29 Aralık 2007 Cumartesi

Okuldan Notlar...

Alper'de okulla alakalı büyük gelişmeler var.
Nihayet okulda olanları söylemeye başladı.
Bize ipuçları vererek sınıf arkadaşlarının isimlerini bulmamızı istiyor.

-Anneeee hadi oynayalım.
-E, A, Bu,Tu, vb... söyle bakayım kim?
Emircan, Alperen, Buse, Tuana....
-Bildin.


Yalnız kendisi Emircan diyemiyor, Emirjan diyor ve "j" leri söylerken çok tatlı oluyor.
Sadece isimler değil, okulda öğrenilen şiirler de biraz utanılarak da olsa söylenmeye başladı.
Fındık'tan sonra benim favorim bu :)

Patlıcan var patlıcan, patlasın oyunbozan.
Biberler var biberler, arabaya binerler.
Elimi kestim kan çıktı, karpuz kestim bal çıktı.

Yeni yıl yaklaştığı için Pazartesi günü okulda Yılbaşı partisi yapılacakmış.
Öğretmenleri tüm çocuklara Noel Babadan ne istediklerini sormuş.
Oğlum, araba dilemiş.
Öğretmenleri de Noel Babayı arayıp hediyelerin listesini vermiş.
Merakla bekliyor şimdi.

Evde olanları anlatırken,

-Anne, aslında Noel Baba diye bir şey yok ama mahsustan gelecekmiş dedi.

O kadar masum ki, keşke hep böyle kalsa.
Kalabilse...

24 Aralık 2007 Pazartesi

Bayramda bitti...

Bayram sabahı erkenden kalktık ailece.
Babamız namaza gitti biz yolunu bekledik.Cami dönüşünde kurbanlığımızı da getirdi bahçeye.
Kocaman çok sevimli,uysal bir koç'tu. Kesilmeden önce ki gözlerini kapayışı ve yüzündeki ifade ömür boyu silinmeyecek hafızamdan.

Bayramın ilk günü ailece evdeydik. İkinci gününde akraba ve komşu ziyaretlerini gerçekleştirdik. Üç ve Dördüncü gün ise miskin miskin evde Tv karşısında vaktimizi geçirdik. Arada nefes almak ve biraz soluklanmak için dışarı çıksakta eve geri dönmemiz uzun sürmedi. Yollar ve alışveriş merkezlerindeki olağan kalabalık bizi eve hapsetti.

Bayramdan 1 hafta önce yaptığım 3 günlük tatilin üzerine bu 4 gün çok iyi geldi.Şimdi uzun bir süre Pazar hariç dinlenmek yok. Çalış babam çalış...

"My son" notu: Bayram için alınan Ninja ve Splinterdan sıkıldıktan sonra oğlumun dilekleri ve göz yaşları sağanak şekilde sürdü. Bu arada Alperin kuzeni Işıl Abbasına anlattıklarını duyduğumda şok oldum. İsteklerini anne ve babasına nasıl yaptıracağını öğretiyordu 4.5 yaşındaki oğlum 10 yaşındaki Işıl'a.

-Suratını üzülmüş gibi yap ve ağlamaya çalış !
-Ne istersen yapıyolar !


Dan dan dan...
Küçük beyin taktiği belli oldu. Artık sana inanmayacağım dediğimde başka bişey bulurum ben dedi.

Ne diyebilirim ki kazamız mübarek olsun.

19 Aralık 2007 Çarşamba

Yarın Bayram...

Kurban Bayramı geldi çattı ...
Evde tüm hazırlıklar bitti.
Baklavalar açıldı,dolmalar sarıldı.
Alışveriş desen çoktan tamam :)



Ama nedense çocukluğumdaki coşku,heyecan hiç kalmadı.
Alper'e bakıyorum daha küçük belki de ondan sadece bayram hediyesi olarak alınacak hediyeyi düşünüyor.Kararını Ninja Kaplumbağa 3'lü saldırıdan yana yaptı.Alındı,paketlendi dolabında yarın sabahı bekliyor.
Eşim ise gönlüne göre koç alma sevdasını yerine getirdiği için mutlu mesut.

Evde bir bayram havası pek olmasada yine eski gelenekleri yaşatmaya devam.
Ömür bitene kadar !
Mutlu,huzurlu,sağlıklı ve keyifli nice bayramlar geçirmek dileğiyle...

17 Aralık 2007 Pazartesi

Ne mi oldu ?

Gözlerim doldu,doldu...
Ağladım sessizce.
Gömleğinin üzerine kocaman kartondan fındık iliştirmişler.Saçlar jöleli,beyaz gömlek ve kot pantolon ile inanılmaz yakışıklıydı.Sahneye topluca çıktıklarında kalabalığı görünce çok utandı.Gözlerini kaçırdı,uyku moduna geçti...

Anne çok heyecanlandı, duygularımı anlatmam gerçekten çok zor. Niye ağladımı hiç bilmiyorum.
Oğlum ezberlemeyi başardığı şiirini okusun diye mikrofon uzatıldığında
- Suratını ekşiterek "Offff , Offff yaaaaa" dedi...
Yonca Evcimik'in Seviyorum seni,aşığım sana şarkısında arkadaşı Tuana ile dans ettiler.Kızcağız kendini paralasa da bizim ki gözlerini açmadan dansı bitirdi.

Eve geldikten sonra küçükbey çok pişman oldu.

- Annecim,annecim söz.
- Bi daha ki sefer söz çok çalışıcam,çok başarılı olucam deyip durdu bütün gece.

Aslında sorun çalışmakta değil,heyecan ve utangaçlığındaydı...
Ezberlemiş olsada okumak istemedi.
Oysa,
Evde sürekli taburenin üzerine çıkıp selam veriyor. Ve eksiksiz okuyor.
Dediği gibi bi dahaki sefere...

Umarım :)

13 Aralık 2007 Perşembe

Bakalım Ne olacak !

Alper bey'in yarın saat 14:00'de gösterisi var :) Biz ailece şaşkınız. Küçük bey 2 haftadır "Fındık" ile ilgili şiir'i ezberlemeye çalışıyor. Traşımızı olduk,beyaz gömleği aldık,kot pantolonumuz da ütülendi, kuruyemiş ile meyvelerde tamam. Yerli malı haftası etkinliği için hazırız. Tek eksiğimiz aşağıdaki dörtlük !



"Vatanımızdır Giresun,
Uğramalı yolunuz,
Fındık yiyin durmadan,
Fındık gibi olunuz..."


İşte bu kadar !
Kolaymış demeyin.
2.mısrayı sürekli unutuyor.
Heyecandan, korkudan ve endişeden kıvranıyor.

Öğretmeni provalarda mızmızlandığını ve sahnede okumama ihtimali olduğunu söyledi.
Gösteri fobimiz gün geçtikçe büyüyor.
Bakalım,
Yarın ola hayrola...
İnşallah sorun çıkarmaz ve bunu da atlatırız.

10 Aralık 2007 Pazartesi

Bence de...

İclal Aydın'ın hayata karşı duruşu,yaşam tespitleri ve yazdıkları beni çok etkiler.
8 Aralık Cumartesi günkü köşe yazısının son paragrafına da bayıldım.
Ve buraya taşıdım...

"Gidiyoruz...
Yeni evler, yeni dünyalar, yeni hayatlar yaşıyoruz...
Yaşanan ne varsa dünden kâr kalan, atıp heybeye devam etmek gerek...
Gidenin ardından ve onun bıraktığı yerden devam ederek...
Evler, bahçeler...
Kapıyı açtın mı bir kere belli ki ya yolcu edeceksin, ya gideceksin...
Kapı açıldı mı bir kez daha ya içeri gireceksin ya da buyur edeceksin...
Hayat hiçbir eve, hiçbir bahçeye, hiçbir kapıya ve hiçbir ömre sonsuzluk vaat etmiyor...
O sebepledir ki işten, eşten ayrılmanın, bir evden taşınmanın duygusal yükünü kapı önünde bırakabilmek gerek.
Çünkü bir tek ölümle gidenin yerine geleni olmuyor... "

Fani dünyaya bağlanmanın zavallılığı daha nasıl anlatılabilirdi ki...
Ölümden öte köy yoksa da,
Korkunun ecele faydası olmasa da,
Can çıkmadan huy da çıkmıyor.

4 Aralık 2007 Salı

Aşk Olmak !


Dün gece yarısı izlediğim bir Tv programında söyledi bu sözü acıklı bir dizinin hüzünlü yüzü…

Dudaktan Kalbe’ nin dramatik oyuncusu Fadik Sevin Atasoy’a göre önemli olan Aşık olmak değil hayatta “Aşk olabilmekmiş…”
Kendin Aşk Olmak…
Baktığın her yere aşk ile bakabilmek!
Dokunduğun her şeye aşkın güzelliğini yansıtabilmekmiş…

İlginç geldi bana.
Ayakları yere sağlam basan ve aşkı ilk defa tatmış bir genç kadının hayat tespiti bu…
Kendine güvenen bir kadının çığlığı bekli de!
Kim bilebilir.

Gerçekten Leyla ile Mecnun kavuşsaydı aşkları dillere destan olmaz mıydı?
Sadece kavuşulmayana duyulan özlem mi içimizi yakan…
Yakınımızdaki aşklar neden bu kadar uzak şimdi bize…

Cevapsız kalan sorular,
Uzun süren susmalar,
Ve
Dile gelmeyen kelimeler mi aşkı bu kadar kutsal ve ulaşılmaz sayan…

Mühim olan Aşık olmak mı, Aşık olunmak mı ya da Aşkın kendisi olmak mı bilmiyorum.

Sadece,
Yaşadıklarının kıymetini bilmek ve içinden geldiği gibi yaşamak gerek herhalde.

Nitekim herkesin doğrusu kendine…

30 Kasım 2007 Cuma

Alışmak...

Oğlum kreşe hala alışamadı...
İnsan bünyesinin hayattaki yeni değişikleri kabullenmesi için altı ay'a ihtiyacı olurmuş.
Sabırla bekliyorum.
Ağlayıp sorun çıkarmıyor ama biliyorum ki isteyerek gitmiyor.
Sırf bizi kırmak istemediği için gidiyor.
Ben sadece arkadaşlarıyla vakit geçirsin, yaşıtlarıyla oynasın ve az buçuk da olsa yeni bir şeyler öğrensin diye kreşe başlamasını istedim.
Yoksa babannesi şahane bakıyor torununa...
Ama hala her gidişinde (özellikle ben bırakıyorsam) gözleri küçülüyor,dudakları kıvrılıyor.
Ve öyle bir el sallıyor ki kendimle savaşıyorum.
Okuldayken arkadaşlarıyla eğlendiğini ve yaramazlıklar yaptığını anlıyorum kurduğu cümlelerden.
Ama çalıştığım halde beni çok özlediğini bahane ediyor.
Zamanla alışır diyorum.
Artılarını düşündükçe sabret diyorum.
Çekingenliğini üzerinden atmaya daha atak olmaya başladı bile.
Atasözü bile ezberlesi...

"Ayağını yorganına göre uzat"...

Aralık ayının ortalarında yapacakları gösteride Oğlum meyve olacakmış.
Bu yüzdende çok heyecanlı ve endişeli...

Bekliyorum sabırla anne bugün okul yok mu diye soracağı günleri...
Şimdilik yatmadan önce
- Annee
- Yarın okul yok dimi diye soruyor.
Eğer yoksa
- Olleyyy...
Varsa da,
- Yemek yemek yok dimi ? diye soruyor.
Büyüdükçe geçecek, biliyorum.

Zaman en iyi ilaç olacak sanırım alışmak için.
Alışacak...

27 Kasım 2007 Salı

Hatırla Sevgili...



Hatırla sevgili;
En sevdiğim ve ağlamaya doyamadığım tek dizi...
Yaseminin saflığı mı ?
Ahmetin tükenmeyen aşkı mı ?
Necdetin hayalkırıklıkları mı ?
Yoksa yaşayamadığım o 60'lı yıllara özlem mi bilmiyorum beni ekrana bağlayan.
Belki de sadece aşk !
Karşılıksız,
Uzak,
Yakın,
Bir başına yaşananların,
İçinde büyütülenlerin,
Dokunmak istediklerinin,
Dokunduklarının,
Ve belkide Senin olmadığını bildiğin ve sadece yanında olmasının bile yettiği büyük bir aşkın şaşkınlığı...
Offffff Sabah sabah daraldım.
Yasemin oldum,
Ahmet oldum,
Necdet oldum,
Hala - Dayı oldum...
Ama içinden çıkamadım.

Aşk;

Çözümü olmayan tek bulmaca değil mi ?

16 Kasım 2007 Cuma

Alper'den İnciler...

Oğlum hergün öyle ilginç cümleler kuruyor ki şaşırmamak elde değil. Okudukça gülmek ve unutmamak için yazmaya karar verdim.

Dün gece…
Spiderman 3’ü izliyoruz odasında.
Anne meraklı soruşturuyor, oğlu bakalım neler biliyor.

Anne : Alpeerrr
Çocuk: Efendim anniş
Anne: Spiderman bu kıza aşık mı canım?
Çocuk: Kim'e Peter Parker mı anne !
Anne: Haa evettt o (Hatırlayamadım adını da naapıyim:)
Çocuk: Aşık mı bilmiyorum ama kızın adı Mary Jane Watson .
Anne: Ama aşık olsalar öpüşürlerdi di mi?
Çocuk: (Hınzır bir gülümseme) Sen görmedin filmin başında örümcek ağının üstünde yan yana öpüştüler… Hıh hıh hııı


Günün devamı…

Anne: Annecim, kalbin nerde senin ?
Çocuk: İşte burada anne (tam isabet)
Anne : Atıyor mu peki ?
Çocuk: Evet seni görünce küt küt atıyor (utandı birden), sana aşığım ya ben…
Şaka şaka anne kimseye deme sakın aramızda. Tamam mı?
Anne: Tamam söylemem…


Her gün bunun gibi bir dolu diyalog geçiyor aramızda.
Çok şanslıyım,
Anne olduğum için...

29 Ekim 2007 Pazartesi

Endişe....

Anne olur olmaz yakalanan amansız bir hastalıkmış.
Bende anladım.
Oğlum yanımda değilken sürekli neler yaptığını düşünmek,yaptığın işe konsantre olamamak neymiş artık biliyorum.
İçimi sürekli kemiren;

- Acaba okulda neler yapıyor,yemeğini yedi mi, tuvaletini yaptı mı, susadıysa öğretmenine söyledi mi ?
Ya da
- Arkadaşlarına alışabildi mi ,terledi mi ?
Falan filan...

Sürekli aklı oğlunda olan endişeli bir anneye dönüşüverdim.
Ben istedim mi böyle olmayı ?
Hayır !
Ama oldu bir kere...

20 Ekim 2007 Cumartesi

En Dönülmez Yol Ölüm müdür ?

Ölüm...

Kara bir kuyu mudur dibi gözükmeyen !
Yaşamımızda sevdiklerimizle aramızı dönüşü olmadan ayıran "Ölüm" ne ifade eder insan'a ?
Son ,
Sonsuzluk ,
Karanlık ,
Ebedilik ,
Yol ,
Sonu olmayan bir uyku ,
Dönüşü bulunmayan,
Uzun yada kısa ,
Anlık ,
Bir zamanlık ,
Gidenlerin memnun olduğu için dönmediği sanılan bir sefer midir gerçekten ?

İnsanı düşünürken bile ürküten "Ölüm" ne zaman çalar kapıyı bilinmez !
Belki erken,
Belki geç,
Beldi de tam vaktinde...

Eskilerin dediği gibi Allah (cc) sıralı ölüm versin ve sevdiklerimizin acısını göstermesin demek en doğrusu galiba.

Sevdiklerimizle ve dünyayla sağlıklı,sıralı bir vedalaşma dilemekten başka ne gelirki kulun elinden...

9 Ekim 2007 Salı

Minicik Ayaklara Dokunmak...



Aklıma Oğlumu ilk kucağıma aldığım an düştü bu fotoğrafı görünce.
Küçücük,savunmasız bir çift ayak çarpmıştı yumuk gözlerinden önce...

Dokununca insanın incitmekten korktuğu bir çift ayak !
Çorabın içinde kaybolan ayakları, hiç üşümez umarım.
Tüm çocukların...

24 Eylül 2007 Pazartesi

Hayat Sizin...

Hayat kayıp gitmesin ellerinizden...

İzin vermeyin.

Sevdiklerinizin bile sizi üzmesine, hor görmesine,sizi olduğunuz gibi kabullenmek yerine değiştirmeye çalışmasına izin vermeyin...

İlk başta sizi konuşmalarınız, paylaştıklarınız yüzünden sevenlerin zamanla susturmaya çalışmasına göz yummayın.

Kendimiz gibi olmak ve bunu kabul ettirmek zorundayız etrafımızdakilere.

Her isteyene göre değiştirirsek yaşamımızı bizden geriye ne kalır söyleyin lütfen.

Sırf birisi istiyor yada sizi öyle beğenmiyor diye kendi kararlarınızdan ve yaşam
biçiminizden ödün vermek hiçte mantıklı gelmiyor bana açıkçası.

Hayata karşı herkesin ayrı bir duruşu,ayrı bir bakışı vardır.Karbon kağıdıyla çizilmedi bütün yürekler öyle değil mi !

Yaşadıklarımız anlam kattı bize, yön verdi yaşamımıza.

Öyleyse her bireyin sadece kendi yaşantısına yön verme, kendi doğruları paralelinde yaşantısını şekillendirmeye hakkı var.

Siz siz olun...
Gerisi zaten gelir.
Bırakın etrafınız sizi olduğunuz gibi sevecek,düşüncelerinize değer verecek ve yaşamı sadece sizinle paylaşmayı isteyecek insanlarla çevrilsin.

İnsanı olduğu gibi kabullenmek ve yanlışlarıyla kabul etmek değil midir bir ölçüde sevmek.

Her insanı sevecek bir ikinci kişi vardır yeryüzünde...

Tabi ki aramayı bilene....

Dipnot:Eski bir yazım elime geçti ve paylaşmak istedim.

12 Eylül 2007 Çarşamba

OĞLUM'un KREŞTEKİ İLK GÜNÜ...

Canım Oğlum bu gün 10.30'da kreşe başladı.
Deneme sürecindeyiz şu an !
İlk günümüz çok güzel geçti.Önce biraz çekinir gibi oldu ama ardından alıştı.
Sınıfa ilk girdiği andaki yüzünü unutacağımı sanmıyorum.
Öyle masum,öyle yabancıydı ki kalabalığın içinde.
Sanki oraya ait değildi benim paşa oğlum.

Neyse ki anlayışlı ve tecrübeli öğretmenimiz Elif Hn. sayesinde alışması uzun sürmedi.
Gerçi yarın sabah ne yapacağının bir garantisi yok ama :) bakalım yaşayarak göreceğiz.

Ben yaklaşık 1 saat yanında durdum.Malum işe de gitmek zorunda olduğum için Babamız (Bu hafta 16 oo - 00 oo çalıştığı için o müsaitti) bekleme salonundaki yerini aldı yokluğumda... :)
Bende iş yerinde 1 saat takılıp tekrar yuvaya geldim.
Canım oğlum ,
Aaaa Annem gelmiş diye atladı kucağıma...

Öğretmenimizin söyledikleri karşısında ağzımız kulaklarımda şen mesut ayrıldık yuvadan...
Ve böylece ilk gün'ü sorunsuz geçirmiş olduk.
Üzerine bide yakasına yıldız aldı benim oğlum :)
Çooook mutlu ...

- Anne her gün bu kıyafetle mi gidicem okula diye sordu ?
- yoo her gün değişik kıyafet giyiceksin canım dedim.
Bozuldu sanki...
-Niye sordun Annecim ?
-Eee bu yıldız nolcak peki ?


Kıyamam ben oğluma yaaaa :)

Onu odana asarız dedim ve anlaştık.

Benim canım oğlum yuvadaki ilk gününü sorunsuz atlattı.
Günün kritiğini yaparsak ;

Öğretmeniyle oynamaya başlamış.
Yap boz yapmış, suda balık yüzdürmüş...
10'a kadar sayı saymış ve tüm renkleri bilmiş :)
Öğlen yemeğinde kuru fasulye ve pilav yemiş.
Öğretmeni şimdilik çok başarılı ve uyumlu olduğunu söyledi...

Yarın da resim yapacakmış...

Bakalım, umarım devamında da sorun yaşamayız.
Teşekkürler Anneciğim...
Beni hiç üzmediğin için...

Dip Not:Nazar değmez di mi ?

7 Eylül 2007 Cuma

Döndük....

İnsanoğlu kuş misali bir gün orda ertesi gün burda...
Ve her gidişin bir dönüşü var !
1 haftalık Yunanistan tatilimiz de bitti ve işe bile başladım :(
Hem de gece 2 de geldikten sonraki ilk sabah !
Banada yazık yaaaaa...

Şimdi tatiller bitti ve yoğun bir iş temposunun yanında sıkı bir tasarruf dönemide başlıyor.
E malum alışveriş durumları :)

Aslında daha önemli bir sorunum var benim.
Oğlum'u bu yıl okul öncesi eğitimin önemini bildiğimden hazırlık okuluna göndermek istiyorum ve bu nedenle de harıl harıl kreş bakıyorum.

Oğlum'a Babannesi baktığı için sorunumuz yok.
O yüzden haftanın 3 günü yarım gün yollamak niyetim.Maksat yaşıtlarıyla uyum sağlamakta ve paylaşmakta anaokulu öncesi sorun yaşamasın.

Umarım bu güne kadar karşılaştığı zorlukların üstesinden kolayca gelen oğlum bu seferde başarır.

Okul, kreş yada bakıcı seçmek ne zor değil mi ?
Düşünsenize en değerli varlığınız,kıymetliniz, biricik yavrunuzu gözünüz arkada kalmadan bir başkasına emanet etmek hiç de kolay değil.

Annelerin bu dönemde işleri çok zor.
Hepimize kolay gelsin.

25 Ağustos 2007 Cumartesi

Oğlum Hasta :(

Paşama nazar değdi !
Dün akşam işten döndüğümde Oğlumun gözlerinde keyifsizliği gördüm.

Ardından Ateş...
37.5 ile başladı ve 39.9'a kadar çıktı.
Ilık duş,ateş şurubu ve fitilin ardından sabah gözümüzü doktorda açtık.
Ateşi 39.5'tu.
Mikrobik bir durummuş.
Haftalardır hazırlandığımız Yunanistan ziyaretide bu akşamdı !
Dr'a Gece Yunanistana gitme planımız olduğunu söyledik ve Alperin deyimiyle "dr bizi salmadı"
Ateşi kontrol altına alınmadıkça seyahat yasağımız var.
Ama olsun Oğlum iyi olsunda gerisi mühim değil.

Allah tüm hastalara şifa versin.

24 Ağustos 2007 Cuma

Karşılıksız Sevebilmek...

Annelik en zor meslek olmalı yaşam tarafından kadına sunulan...

Çünkü annelik özveri, sabır, anlayış ister.

Sonsuz bir dinleme gücü gerektirir.

Ya sabır diyemezsiniz eğer anneyseniz.

Minicik bir can her akşam yolunuzu gözlerken yorgunum annecim de diyemezsiniz.

Akşam eve geldiğimde gün boyu yaptıklarını anlatan ve bendende rapor bekleyen bir oğlum var benim.

Anlatırken sürekli öpen, anne seni çok özledim diyen küçücük bir adam.

4 yaşından daha büyümedim mi anne diye tutturan,

Odasında uyuduğu zamanlar Anneee - Babaaa diye uyku bölmekten haz duyan,

Kreşe gitme zamanı gelen ve nihayet 5 yaşına giren bu delikanlı hayatın bana sunduğu en büyük hazine...

Anne olmak,

Çıkarsızca sevebilmek,

Önce "O" diyebilmekmiş.

Birini kendinden çok seversem sanki dünyam kararacak sanırdım.

Ne oldu da hayatıma giren masal prensim beni bu denli değiştirdi hala çözemedim.

Oğlum;

canımın en kıymetli parçası,karşılıksız sevdiğim tek erkek!

İyiki varsın.

Seni çooook Seviyorummmm....

16 Ağustos 2007 Perşembe

BEKLERKEN…

Hiç birini beklediniz mi ?
Sizden kilometrelerce uzakta olan bir yakınınız, dostunuz yada sevgiliniz olabilir bu !
Umutsuzca ,özlemle ya dönmezse kaygısıyla…
İçinizde fırtınalar kopartan bir ilişkinin ardından geri gelir mi diye düşünmediniz mi hiç ?
Yada dönmezse diye kahrolduğunuz birileri olmadı mı yaşamınızda ?

Başka bir açıdan bakarsak ;

Daha iyi bir eğitim almak için sizden uzağa giden çocuğunuz için endişelenmediğiniz bir gününüz oldu mu ?
Acaba ne yedi diye kaç kere telefona sarıldınız ?
Ya kimlerle arkadaşlık ediyor diye bölünen uykularınıza ne demeli ?

Beklemek …
Çocuğunu yada Sevgilini …
Akrabanı yada bir Dostunu…
Ya dönmezse diye kaygılanarak,
Ya başına bir iş gelirse diye gurbet ellerde hayıflanarak…
Beklemek…
Askerde Evladı,
Gurbette Anayı,
Yad ellerde Sevdiğini…

Ne fark eder…
Ateş hala düştüğü yeri yakarken…
Beklemek…
İşkencenin bir başka yüzü.
Beklemek…
Acının ta kendisi…
Beklenen dönmedikçe !

Döndüğü gün gönül bayram yeri…

10 Ağustos 2007 Cuma

Tadilat nedeni ile bir süre kapalıyız...

Kafayı yememe az kaldı :)
Evde badana boya ve hafif bir tadilat dönemine girdik.
Komple bir dağınıklık söz konusu.
Taş taş üstünde değil anlayacağınız.
Neyseki yatak odasında uyuyabilecek bir yer ayarladık kendimize...
Oğlum bile bizi terk etti.
Beyefendi haklı bu dağınıklıkta oyuncak mı bulunur !
Alt kattaki Babaannesine yerleşmiş bulunmakta.
Mutlu mesut gözüküyor.
Bizde umrunda değiliz hiç :(

Tam 4 gündür aynı kargaşa.
Evden çık işe git,işten gel yemek ye temizliğe başla !
Gece yarısına kadar iş ve ardından sızmak suretiyle uyku :(
Zavallı kocamda benimle birlikte boya kazıyor, her türlü işe koşturuyor.
Ve onun iş yerindeki temposu çok daha ağır.

Tül ve halı siparişlerimiz gelene kadar umarım işlerimiz bitmiş olur.

Aynaya bile bakamıyorum.
Berbat durumdayım.

Birde bu kadar koşturmacanın içinde ay sonunda gidilecek Yunanistan gezisi için resmi işlemler var. Arada onlarlada ilgileniyorum. Pilim bitti , şarjla idare ediyorum :)

Yardımları için saygıdeğer Koooo' ma Teşekkürlerimi sunuyorum.
Veee
Oğlum ne olur evine dön......
My koooo I love You

7 Ağustos 2007 Salı

HAYRAN OLUNACAK KADINLAR...


Kimlere hayransınızdır?

Yada keşke o ben olsaydım dediğiniz bir kadın var mıdır?

Bazı kadınlar vardır güzellikleriyle, giydikleriyle dikkati üzerine çeker.

Bazıları da duruşları,bakışları ve konuşmalarıyla hayranlığınızı kazanır.

Hayran olunan bir kadın mıyım bilmiyorum ama hayatıma renk katan kadınlara bağlılığım vardır.

Ve hayatımda hayranı olduğum kadınların payı büyüktür.

Bana ne mi kattılar ?

Yaşamıma ışık tutmuş,günümü aydınlatmış,gülümsememi sağlamış,ufkumu genişletmişler daha ne olsun…

Gençlik yıllarımdan itibaren fanatik bir Ayşe Arman okuruyum.Röportaj verdiği dergileri bile alıp biriktiririm.

O’na olan bağlılığım tutku derecesindedir.
Sevinci bana yansır,üzüntüsünü görmezden gelemem…
Sadece bir özenti değil içimden gelen bu…

Hiç tanımadığın bir kadını neden sever insan diye de soruyorum bazen kendime ama net bir cevapta bulabilmiş değilim henüz!
Sadece,
Sesini duyduğun ve dokunmadığın bir insanı kendine arkadaş yapabiliyormuş hayat…
Tek taraflıda olsa bazı şeyleri insan içinde yaşamalı…
Ama o’nun içi ve dışı yok.
O kadar şeffaf ki…
Bayılıyorum bu pervasızlığına ve cesurluğuna…
Ayşe gibi cesur olamam belki ama iyi ki bir gazetenin 6.sayfasında çıkmış karşıma…
Buna da şükür !

Hayatın sundukları karşısında herkes bu kadar şanslı olamasa da okumakta iyi gelebiliyor
Özellikle hayal kurarken ...


Ana fikir şu; Ayşe Arman benim hayatımda bir Duvar’dır.
Yaslandığım…

2 Ağustos 2007 Perşembe

GİDERKEN...

Birbirleri ile çok iyi anlaşan bir çift…
İki iyi arkadaş…
7 yıl sonra evliliklerinde bir eksiklik olduğunun farkına varıyorlar.
Ve adam eşi tatildeyken eşyalarını toplayıp gidiyor.
Giderken de aşağıdaki notu yazıyor.

“Zor oldu ama gidiyorum. Hayallerine bir an önce kavuşman dileğiyle.”

Terk edilen kadının yakın arkadaşı da aşağıdaki cümleleri kuruyor.

Onu hâlâ sevgi ve saygıyla anıyoruz.
Bu işte böyle bir şey.
Galiba esas kazananlar gitmeyi becerebilenler.

Sessizce ve asilce...
Yasemin Kiremitçi


Bu nasıl bir çelişki anlamak zor geliyor bana…
Yaşanan hayatlar başkasına mı ait.
Yada aynı dünyalara ait değilmiyiz tam da bilemiyorum.
Sadece,
Gitmek bazen kalmaktan daha az acı verebilir.
Ve her giden mesut değildir.
Nedensiz gidişler ve geri dönüşler varken hayatımızda kalanlara acımak yada gidebilene alkış tutmak niye...

Ve, insanın kendini ait olduğunu zannettiği yer neresi ki...
Ben çözemedim de !

31 Temmuz 2007 Salı

Nasıl bir Annesiniz ?

Kuralcı, dediği dedik mi?
Çocuğunun kararları ve fikirlerini önemseyen, doğruyu yada yanlışı deneyerek bulmasını tercih eden bir anne mi?
Yoksa hiç biri mi ?

Kendinizi sorguladınız mı bilmiyorum ama benim arada kafamı kurcalar bu soru.
Tabiki bende her anne gibi çocuğumun başarılı olmasını, problemsiz bir hayat sürmesini istiyorum ama buna hakkım var mı tam da kestiremiyorum. İleride pişman olacağım ve çocuğumun hayatını etkileyecek bir yönlendirmenin içine girmektende çok korkuyorum.

Sadece elimden geleni yapmak istiyorum. Onun iyi bir eğitim alabilmesi, yeteneklerini keşfedebilmesi için...

Akıl vermek yada yönlendirmekte değil amacım.
Hayatın bana kattıklarını paylaşmak.

Bir anne olarak çocukluğuna, gençliğine dair "keşkesi" olmasın,
Cesur olsun, kendini ifade edebilsin, hayata karşı bir duruşu, bir tarzı olsun, kararlarını kendi verebilsin, mutlu bir ailesi, keyif aldığı bir işi ve huzuru olsun istiyorum.

Çok şey mi istiyorum sizce ?

28 Temmuz 2007 Cumartesi

Nöbetçi Refakatçi iş başında :)

Bu aralar en sık yaptığım şey hastanelerde refakatçi olarak bulunmak.
Gazeteye ilan veriyorum
Metin aynen şu :
Dikkat Dikkat
Her türlü hastanıza itinayla bakılır :)
Vayy be girişimci ruhum iş başında...
Dün de yeni doğan minik yeğenime refakat ettim de doz aşımından saçmaladım galiba...
İdare edin please :(

Babası işte, annesi refakatte, Alper ise babaannede kaldı dün gece...
Sabah 7.30 da hastaneden çıkıp eve geldim.Üzerimi değiştirdim ve hoop işteyim şimdi de.
Kuş misaliyim bu sabah...
Maşallah nazar deymez inşallah...

27 Temmuz 2007 Cuma

Aileye yeni bir bebek katıldı...

Evvet 26 temmuz'da (dün) abimin bir oğlu oldu ve böylece bende ilk kez Hala oldum...
Çok mutluyum...
2900 gr ağırlığında 50 cm boyunda nur topu gibi bir oğlumuz oldu.
Adı Furkan...
Benim aşkitom Alper'de "Abi" oldu...
Çok şeker bir oğlumuz daha var artık.
Maaile telaş içindeyiz.
Daha annem tam iyileşememişti ama bizim oğlan dayanamadı ve 10 gün önce dünyaya geldi.
İyi de etti :)

Allah nazarlardan saklasın,sağlıkla büyüsün inşallah.

22 Temmuz 2007 Pazar

Tatil gibisi yok...

Hava çok sıcak bu aralar...
35 derece sıcaklık var dışarda.
Yapılacak tek şey evdeysen duş almak, işteysen klimayı açmak veee tatildeysen yüzmek :)
Ben bu yıl tatil işini erken hallettim o yüzden önümüzdeki yılın hayalini kuruyorum şimdiden.
Bu yaz (haziran) çok güzel bir tatil yaptık. Lara'da Titanik Oteldeydik eşimin kızkardeşi, eşi ve kızı ile mini bir aile tatili oldu.
Harika bir tesisti, yedik, içtik, eğlendik.
Alper, kuzeni Işıl ile ayrılmaz bir ikili zaten...

Önümüzdeki ay sonunda Yunanistan'a gitme ihtimalimiz de var aslında ama aile ziyareti olacak o...
Eşimin anneannesi orada onu ziyaret edceğiz.Oğluş'u görmeyi istiyordu uzun zamandır, bu sayede biz de gezmiş olacağız.

E birazda Alış-veriş tabi...

21 Temmuz 2007 Cumartesi

Bana şiiri sevdiren adam...


Lise yıllarımdı sanırım.

Aşağıdaki dizeleri okudum ve şiir'e olan düşkünlüğüm böylece başlamış oldu.

Özdemir Asaf'ın yüzlerce şiirinden beni en çok cezbeden bu idi.

Sonra kitaplarını bulup okudum bir yerlerden.

Ve hep özel kaldı benim için Özdemir Asaf.

Herkes okusun bilen bir daha okusun bence...


SENİ SAKLAYACAĞIM

Seni saklayacağım inan

Yazdıklarımda, çizdiklerimde,

Şarkılarımda, sözlerimde.

Sen kalacaksın kimse bilmeyecek

Ve kimseler görmeyecek seni,

Yaşayacaksın gözlerimde.

Sen göreceksin, duyacaksın

Parıldayan bir sevi sıcaklığı,

Uyuyacak, uyanacaksın.

Bakacaksın, benzemiyor

Gelen günler geçenlere,

Dalacaksın.

Bir seviyi anlamak

Bir yaşam harcamaktır,

Harcayacaksın.

Seni yaşayacağım, anlatılmaz,

Yaşayacağım gözlerimde;

Gözlerimde saklayacağım.

Bir gün, tam anlatmaya..

Bakacaksın, Gözlerimi kapayacağım..

Anlayacaksın.

Özdemir Asaf

20 Temmuz 2007 Cuma

Annem ameliyat oldu

Anneciğim...
Dün annem uzun süredir nefes almasını zorlaştıran nodüllerini aldırdı.
2.5 saatlik başarılı bir ameliyat geçirdi.
Çok şükür şimdi gayet iyi..

Gece yanında kaldım.Sabah ise iş :)
Yorgunum galiba !
Ama annem iyi ya gerisi mühim değil.

Aytoş'um benim kendine iyi bak.

18 Temmuz 2007 Çarşamba

Resim

Bazı resimler vardır...
Üzerine yazacak, anlatacak sayfalar dolusu satır vardır.



Mevsim sonbahar...

Akşam üzeri, yağmurlu bir gün.

Aynı şemsiyenin altında durmaktan keyif aldığın bir adam var kolunda, yanı başında...

Sıcaklığı içini ısıtan,varlığı yüreğini pır pır ettiren bir adam...

Birliktesin, aynı yatakta, aynı tarafta ve çok şükür aynı dünyadasın.

Ayaklarının altına hışırdadıkça içine huzur dolduran yapraklar serili...

Toprak mis kokuyor ve yağmur ne güzel yağıyor.

Kolunda sımsıcak bir el...
O' nun eli..

My Koooooo
İyi ki varsın canım...

17 Temmuz 2007 Salı

Hayat Güzeldir...



Önce çok güzel bir film,ardından bir televizyon programının gözlerinin içi gülen gamzeli sunucusu “O”genç kadın hatırlattı bana bunu…
Sık sık Öyle inançla, öyle güzel söyledi ki sahiden de hayat güzeldi“miş”…
Ama bakmasını, görmesini bilene…
Hep sevgiyle,merakla takip ettim o gencecik kadını…
Evlendi,bebeği oldu derken eşiyle yolları ayrıldı,umudunu yitirdi,hayal kırıklığına uğradı. Yılmadı hiç…
Sadece büyüdü…
Hayat güzeldi ve tekrar sevdi,sevildi…
Başı dönmedi aşktan belki ama sevdi sadece sevdi…
Evlenmek hele kızıyla daha yeni kurduğu düzene bir erkeği sokmak öyle zordu ki…
Düşündü.
Çok düşündü…
İmkansızlıklar ve ön yargılarla yaklaşılan aşkında tüm zorlukları göze aldı.
Bir yabancıyı kendi yaptı…
Sadece yüreğini değil evini de açtı.
Yanıldı…
Haksızlığa uğradı.
Kızdı.
Kendine kaçtı.
Yanında biriktirdiği kıymetli dostları ve canları vardı…

Düşündü…
Neden bunlar benim başıma geldi diye…
Kendine kızdı.Çok kızdı hem de…

Yepyeni bir hayata başlamaya hazırlanıyor şimdi o güzel kadın.
Kızıyla mutlu ve huzurlu olabileceği bir hayat yaşamak istiyor.
Yüreğinin gizlerinde bir umutla doğru adamı bekliyor.
Kendinden habersiz…
Ve ne istediğinden…

Oysa yaşam ona öyle cömert davrandı ki bilmem farkında mıı?
Sevenleri dualarıyla ardında,yanındaydı…
Daima…
Boş konuşanlara inat!

Yaşarken…


İclal Aydın’a yazılmış bir yazı... 11.07.07

16 Temmuz 2007 Pazartesi

İlk Yazı...

Annelik telaşını kalbinde barındıran,
Yüreğinde merhamet olan,
Kalbi yaşama sevinciyle atan,
Yolu bu dünyadan geçen,
Bir annenin kaleminden yazılmış gerçek bir hayatı merak edenler okuyabilir yazdıklarımı...

21 Haziran 2003 doğumlu çok şeker bir oğlum var benim...
Adı Alper...
Çoook yakışıklı bir genç adamdır kendisi.
Hatta kendi deyimiyle "büyümüştür" artık.

Aslında her şey onun için, tüm yazılanlar ve tüm yaşananlar...
Esas oğlan o yani bu filmdeki :)
Hayattaki en değerli varlığım, kıymetlim, biricik oğluma adanmış satırlar olacak burada...
Unutmamak için yaşadıklarımızı ona kendini ve hayatımızı anlatacağım.

Kısaca,
Bir annenin kaleminden oğluna, hayata ve aşk'a adanmış yazılar,
Bir kadının kendi penceresinden, dünyaya bakışı olacak.
Ve daha neler, neler...