31 Ağustos 2009 Pazartesi

Pek miskinim..

Nasıl bir miskinlik var üzerimde anlatamam..
Fotoğraftaki bebekler gibi uyumak istiyorum..
Oysa yapılması gereken ne çok iş var..
Verilmesi gereken iftar yemekleri,
Okul alışverişi,
Bayram hazırlıkları,
Ev işleri, ütü vs..
Herşey üst üste mi geldi ne..
Ya da ben biriktirdim..



Oysa benim aklımda iftarda ne yesem, bu akşam hangi tatlıyı alsam, sahura ne yapsam türünde sorular dolanıyor sadece..
Eve gider gitmez yatıyorum..
Halim varsa kitap okuyorum eğer yoksa uyuyorum..
İftardan sonra ise kahve içip biraz sohbet ediyoruz..
Tv'de izleyecek bir şey yoksa ben yine kitabıma gömülüyorum..
Bir sükunet ki sormayın..
Arada Alper'in soruları ve istekleri olmasa daha da sıkıcı olacak herşey..
Oysa hafta sonu iki dersten (AÖF) bütünlemem var..
Hüma'nın (Nermin Bezmen - Sır) hayatına ara verip uygarlık tarihine konsantre olmam gerekiyor ama gel bir de bana sor..

Bir de evimizde okul telaşı var..
Malum küçükbey ilkokula başlayacak..
Odasında ufak tefek değişiklikler yapmamız gerekiyor..
Kullanmadığı oyuncaklar ve kitaplar ayrılacak..
Bilgisayar masasının yanına yeni bir çalışma alanı yapmak istiyorum..
Üzeri kitaplık, altı çalışma masası olacak şekilde çizip mobilyacıya yaptırmam lazım ki odasıyla uyumlu olsun..
14 Eylül'de 1. sınıflar için ders zili çalacakmış..
Bir an önce organize olmam lazım..
Bir tek okul kıyafetlerini aldık..
Çok şirin bir formaları var..
Kırmızı süveter + hırka, beyaz gömlek, siyah - beyaz pitikareli pantolon..
Alper'e de çok yakıştı..
Bir ara fotoğrafını çekip yayınlarım..
Nike'dan siyah spor ayakkabı, Benetton'dan lacivert kot aldık bayram için de..
Normalde alışverişi sevmez ama bu defa pek hevesli..
Çanta, kalemkutu, matara falan bakacağız bu akşam da..

Kısaca annenin ruhunda miskinlik var..
Ama yapılması gereken de tonla iş..
Amway'den temizlik malzemeleri sipariş ettim..
Belki hevesle bayram temziliğini de yaparım kim bilir..
Kolay gelsin diyorum kendime :)
Hadi hayırlısı..

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Fırında kaşarlı mantar..

Kır lokantalarına gittiğimizde en sevdiğim yiyecek kaşarlı mantar ve eritilmiş peynirdir..
Arada canımız çektikçe evde de yapıyorum..
Hem çok basit hem de çok lezzetli..
İftar sofralarına da çok yakıştırdığım için geçen gün yapıp fotoğrafladım..



Nasıl yaptım..

Mantarları güzelce yıkayıp soydum ve içlerini çıkardım. Toprak güveç kaplarına yerleştirip üzerine tereyağ ve biraz tuz ekleyip fırına verdim. Suyunu çekene kadar (200 derece de 10 - 12 dk) fırında pişirdim. Fırından çıkardıktan sonra üzerine rendelenmiş kaşar serpip ufak tereyağı parçaları ilave ettim. Nar gibi kızarana kadar tekrar pişirdim.

Sonra da sıcacık pideyle afiyetle yedik..

28 Ağustos 2009 Cuma

Limango siparişimde son durum..

Limango'dan pek beğenerek sipariş verdiğim küpelerin yanlış geldiğini yazmıştım daha önce..

Limango ile irtibata geçtiğimde bana ürünleri bize geri yollayın, biz de size yenilerini yollayalım demişlerdi bende kabul edip hemen iade ettim tabi. 10 günlük bekleyişten sonra bir kaç gün daha geçti böylece..

Sonra Limango'dan yeni bir telefon aldım. Küpelerin aynısının olmadığını ama bir benzerini yaptıklarını çok kibar bir model olduğunu söylediler. Bende ellerinde aynı model yoksa siparişimi iptal etmelerini istedim. Küpeleri aldığım firmanın jest olarak kolyesini de yaptığını, fiyat farkı talep etmediklerini ürünleri gördükten sonra karar vermemi istediler. Beğenmezseniz yine ödemeli olarak geri iade edebilirsiniz dedikleri için son bir şans daha verdim.

2 gün sonra yeni!! ürünler elime geçti. İnci küpe yanlış olarak gönderilenin aynı, siyah olan ise 2-3 milim küçültülerek yollanmış ve kolye ucu falan da yok ortada! Hemen telefona sarıldım {Telefon ile konuştuğum kişi kibar ve sürekli çözüm önerileri getiren bir beydi ama sonuç sıfır} ve gelen ürünleri beğenmediğimi geri iade etmek istediğimi söyledim. Tamam dediler. Bir kaç gün sonra kredi kartımdan kontrol edeceğim bakalım ücret iadesi yapmışlar mı? Şimdilik beklemedeyim..

Tuhaf olan ellerinde olmayan ürünleri firmalara güvenerek satışa çıkarmaları..
Ya tutarsa mantığı ile çalışıyorlar sanırım ya da bana öyle denk geldi..
Bir daha alışveriş yaparmıyım bilmiyorum, zaman gösterecek onu da..
Gerçi benim bir zararım olmadı 3 kez kargo ücreti ödemek zorunda kalan onlardı ama sinirlerim bozuldu azıcık..

Yine bir MİM..

Tatlı Hayat Esr@ mimlemiş bu defa beni..
Bu ara Mim yağmuruna tutuluyorum ama şikayetim yok!

Hangi şehirde yaşıyorsun?
Kocaeli

Blog yazma kararını ne zaman aldın?

Alper ile ilgili bir günlük tutmaktı başlarda niyetim ama daha sonra çok sevdiğim bir hobiye dönüştü.. Yelizin Dünyası blogunun sahibi Yeliz'in payı da büyük ama..

Ne kadar süredir blog yazıyorsun?

25 Aydır..

Blogunu hangi sıklıkla ziyaret ediyorsun?

Günde 3 - 5 defa :)



Pc açıldığında blogunu açmak kaçıncı sıradaki işin?
Önce maillerimi açıyorum daha sonra da blogu..

Başka bir blog sayfasında görüp aldığın birşey veya gittiğin bir yer oldumu?
Olmaz mı! Gittiğim yer oldu mu anımsamıyorum ama aldığım o kadar çok şey var ki. Saymakla bitmez. Merak ediyorsanız buraya bakın.

Blogunda hangi konulardan bahsetmek seni mutlu eder?
Oğlumdan, güzel biten bir günün ardından, aşk'tan, alışverişten, izlediğim filmler ve okuduğum kitaplar vs..

Bloglarda gördüğün diğer blog arkadaşlarını eklemekte seni cezbeden neolur?
Tasarım, içerik, anlatım ve yazım dili, fotoğraflar..

Blog aracılığıyla para kazanma fikrine nasıl bakıyorsun?
Blogta yazdığım yazılardan sonra tanıtım amaçlı ürün falan yolladılar bir kaç kere çok hoşuma gitti tabi. Bir de blogta yayınlanan bannerlar için ufak tefek ödemeler alıyorum. Sonuçta bu benim hobim ve eğlenerek para kazanmak çok hoş bence..

Blog arkadaşlarınla buluşma bir araya gelme fikrine ne dersin?
Yüz yüze sadece Tuğba ile tanıştım ve birlikte vakit geçirmek benim için zevkti. Fırsatım olsa herkezi görmeyi isterim tabi ki..


Bu defa kimseyi mimlemiyorum :)
Değişiklik olsun...

Dezz'den kitap..

Geçenlerde Dez'in blogunda bir etkinlik vardı. Kazanana sürpriz bir kitap yollayacaktı Dez ve o talihli ben oldum..
Kitabım elime ulaştı dün sabah..



Şık bir paket ile gelen Ali Çimen'in "Tarihi Değiştiren Kadınlar" kitabı için Dezz'e çok teşekkür ediyorum..
Okumak için sabırsızlanıyorum..

Belki bir gün biz de tarihi değiştiririz hanımlar ha ne dersiniz :)

27 Ağustos 2009 Perşembe

Dün geceden..

My Koo ile başbaşa yemek yedik dün akşam..
Alper'i de davet ettik ama gelmek istemedi :p




Yükseliş Otel'deydik..
Hem iftar yaptık hem de evlilik yıldönümümüzü kutladık..
Yemekler, servis ve manzara çok güzeldi..




My Koo bana bir süredir istediğim DKNY saati almış..
Aslında bu saatin siparişini ben 10 - 15 gün önce vermiştim ama sevgili kuyumcum bana stoklarda kalmadığını söyledi..
İstanbul'da bir de Adapazarında var ama getirtemiyorum oradanda demişti..
Meğer My Koo oyununa alet etmiş onu da..
Neyse saat benim oldu sonunda..

Bende kocacım yön kaybetmesin diye ona Navigasyon cihazı aldım. Mp3, Mp4, Araç telefonu olarak kullanabilme özellikleri olan şuh sesli bir alet :)
Yemekten sonra değişik adresler girip test ettik haritasını, gayet başarılı..
My Koo dedi ki artık yalnız yolculuk yapmayacakmış!!
Kadın ile iyi anlaştı sanırım :))
Alperde arabada film izleyeceği için pek bir mutlu oldu. Hatta babasından daha çok sevindi diyebilirim..
Neyse ki seçtiğim hediye ile hem kocayı hem de çocuğu mutlu ettim..
Daha ne isterim..
Kocaya, sevgiliye, babaya vs.. hediye arayanlara tavsiye edilir..

Güzel bir gece geçirdik anlayacağınız..
Ramazan nedeniyle Geçen yıl ki kadar renkli olmadı maalesef..
Ama önümüzdeki yıllar için ümidim var :)

NOT: Evlilik yıldönümümüz için yorum bırakan mail gönderen ve güzel dileklerini esirgemeyen herkese çoook teşekkür ederim - iz..
İyi ki varsınız..
İyi ve kötü günü sizlerle paylaşabilmek ne güzel..
Acım hafifliyor, sevincim katlanıyor sayenizde..

26 Ağustos 2009 Çarşamba

10 yıl..




Zaman nasıl da hızla akıp gitmiş değil mi canım..
9 yılı ardımızda bırakıp bir yastıkta 10. yıl'a giriyoruz bugün..
Sanki herşey dün gibi..
Sanki daha dün "evet" demiştik..
Daha dün..

Nice senelere, birlikte..

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Hiç aklımda yoktu..

Hep hayal kurarım..
Hatta bazen o kadar çok isterim ki bir bakmışım gerçek olmuş..
{Gerçekleşmesi çok güç hayallerden bahsetmiyorum!}
Gecenin bir vakti internette dolaşırken birden gözlerim parladı..
Bu yatın hayalini kurdum nedense..
Gözümün önünde bir resim belirdi..



Yatın üzerindeki kadının yerinde olmak istedim..
Ama ben onun gibi boş boş oturup etrafı izlemezdim..
Gökyüzüyle konuşur, denizin kokusunu içime çeker bir taraftan da oğlumun bitmek bilmeyen sorularına cevaplar sıralardım..
Etrafımda da sevdiklerim olurdu..
Müzik çalardı olanca sesiyle rüzgara inat..
Çocuk kahkahaları çınlatırdı etrafı..
Hem o zaman çok daha renkli olurdu bu kare..
Daha gerçek..
Daha yaşanılası..



Aslında hiç aklımda yoktu..
Bir yatım olsa keşke dememiştim hiç..
Bu şirin ve romantik yatak odasını görene kadar..
O demliğin içinde miss gibi bir kahve olmalı ama..
Şarttt..

İyi geceler ;)

Leydi Elif'ten Mim..

Leydielif mimlemiş beni, Teşekkür ediyor ve cevaplara geçiyorumm..

En sevdiğim blogger: O kadar çooookkkk kişi var ki "en sevdiğim" diye ayırmam mümkün değil! Her birinizin yeri ayrı, apayrı.. En sevdiğim yer: En sevdiğim yer tabi ki evim.. En olmak istediğim yer ise Parissss!



En sevdiğim aksesuar: O kadar çok severim ki aksesuarları.. Küpem, yüzüğüm, saatim olmadan yarım kalırım sanki.. Bir de ayakkabı ve çanta aşkım var tabi her kadın gibi..


En sevdiğim hayvan: Hem çok narin, hem göz alıcı hem de özgür oldukları için tabi ki kelebek.. Bu sevgimi bilen My Koo bana kelebek kolye bile almıştı..



En sevdiğim içecek: Kesinlikle kahve.. Nescafe, Türk kahvesi, Latte, Mocha, Frappe..


En sevdiğim tatlı: Şerbetli tatlılarla aram pek iyi değildir ama fıstıklı kadayıfa asla hayır demem.. Mado bu işin ustası bence.. Ramazana da çok yakışır.. Kaymaklı olacak ama..

En sevdiğim yemek: Elbasan tava..

En sevdiğim film: O kadar çok ki.. Sex and the City, Babam ve Oğlum, Issız Adam, Titanic, En İyi Arkadaşım Evleniyor, Omuz Omuza, Göl Evi, Tatil, Pretty Woman, Joe Black, Melekler Şehri ve Not: Seni Seviyorum..




En sevdiğim pc programı: Picasa..

En sevdiğim tv programı: Bu aralar favorim Dizimax'teki Law & Order, CSI: Miami ve NCIS..

En sevdiğim renk: Mavi..

En sevdiğim çizgi film karakteri: Şeker kız Candy..



En sevdiğim yazar: Köşe yazarı olarak kesinlikle Ayşe Arman..




Ben de bu mimi Nalan ve Nehircce'ye gönderiyorum..

22 Ağustos 2009 Cumartesi

Orkid'den "Özel gün hediye paketi"..

Bir kaç zamandır bloglarda görüyordum Orkid'in özel gün hediye pakedini. Bana niye yollamıyorlar diye içten içe üzülürken dün sabah tüllerle süslü kocaman pakedim elime geçti. Hem de tam özel günümde! Bu kadar tesadüf olur :) Nasıl mesudum bilemezsiniz..




Kutunun içinde neler mi var?

Özel günlerde "sarılıp ısıtsın diye" çook şirin bir fil, Özel günler "rahat geçsin diye" başucu yastığı, tatlı krizleri için "acil durum çikolatası", "gülmek için de, ağlamak için de" bahane aradığımız anların kurtarıcısı Sex and the City özel dvd'si. (Hemde pembe deri dvd çantasının içinde) Bu hafta sonu payıma Carrie ile ağlamak düşüyor..

Ve tabi ki özel günlerimin vazgeçilmezi olan Orkid Ultra ve Orkid Ultra Comfort..



Lila rengi fil'i çok sevdim. Karnından çıkan lavanta kokulu buğday kesesini mikrodalgada 1 dk'da ısıtıp sabaha kadar sıcak kalmamı sağlayacak daha şirin bir şey olamazdı sanırım! Hem filler şans da getirir bilirsiniz. Yalnız Alper özel gün falan dinlemedi çikolatama el koydu :(



Orkid'e
bu güzel jesti içn çok teşekkür ediyorum. Eğer sizde bu güzel hediyelere sahip olmak istiyorsanız KIZLARARASINDA.COM'a tıklayın lütfen..

21 Ağustos 2009 Cuma

Oylarınızı bekliyoruzzz..

Sony'nin düzenlediği "Türkiye'nin Gülen Yüzleri" yarışmasına Alper'in bu fotoğrafıyla katıldım..
Oy verebilmek için üye olmanız gerekiyor maalesef.
Bizi yalnız bırakmazsanız çook seviniriz..




Oylarınızı bekliyoruz. Link için tıklayın..
Sony'nin düzenlediği bu yarışmada oy verenlerin de hediye kazanma şansı var.
Aklınızda olsun :)

Kitap talihlisi belli oldu!

Öncelikle yorumlarınız için hepinize çok teşekkür ederim..
19 yorum geldi..
15. şanslı kişi ise Nehircce



Tebrik ediyorum..
Nehircce adresini annelerlehayatadair@gmail adresine yollarsan en kısa zamanda kitabını sana ulaştırırım..

Gece vakti tatlı keyfi..

Geçen akşam saat 22:00 sularında ailece tatlı krizi yaşayınca soluğu en yakın pastanede aldık :)
Biz My Koo ile sohbet ederken Alper'de oyun salonunda eğlendi kendince..
Bize de ona da değişiklik oldu bu kaçamak..


Alper bey herzamanki gibi tercihini fıstıklı pastadan yana kullandı..



My Koo fondü ben ise dondurmalı profiterol yedim..
Nefisstiii!
Canı çeken olur diye bu postu iftardan sonra yayınlıyorum :)

Kitap isteyen var mı?

Bir süre önce kitap fuarından İnci Aral'ın "Hiçbir aşk hiçbir ölüm" adlı kitabını almıştım.
Okumaya başladım ama hikaye çok tanıdık geldi..
Acabalar içimde çoğalınca eski kitaplarımın olduğu dolaba baktım, meğerse kitabı okumuşum 2003'de..
Nasıl unuttum anlamadım!


Evde dursun istemediğim için bu yazıya 15. yorumu yazan kişiye hediye etmek istiyorum bu kitabı..

Yorumlarınızı bekliyorummm..

Kitap hakkında..

Her evlilik cinayetle biter, demişti annesi bir gün Simden’e. Kadın için ölümdür. Bu sözleri sayısız aşklar yaşamış ve üç kez evlenmiş birinin söylemesi hem garip hem de mantıklıydı. Ama Simden aşkın dışında bağlar da olduğuna, sevginin, sadakatin aşktan daha kalıcı ve güvenilir olduklarına inanmayı yeğlemişti her zaman. Umutsuzca istemişti bunu, en zor anlarında.

Sara ve Simden, farklı öykülere, farklı değerlere sahip iki kadın, birbirlerini geç tanımış bir anne-kız. Boşanıp yeni bir yaşama adım atmak üzere olan Simden’le, dopdolu yaşamış ama ölümün eşiğinde yalnız ve umutsuz kalmış Sara’nın; hem kendilerini hem de birbirlerini varoluş ve ölüm ekseninde yeniden sorgulayışlarını anlatıyor Hiçbir Aşk Hiçbir Ölüm.

Bu iki kadının aralarındaki ana-kız, sevgi-nefret ilişkisini anlama çabaları ve birbirlerine olan duygularını yerinde ve zamanında dile getiremeyişlerinin acısıyla yüklü bu romanın, aşk, evlilik, özgürlük ve bağlılıkları sorgulayan kalıcı ve çarpıcı konusuyla İnci Aral’ın romanları arasında özel bir yeri var.

Hesionka'dan alışveriş yaptım!

Online alışveriş yapmayı sevdiğimi hepiniz biliyorsunuz!
Eğlenceli olduğu kadar riskli bir alışveriş şekli ama ben bu konuda epeyy cesurum..
Bir kez Strawberry'de bir de Limango'da sorun yaşadım onun dışında hep yüzümü güldüren alışverişlerim oldu aslında..
Dün sabah Limango hayalkırıklığından sonra Hesionka'dan gelen paketle yüzüm güldü..
Hesionka'nın pasajında gördüğüm siyah taçtan sipariş vermiştim geçen hafta..
Dün elime geçti paketim..




Çok şirin bir paket hazırlamış Hesionka..



Kocamannn bir siyah taç istiyordum bir süredir sonunda o da oldu :)



Kalpli minik cüzdan ise beklediğimden çookk daha şirin çıktı. Bayıldım onaaa..



Bu fosforlu kolyede Hesionka'dan bana hediye..
Hesionka'nın sitesini merak edenler buraya pasajındaki ürünleri görmek isteyenler ise buraya tıklasın..

20 Ağustos 2009 Perşembe

Hayalkırıklığı..

10 gündür büyük bir hevesle beklediğim Limango siparişim bu sabah elime ulaştı ama benim istediğim küpenin yerine bambaşka bir model yollamışlar :(

Bu benim siparişim..

Bu da bana yollananlar..



Hemen telefonla arayıp bilgi verdim. Özür dilediler ve ürünleri geri yollamamı istediler. Bu akşam kargoya vereceğim ama istediğim ürünlerin gelmesi umarım uzun sürmez! Daha fazla beklemek istemiyorum çünkü..

19 Ağustos 2009 Çarşamba

Ödül..


Işıl ve Pastazer tarafından "Kreativ Blogger" ödülüne layık görülmüşüm.. Teşekkür ediyorumm kocamannn..

Bu ödülü 7 yaratıcı blogger'a vermek gerekiyomuş..
İşte benim yaratıcı bloggerlarım..

Lacheen
Bilun
Nazo
Sihirli Eller
Tuğba'nın Dünyası
Çocukla Çocuk

Haydins

Bir de kendim hakkında 7 ilginç şey yazmam gerekiyormuş..
İnsanın kendi hakkında yazması ne zor! Hele ilginç şeyler! Aklıma pek bi şey gelmedi ama..

- Simetri hastasıyım. Evin içinde yamuk yumuk duran herşey huzurumu kaçırır!
- Kafama yastığa koyar koymaz uyurum! My Kooo deli olur :)
- Alper ile ilgili her konuda acayip detaycıyımdır. Ama aklınıza ne gelirse!
- Düzensizlikten ve fazlalıktan hiç hoşlanmam. Çantamda, cüzdanımda ıvır zıvır taşımam. Cep telefonumda sms tutmam. Kendimim dışında, annem ve My Koo'nun cüzdan ve sms temziliği benden sorulur :)
- 10 küsür yıldır çalışıyorum ve bordrolarımı hiç atmadım. Neden bilmem :)
- Ayşe Arman'ın adı geçtiği herşey dikkatimi çeker. Röportaj verdiği dergileri mutlaka alır ve saklarım. Seviyorum işte :)
- Karanlıkta gökyüzüne bakmaktan hiç hoşlanmam. Romantik değil de ürkütücü gelir nedense..

Ohhh beee..
Bitti :)

18 Ağustos 2009 Salı

Ağlamalara doyamadım, yine..

Son zamanlarda seyrettiğim ennnn güzelll, en dokunaklı filmdi "Kız Kardeşimin Hikayesi"..
Gözümü kırpmadan izledim..
Ağlamalara doyamadım..
My Koo'da çok beğendi..
Sinemada da tek başımızaydık, doya doya ağladık valla..
Benim kadar ağlamayı seven var mı acaba..
Bazen şikayet ediyorum sulugözlülüğümden ama olacak o kadar..



Filmin konusuna gelince;

İki çocuklu, birbirine aşık bir çift düşünün.. Güzel bir evleri ve mutlu bir hayatları var.. Bir gün minik kızlarının lösemi olduğunu öğreniyorlar ve hayatları alt üst oluyor. Aileden kimsenin iliği uymayınca doktorun tavsiyesi ile yeniden bir bebek yapmaya karar veriyorlar. Yeni dünyaya gelen Anna (Abigail Breslin), lösemili ablası Kate'e (Sofia Vassilieva) %100 uyumlu bir verici oluyor. Ve doğduğu andan itibaren bir sürü operasyon geçiriyor. Anna 11 Yaşına geldiğinde ise kendisine bir avukat tutup ailesine dava açıyor. Anna yasalardan vücudu ile ilgili kararların ailesinden alınmasını istiyor!! Kendini kızının hayatını kurtarmaya adayan Anne Sara (Cameron Diaz) ise büyük bir yıkıma uğruyor..

Sonrasında ise tabi ki bi dolu gözyaşı..

Hasta çocukların yaşadıklarına, içlerinde kopan fırtınalara, ailelerin yaşadığı acıya ve ailesi tarafından ablasını kurtarmak için son bir "çare" olarak dünyaya getirilen küçük bir kızın hislerine ışık tutan dokunaklı bir film..

Minik oyuncu Abigail Breslin'in (Anna) oynadığı kötü bir film görmedim ben henüz. Bu yaşında büyük bir başarı. Çok da güzel oynamış. Cameron Diaz (Sara) hayatını kızını kurtarmaya adayan ve bu uğurda bazen diğer çocuklarını ve 'hayatı' ihmal eden bir anneyi çok güzel oynamış. Lösemi hastası Kate'i başarıyla canlandıran Sofia Vassilieva'nın geleceği çok parlak bence. Baba rolünde Jason Patric ve ağabey rolünde Evan Ellingson'un oyunculukları da müthişti. Avukat rolündeki Alec Baldwin'e de diyecek söz yok..

Uzun lafın kısası,
Dram filmlerinden hoşlananlara kesinlikle tavsiye edilir..

17 Ağustos 2009 Pazartesi

İclal Aydın - Senin Adın Bile Geçmedi..

Bir süredir kitap'tan alıntılar yapıyordum blogta..
Sonunda bitirdim..
Aslında uzun bir kitap değil 200 sayfa falan ama hızla tüketmek istemedim sanırım..

Resimli bir aşk kitabı aslında "Senin Adın Bile Geçmedi"..
İçinde bol bol İclal Aydın fotoğraflarına rastlıyorsunuz..
Kitap İclal Aydın ve Tolga Meriç'in aşk üzerine konuşmalarını aktarıyor..
Tolga Meriç soruyor, İclal Aydın uzun uzun cevaplıyor..



Kitap okurken olmazsa olmazım tabi ki kahve..


Yatak odamda başucumda durdu bu kitap hep..
Arada açıp açıp okudum..
Kalbi kırılmış bir kadının dilinden aşk'ı dinledim..
Sıkılmadan..



İclal Aydın hayranlarını mutlu edecek bir kitap bence..
Roman tadında değil söyleşi havasında geçmiş..
Uzun bir İclal Aydın röportajı diyebilirim..
Konu da "Aşk"..

İlgilenenlere duyurulur..

İclal Aydın'dan Aşk..


Kadın – Erkek..
Ne güzel duruyoruz karşı karşıya..
Ne güzel koruyoruz, ne güzel kolluyoruz hayatlarımızı..
Bardağın üzerinden bir damla daha kayıp gidiyor..

Oysa aşk..
Bir an için bütün bunlardan vazgeçtiğimiz…
Hani “ya olursa” diye niyet ettiğimiz..
Hani bir an için çocuksu bir inançla ellerimizi açıp kabule durduğumuz..
Bir an için görmüş geçirmiş bir erdemle el uzatıp gönülden vermeye koyulduğumuz..

Aşk..
Bir küçük çıtırtıda eskiye dönmeye hazır, kabuğuna vurulunca içine kaçan kaplumbağa, bir hoyrat ayak sesiyle dikenlerini çıkaran kirpiye döndüğümüz..

Aşk..
Kim bilir hangi savaş yarasıyla hırçınlaşmış, göz gözü görmez meydanlardan çıkıp gelmiş eski savaşçıların yaraladığı bedenlerimiz ve inançlarımızla her geleni o eski savaşçı sandığımız..

Yaş ilerledikçe zorlaşan..
Zorlaştıkça azalan..
Azaldıkça yabancılaşan..
Yabancılaştıkça inançsızlaşılan..
Aşk..
Hepimizin içindeki o koca özlem..

“Defter arasında kuruttuğumuz..”

İclal Aydın
Senin adın bile geçmedi
Sayfa 149

{Bitti}

10 yıl..

17 Ağustos 1999..
Koskoca 10 yıl geçti depremin ardından..
Ne çok şey değişti hayatımda geçen zamanla..
Ne çokkk..


Korkularım aynı ama..
Hala en ufak bir sallantıda yüreğim ağzıma geliyor..
Başka kentlerde deprem olduğunda yine başa sarıyorum her şeyi..
Geçmişe dönüyorum..
Herşey sanki dün gibi..
"O" an silinmiyor bir türlü belleğimden..
Hala sıcak yaz geceleri ürkütüyor beni..


Korkuyorum..
Elimde değil..

16 Ağustos 2009 Pazar

Far üretimine başladım!

Önce Hesionka yapıp fotoğrafladı kendi preslediği far'ı..
Sonra Lacheen, Hersheyler ve Sihirli Eller'in bloglarında gördüm yeniden hayat bulan allık, pudra ve farları..
Eeee denemeden olur mu?
Tabi ki olmazzzz..


Benim ufalanmış farlarım falan yoktu o yüzden bende eldeki ürünlerden yepyeni bir far çıkardım ortaya..
My Koo ve Alper'de merakla beni izledi, hatta yardım ettiler :)
Alper bir ara deney mi yapıyoruz anne bile dedi..
Haklı çocuk!

Ben kendimce anlatacağım. Eğer başaramazsam Hesionka blogunda daha ayrıntılı anlatmış. Oraya buyrun :)
Ben burada %70 alkol bulamadığım için %94 olan alkolün derecesini düşürdüler eczanede. 2,5 TL'ye maloldu. Bir kaç tane de enjektör aldım, diğer malzemeler ise evden..



Oriflame ve Flormar'dan aldığım ama pek sevmediğim farlarım. Füme rengi simli bir far yapmaktı niyetim. Kürdan, alkol, fırça , kaşık, alüminyum folyo ve küçük bir tabak kullandım.



Mat açık ve koyu gri farları kürdan yardımıyla tabağa aktardım. Rengi koyulaştırmak için fırça yardımıyla göz kararı biraz siyah far ekledim..


İkili far paletini iyice temizleyip, kuruladım. Simli beyaz farı da ilave ettim karışıma ki ışıl ışıl olsun :) İyice ezdikten sonra şırıngayla alkol ekledim. Çamur gibi oldu. İyice karıştırdım..


Sonra kaşık yardımıyla boş far paletinin içine yerleştirdim. Alüminyum folyo ile üzerini düzeltip iyice bastırdım. Şırınganın arka kısmıyla üzerine son rötuşu yaptım ve bitti..

Temiz çalışmışım ama değil mi?
Tam da istediğim gibi bir renk oldu..
Yuppiii!

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Sen ne güzel bi şeysin..

Böyle küçücük ama sıcacık bir evde yaşama düşü kurdum bir an..
My Koo yaşlandığımı düşünüyor..
Çünkü eskiden böyle hayallerim olmazdı?
Bu Kötü bir şey mi?







14 Ağustos 2009 Cuma

Adsız, çok komiksin :))))) haberin olsun..

Yani sana ne desem ki..
Çocuğuma, kocama ve bana dair ne gereksiz cümleler kurmuşsun öyle..
Sorunun ne bilmiyorum ama yazdığın yazılar beni sadece güldürdü..
Bol sütlü bir kahvenin yanında ne iyi gitti bir bilsen..
Sana da tavsiye ederim..
Belki ruhuna iyi gelir..
Haaa unutmadan bu sitede okuduğun herşey gerçek, senin adın gibi yalan değil haberin olsun..
Niyetin neydi bilmiyorum ama üzgünüm, başaramadın..

Aşksız evleri floresan ışığından tanırım!

Aşksız evlerin ışığıdır floresan.
Bir kuruluk, bir çoraklık olur aşksız evlerde. Yemekleri bile lezzetsizdir. Yoksullukla hiç ilgisi yok bunun. Her şeyin çok görkemli ve eksiksiz göründüğü bir evde de aynı hisse kapılabilir insan. Ölüm hissidir o.

Evdeki anne babanın birbirini sevip sevmemesinden değil, evin yaşayan bir ev olup olmadığından bahsediyorum.

Objelerle başlayan, kurulan sofrayla ya da evde gezinen müzikle bütünlenen, misafir gelen dostlarla yapılan sohbetlerle ya da evdekilerin birbirleriyle ve hayatla kurdukları ilişkilerle kendini belli eden bir aşktan ve aşksızlıktan bahsediyorum.

Aşksız evlerden ayrılan kızlarla erkekler nerelere giderler? Bu soruya genelleme yaparak yanıt vermek zor. Yine de, ya aynı aşksızlığı taklit edip sürdürdükleri ya da o aşksızlıktan şahane bir aşk yarattıkları söylenebilir...


İclal Aydın
Senin adın bile geçmedi
Sayfa 112


{devam edecek}

13 Ağustos 2009 Perşembe

İclal Aydın; Aşk sana neler yaptı?

Aşk kime ne yapmadı desek?
Bazı aşklar bana kadınsal sağduyumu kaybettirdi. İnada bindirmeme yol açtı. Bancilleştirdi beni. Şeytanlaştırdı. Aşk bana kendimi unutturdu. Her aşk değil... Bazıları yol açtı bunlara.

Yine de, aşkın insanı güzelleştirdiğine ilişkin inancım hiç değişmedi. Aşkın neşe getirdiği halleri ise hep olağanüstü buldum.

En acılı, en ıstıraplı, en marazi aşkların bile içinde neşe barındırdığına inandım.

..............

Eşitliğin neredeyse hiç olmadığı ilişkiler gördüm. Az sevilenler, hiç sevilmeyenler, önemsenmeyenler, görülmeyenler, hatta iteklenenler gördüm. Yüzdeye vurduğumda harcının en az yüzde doksanının kederden oluştuğuna emin oldum. Ama o yüzde doksanlık kedere rağmen, bir telefonun, beklenmedik güzel tümcenin, bahşedilmiş bir bakışın insanları mutluluktan delirtebildiğini de gördüm.

..............

Marazi aşkını efsane yapan kadınları, hiç sevmediği kadına zincirle bağlı olan erkekleri ve hastalıklarıyla gittikçe daha çok insanı felakete sürükleyenleri tanıdım ve de...

İclal Aydın
Senin adın bile geçmedi
Sayfa 108


{devam edecek}

12 Ağustos 2009 Çarşamba

Günlerin getirdiği..

Zaman hızla akıp gidiyor..
Bazen yetişiyorum, bazen de koyveriyorum herşeyi..
Bir bakıyorum ne çok şey birikmiş..
Ev ile iş arasında mekik dokumaktan, yetiştirilmesi gereken işlerden ve evde çökerttiğim PC'nin düzelmesini beklemekten başka bişey yapmıyorum bu aralar..
Onun dışında her günüm aynı neredeyse..
Sizinkilerde öyle mi?

Alper tam iyileşmedi daha..
Bronşit olmuş..
Film falan çekildi, antibiyotik, öksürük şurubu ve balgam söktürücü ilaç kullanıyor..
Keyfi yerinde ama merak etmeyin..
Tek şikayeti öksürük şurubunun tadı!
İdare edecek artık..



Bu Spiderman Scooter'ı doğumgününde almıştım..
Hazirandan beri 2-3 kez kullandı sadece..
Geçen yıl bisiklet almıştım o da öyle..
Bakıyorum çocuklar bisikletle fink atıyor! sokakta ama bizimki gıcır gıcır duruyor..
Ne bisiklete bindi doğru dürüst ne de scooter'a..
Tehdit ediyorum internette satıcam diye :)
Parama yazık ama yaaa..

İclal Aydın'ın kitabını okuyorum fırsat buldukça..
Farkındasınız zaten :)
Arada İclal'in kalemine sığınıyorum idare edin..
Nermin Bezmen'in kitapları şimdilik beklemede..
Evde halledilmesi gereken işler var malum ramazan geldi bile..
Dip köşe temizlik yapmam lazım..
Ben uyumaktan başka bişey yapamam ramazanda sanırım.. Saat 20:00'de olacak iftar..
Ev, iş, uyku..
Zor olacak bundan sonraki yıllarda ramazan..
Allah güç verir ondan şüphem yok zaten..
Ofis serin neyse ki..
Hatta akşamları ev bile epey serinledi..
Dün gece üşüdüm ilk kez..

Başka ne yazsam..
Düşünüyorum neler oldu bu ara diye ama aklıma gelmiyor..
Online alışveriş yaptım yine..
Justmakeup'dan araştıran'ın sayesinde bir dolu makyaj fırçası aldım dünyanın bir ucundan..
Haftaya elimde olacak sanırım..
Limango siparişimde henüz gelmedi..
Alışveriş yapmaya ara vermeyi düşünüyorum..
Buna en çok My Koo sevinecek.. { alakası yok diyecek bana ama hissiyat böyle :) }
Sonraaaa..
Aklıma başka bişey gelmiyor..

My Koo notu : Cuma günü Cameron Diaz ve Abigail Breslin'in başrolünü oynadığı (ikisini de çok seviyorummm) "Kız Kardeşimin Hikayesi" diye yeni bir film vizyona giriyormuş. Mutlaka gidelim tamam mı?

Bana müsade..
Karman çorman bir dolu yazı yazdım..
Sıkılmadınız umarım..

Birini sevmeye beni benden daha iyi hiç kimse ikna edemez!

Aşk..
Kişinin kendini ikna etmesi aslında. O kişiyi seçiyor, hep onun hakkında konuşuyor ve önce kendi kendimizi ikna ediyoruz. Birini sevmeye beni benden daha iyi hiç kimse ikna edemez, biliyor musun...

İkna sürecinde, karşı taraftan küçücük parça alıyor, sonra onu hayalimizdeki diğer parçalarla bütünlüyoruz. Hepsini üst üste koyarak kendi aşkımızı kendimiz yaratıyoruz.

...............

Aşkati tek ikna süreci bu değil.
Gün gelip de hayal kırıklığı yaşandığında, bu sefer de başka şeylere ikna etmeye çalışıyoruz kendimizi ve yine anlatıyoruz.
"Zaten beni hak etmemişti!" diyoruz mesela.
Ya da "Bu oyunda verici olan taraf hep bendim!" diyoruz.
Demiyor muyuz?
Türevlerini sıralamaya gerek yok; bildiğimiz, yaptığımız, anlattığımız şeyler hepsi.

Başlangıçta kendimizi aşka ikna etmek, aşkı çoğaltıp yaratmak için anlatırken, ayrılıkta da aşkı bitirmek için anlatıyoruz.
Kanıksayana kadar, artık hiçbir anlamı kalmayana kadar aşk acımızı anlatıyor, anlata anlata kurtuluyoruz..

İclal Aydın
Senin adın bile geçmedi
Sayfa 15


{devam edecek}

11 Ağustos 2009 Salı

Mini Cooper' ım olsa..

Miniiiii eğer bi gün benim olursan sana böyle bir garaj vaadediyorummm!
Sözzz..

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Beklemek aşkın neresinde durur?

Beklemeye başlarsın aşık olduğunda. Bitmek nedir bilmez bekleyişin. Sonu gelmez beklediklerinin.
Onunla ansızın karşılaşmayı, onu bir kere daha görebilmeyi beklersin. Bir olmazın olmasını beklersin.
Bir telefonunu, bir mesajını beklersin.
Delice beklersin.
Sana bir kere daha öyle bakmasını beklersin.
Bazen onu başka şehirlerde beklersin.
Gittiği yerlerden dönmesini beklersin.
Herşeyden vazgeçip sana gelmesini beklersin.
Yüzünü sana dönmesini,
Seni sevmesini, seni hep sevmesini beklersin.

.........

Yüzüne bakıp herşeyi unutmayı ve onunla her şeye yeniden başlamayı beklersin
Aşkın belkemiğidir beklemek..

İclal Aydın
Senin adın bile geçmedi
Sayfa 72


{devam edecek}

9 Ağustos 2009 Pazar

Menis Kumandareas - Kula

Çağdaş Yunan edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan Menis Kumandareas'ın duru bir dille anlattığı kısacık ama kocaman bir hikaye "Kula". 40 sayfalık sürükleyici bir kitap. Sade bir tasarımı var ve anlatım dili de çok güzel, çok sahici. Ben çok sevdim..
Kitabın arka kapağındaki yazıyı aynen paylaşıyorum..

Atina, 1970'lerin başı. Orta yaşlı, evli bir kadın. Genç, çapkın bir erkek. Her akşam aynı saatte, aynı trene binip evlerine dönüyorlar. Bir akşam birbirlerine selam verip de konuşmaya başladıklarında ikisi de bunun tutkulu bir aşka dönüşeceğini, sıkıcı, rutin hayatlarından kaçıp sığınacakları fırtınalı bir liman olacağını bilmiyor. Kadının aklında şimdi tek bir soru var. Bir hastalık gibi kontrol edilemeyen , kendi yolunu bulan, geçtiği yerleri yakıp yıkan bu aşk sorumluluklarının, ailesinin karşısında durabilir mi?

Okumayanlara tavsiye ederim..
İyi pazarlar..

8 Ağustos 2009 Cumartesi

Limango siparişim..

Markafoni ve Limango adlı alışveriş sitelerinden haberi olmayan yoktur sanırım :)
Ünlü markaların ürünlerini %70'e varan indirimlerle sahip olmanızı sağlayan online alışveriş siteleri..
Bende uzun süredir üyeyim bu iki siteye ama alışveriş yapmak bir türlü kısmet olmamıştı..
Taa ki bu sabaha kadar :)



Limango'nun bugün başlayan "Jour Du Nil" kampanyasından yukarıdaki iki küpeyi aldım..
Siyah olan Onyx damla küpe benim, Majorca inci küpe ise Seda'nın..
925 ayar gümüş ve 24 K altın kaplama bu küpelerin piyasa fiyatı 117 Liraymış.. [Öyle yazıyor sitede ben onların yalancısıyım :)]
Biz tanesini 35 Liraya aldık..

"Jour Du Nil takıları farklı bütün tarzları içinde barındıran, dikat çekici övgü toplayan mücevherleri seven kadınlar için tasarlanmıştır. Elle yapılan koleksiyonlarda yarı kıymetli taşlar, gümüş ve gümüş üzeri altın kaplamalar kullanılmaktadır" diye yazılmış sitede..

1 hafta içinde elimizde olacak siparişlerimiz..
Merakla bekliyorummm..

Siz eğer üye değilseniz annelerlehayatadair@gmail.com adresini referans gösterebilirsiniz..
Veya mail adresinizi yazın ben size davetiye gönderiyim.
Nasıl isterseniz..
Şimdiden keyifli alışverişler :)

7 Ağustos 2009 Cuma

Bende istiyorummmm..

Bu kolyelere bayıldımmm..
Bende istiyorummm..
Çok beğendimmm yaaa..



Bu sitede satılıyor ve fiyatı 330$ - 395$
Buna benzer tasarımlar yapan birileri yok mudur acaba?
Fiyatlarda makul ve mantıklı olsun ama :)



İyi haberlerinizi bekliyorum..

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Kendimleyim..

Dün gece belki evde yalnız olduğum için belki de sıcaktan uyuyamadım bir türlü..
Sabah da uyanamadım tabi :p
Gözümü açtığımda saat 08:45'di..
Mesai 09:00'da başlıyor :)
Yataktan o kadar ani fırlamışım ki akşama kadar başım döndü :(
Annem çok kızdı!
Bir daha yapmıcamm annecimm sözzz!
Ama bilemezdim ki refleks işte..

Annesini bırakıp gezmelere giden oğluşum hastalanmış :(
Hafif ateşi varmış..
Biraz da keyifsiz..
Az önce konuştum My Koo ile daha iyi dedi..
Hatta fotoğrafla kanıtlamaya çalıştı..
Yeşillikler içindeki bahçeye kurmuşlar yer sofrasını..
Keyifle yudumluyorlardı yemeklerini..
Aklım orada kaldı..

Temizlik mi yapsam yoksa hayatı akışına mı bıraksam demiştim ya kolay olanı seçtim..
Digitürk'teki diziler imdadıma yetişiyor neyse ki..
Bir de kitaplarım..
İclal Aydın'ın yeni kitabı "Senin Adın Bile Geçmedi" ve Nermin Bezmen'in "Sır" adlı kitapları eşlik ediyor yalnızlığıma..
Evin bu kadar sessiz oluşuna alışık değilim ya acayip sıkıldım..

Tam benden bu kadar diyecektim ki telefonum çaldı..
My Koo aradı..
Alper'in ateşi çıkmaya başlamış yine..
Yola çıktık geliyoruz merak etme dedi..

Ayrılık bitiyor ama önemli bir hastalığı yoktur inşallah Alper'in..
1-2 saat'e evde olurlar..
Ben onlar gelene kadar biraz kestireyim..
Malum Alper ateşlendiğine göre gece uzun olacak :(

İlave:
Gece 02:00'de geldiler eve.. Alper halsiz ve 38.7 derece ateşli olmasına rağmen eve gelir gelmez bilgisayar oynayabilir miyim anne dedi.. Şok oldum! Yatıp dinlenmesini gerektiğini söyleyince anlayışla karşıladı neyse ki! Üzerini değiştirip yatırdım bende hemen.. Çıp.lak olmasına rağmen epey terledi ve ateşi düştü.. Sabah 08:00'de yeniden 38'i geçti ateş.. İlacını içirip duşa girdim.. O arada açılmış biraz.. Bıcır bıcır konuşmaya başladı.. Bursa'da neler yapmışlar, nerelere gitmişler bir bir anlattı.. Ama seni çok özledim diye bitirdi cümlesini.. Kaldıkları evin bahçesindeki fıskiyenin altına girip sırılsıklam olmuş ondan hastalanmış.. Biliyor yani sebebini.. Çabucak iyileşmek istiyormuş ama.. Babası Aqua Park'a götürecekmiş de.. Bakalım biraz daha bekleyeyim de düzelmezse akşam üzeri dr'umuzun kapısını çalarız.. Geçmiş olsun dilekleriniz için KOCAMANNN teşekkürler..

4 Ağustos 2009 Salı

Künefe :p

Künefeyi çok severim..
Hele Ramazanda..
Sıcak sıcak..
Missss gibi..
Bol kaymaklı..


Yaz sıcağında pek gitmez diye düşünsem de yanılmışım..
My Koo'nun sözü vardı ve ailece kuzu çevirme yemeye götürdü bizi dün akşam..
Çevirmeyi pek sevmem ama yedim yinede..
Sonra da mideye bu kocaman künefeyi indirdim :)
Canı isteyen :p