişmanlık duymadan yaşamak,
Bir kere ve doyasıya…

NOT: Biz yeni yıla evde ailece eğlenerek girdik...
Halası Alpere kocaman bir köpek almış. Çook mutluydu.
Yedik,içtik ve eğlendik...